28 Ekim 2013 Pazartesi

Hayatım Roman Olsa

Tavsiye üzerine bir kitaba başladım bugün, Angutyus'un "Bir Apaçi Masalı". Başladığım gibi de bitirdim. Kitap Dizüstü Edebiyatı serisinden bir hayat dersi; bazı olaylara, insanlara farklı bakmayı öğretiyor. Kimimizin görebildiği, kimimizin umurunda olmayan gerçekleri anlatıyor. Alın okuyun derim..
Kitabı okuduktan sonra kendi hayatımı düşündüm. Zaten kendimi sorgulamak için fırsat arıyorum ya.. Şöyle anlatacak bir hikayem var mı, yok. Hayatımın en maceralı bölümü "annemin hamileliği-1 yaş arası" diyebilirim. Daha sonra kreşler, ana okulları, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, mezuniyet, bir süre iş arama, birkaç iş değiştirme, sonra çalışma temposu, bir yandan sevgililik, nişanlılık, sonra evlilik derken geldik işte bu güne.

Bilemiyorum bazen, ya bizim hayatlarımız çok sıradan ya da diğer insanlar enteresan veya aynı tür olaylara kimisi "olağan" yaklaşırken, kimisi bu olaylardan "anlatacak bir hikaye" çıkarıyor. Çocuk kalabilmek bu yüzden önemli sanırım, her şeye şaşırabiliyorsunuz; çünkü her şey yeni, her şey ilk.

Ben şu bloga bile yazacak bir şey bulamazken insanlar hayatlarından roman yazıyor. İlginç...

20 Ekim 2013 Pazar

Why do people get married?

"We need a witness to our lives. There's a billion people on the planet... I mean, what does any one life really mean? But in a marriage, you're promising to care about everything. The good things, the bad things, the terrible things, the mundane things... all of it, all of the time, every day. You're saying 'Your life will not go unnoticed because I will notice it. Your life will not go un-witnessed because I will be your witness'."

Quote from Shall We Dance

18 Ekim 2013 Cuma

Hoşgeldin Sonbahar

Eveett, 1 Ekim itibariyle benim meşhur 3 aylarıma girmiş bulunuyoruz. Ancak ay başından beri hava öyle güzeldi ki bu yazıyı yazmak gelmedi içimden. Dün ise hava bulutlanmaya başlayınca "tamam" dedim, "dönülmez noktaya geldik". Bu sabah ise sarılı, yeşilli, kırmızılı, rengarenk bir sabaha uyandım. Heyecanla giyinip adımımı kapıdan dışarı attığımda bir de yağmur yağdığını görünce keyiften dört köşe oldum.. Müziğim kulağımda yürüdüm, yürüdüm.. Bunlar da yürürken beni benden alan görüntüler:
arka bahçemizz

        sokağımızz

Seviyorum seni sonbahar...

5 Eylül 2013 Perşembe

Truth

The only person who can pull me down is myself, and I'm not going to let myself pull me down anymore!

30 Ağustos 2013 Cuma

Ne Var Ne Yok


Buraya 2 ayda bir yazarak çok heyecanlı bir platform oluşturabilirim gerçekten de!!! Ya da yeni bir "challange" olarak bunu mu denesem??

Bayram geldi geçti. Tüm haftayı birleştirerek; ama Pazartesi sabahı saat 9:15'te facetime üzerinden iş takibi yapmak suretiyle, 9 gün tatil yaptım. Dinlendim dinlenmesine. Bilgisayarımı almıştım yanıma işleri biraz toparlarım ümidiyle, onu yapamadım pek. Parantez açarak hazırladığım bavulu anlatmam lazım!!

Cuma akşamı epey geç saatte çıktım ofisten. Eve gittim, bavulumu hazırlamaya başladım, eşim daha sonra gelecekti. Garantiye almak için önce laptopumu yerleştirdim. 1-2 pantolon, 4-5 t-shirt, 1-2 uzun kollu bluz, çorap, çamaşır, ayakkabı, makyaj-temizlik malzemeleri, kitap, şarj aleti ekledim. Gönül rahatlığıyla bavulu kapattım, hızlıca duş aldım, bir şeyler atıştırdım ve otobüs için hazırdım artık. Evden çıktık, terminale doğru yürürken bir baktım insanlar şort giymiş, terlik giymiş. "ben şortla terlik almadım yanıma" dedim eşime, yapacak bir şey yoktu o saatte. Biraz daha sonra durdum, "ben yanıma MAYO almadım!!" dedim. Güldü sadece... Neyse ki yazlık eve gittiğim için orada da birkaç kıyafetim var. Civarda alışveriş yapacak da bol bol yer var. Cumartesi günü anneciğimle gittik, eksiklerimi aldık da denize girmek için Sevgilimi beklememe gerek kalmadı!! :))

Sonuç olarak eş dostla güzel geçti tatil. Döndük, sonraki hafta sonu Uziciğin doğumgünü için İstanbul'a gittik. Bu sefer uçakla gittiğimiz için fazla yormadı yolculuk. İki yaşına girdi maymun yaa.. Nasıl da şeker bir şey oldu. Konuşamıyor ama işaretlerle ne istediğini anlatabiliyor artık. Hediyeler geldikçe sevinse de aklı masanın üstündeki lolipoplarda kaldı :)

İş yoğun temposuyla devam ediyor tabii ki.. Kazakistan'da şube açıyoruz, o yüzden bu aralar Türkiye'den çok Kazakistan saatiyle yaşıyorum. Tatile bilgisayar götürdüm diye işkoliklikle suçlamayın beni sakın, o kadar büyük keyif alıyorum ki. Sonuçta dünyayı kurtarmıyorum, alt tarafı iki yazışma yapıyorum; ama o kadar mutlu ediyor ki beni. Bazen çalışırken mutluluktan gözlerim doluyor, yeni bir şey öğrendiğim için. Gidip ofisteki herkesin boynuna sarılasım geliyor!! Gülmeyin noolur...

İnanmazsınız Ağustos ayında iki kitap okudum. Hepsi de yollarda bitti. Çok edebi kitaplar değil ama bazen böyle sabun köpüğü hikayelere de ihtiyacınız oluyor.
 

2 ay sonra yazacağım postumda bu kitapların da özetini geçerim ;)

İşte şimdilik bu kadar. Yeniden yazmak güzel, keşke daha çok yazsam, yazsak..
Sevgiler...

24 Haziran 2013 Pazartesi

20 Haziran 2013 Perşembe

Adam Gibi Adam


Bugün çeşitli işler için dışarıdaydım, koşturdum sürekli.

Bir bankaya gittim evrak almaya. Karşımdaki bizim ofise hep gelen giden birisi, sohbet de ederiz. Beni sordu, ofiste hangi işlerle ilgilendiğimi falan (her taşın altından çıktığım için insanlar sorma ihtiyacı hissediyor genelde). Bir bankacı olarak bizim ofiste en çok muhatap olduğu kişi CFO'muz tabii ki. Ben de kendisiyle epey içli dışlıyım ya..

"Adam gibi adam", dedi onun için. "Bizim sektörde iyiyken herkes seninle birliktedir ve iyidir; ama bir yanlışın olsun arkana baktığında kimseyi bulamazsın. Arkanda duran birisinin olması çok önemli, adam bunu yapıyor, insana güven veriyor" dedi.

Doğru, çok doğru. Ve bence bir insandan öğrenilebilecek en güzel şey bu...

Sevgiler..

17 Haziran 2013 Pazartesi

Ne Yapıyorsun??


Gerçekten,

ne yapıyorsun?

ne istiyorsun?

her şeyin yok mu? para, güç, iktidar, kendini sana adamışlar, şakşakçılar?

evler, arabalar, gemiler, şirketler, daha bilmiyorum neler..

yetmiyor mu bunlar sana

mutlu mu oluyorsun bu görüntülerden? cidden soruyorum haz mı alıyorsun?

ama yeter, artık yeter... kardeşi kardeşe dövdürtme.. yarın öbür gün sen gitsen de kalsan da bu polis halkın polisi. Peki nasıl bakacak halkının yüzüne? Benim evime hırsız girse, bana tecavüz edilse, ben şiddete maruz kalsam, duygusal olarak en zayıf olduğum anlarda nasıl sığınacağım onlara? Benim kardeşimi öldürmüş, sakatlamış, yıpratmış, incitmiş bir kuruma nasıl güvenebilirim?

yapma..
alçakgönüllü ol..
kabul et..
git..

13 Haziran 2013 Perşembe

İsimler ve Kader

İnanır mısınız isimlerin kaderi de belirlediğine? Tabi ki hepimiz bir yere kadar inanıyoruz ki, çocuğumuza isim seçerken anlamı "korkak" olan bir kelimeyi seçmiyoruz. Bu blogun ismi de kaderini çizmiş meğer:

Küçük bir öykü bu
Küçük bir herkesin başından geçen

Hani canım bir kadın
Ve bir erkek varmış
Ayrılmadan önce
Birbirini çok çok çok seven

Hiç ayrılmayacakmış gibi
Hiçbir sey yapmadan
Sadece düşleyen

İşte öyle bir kesit
Minik bir parantez
Tirnak içinde hepimizin başından geçen
Bildik o küçük küçücük öykülerden

Küçük bir öykü bu
Herkesin başından geçen
Hay allah ne oldu dedirten
Gül gibi geçinip giderken

Küçük bir öykü bu
Küçük bir herkesin başından geçen

Hani canım bir kadın
Ve bir erkek varmış
Ayrılmadan önce
Birbirini çok çok çok seven

Her şey yolundaymış gibi
Sırtüstü uzanıp keyfini düşünen

İşte öyle bir kesit
Minik bir parantez
Tirnak içinde hepimizin başından geçen
Bildik o küçük küçücük öykülerden

Küçük bir öykü bu
Herkesin başından geçen
Hay allah ne oldu dedirten
Gül gibi geçinip giderken