doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğumgünü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2013 Cuma

Ne Var Ne Yok


Buraya 2 ayda bir yazarak çok heyecanlı bir platform oluşturabilirim gerçekten de!!! Ya da yeni bir "challange" olarak bunu mu denesem??

Bayram geldi geçti. Tüm haftayı birleştirerek; ama Pazartesi sabahı saat 9:15'te facetime üzerinden iş takibi yapmak suretiyle, 9 gün tatil yaptım. Dinlendim dinlenmesine. Bilgisayarımı almıştım yanıma işleri biraz toparlarım ümidiyle, onu yapamadım pek. Parantez açarak hazırladığım bavulu anlatmam lazım!!

Cuma akşamı epey geç saatte çıktım ofisten. Eve gittim, bavulumu hazırlamaya başladım, eşim daha sonra gelecekti. Garantiye almak için önce laptopumu yerleştirdim. 1-2 pantolon, 4-5 t-shirt, 1-2 uzun kollu bluz, çorap, çamaşır, ayakkabı, makyaj-temizlik malzemeleri, kitap, şarj aleti ekledim. Gönül rahatlığıyla bavulu kapattım, hızlıca duş aldım, bir şeyler atıştırdım ve otobüs için hazırdım artık. Evden çıktık, terminale doğru yürürken bir baktım insanlar şort giymiş, terlik giymiş. "ben şortla terlik almadım yanıma" dedim eşime, yapacak bir şey yoktu o saatte. Biraz daha sonra durdum, "ben yanıma MAYO almadım!!" dedim. Güldü sadece... Neyse ki yazlık eve gittiğim için orada da birkaç kıyafetim var. Civarda alışveriş yapacak da bol bol yer var. Cumartesi günü anneciğimle gittik, eksiklerimi aldık da denize girmek için Sevgilimi beklememe gerek kalmadı!! :))

Sonuç olarak eş dostla güzel geçti tatil. Döndük, sonraki hafta sonu Uziciğin doğumgünü için İstanbul'a gittik. Bu sefer uçakla gittiğimiz için fazla yormadı yolculuk. İki yaşına girdi maymun yaa.. Nasıl da şeker bir şey oldu. Konuşamıyor ama işaretlerle ne istediğini anlatabiliyor artık. Hediyeler geldikçe sevinse de aklı masanın üstündeki lolipoplarda kaldı :)

İş yoğun temposuyla devam ediyor tabii ki.. Kazakistan'da şube açıyoruz, o yüzden bu aralar Türkiye'den çok Kazakistan saatiyle yaşıyorum. Tatile bilgisayar götürdüm diye işkoliklikle suçlamayın beni sakın, o kadar büyük keyif alıyorum ki. Sonuçta dünyayı kurtarmıyorum, alt tarafı iki yazışma yapıyorum; ama o kadar mutlu ediyor ki beni. Bazen çalışırken mutluluktan gözlerim doluyor, yeni bir şey öğrendiğim için. Gidip ofisteki herkesin boynuna sarılasım geliyor!! Gülmeyin noolur...

İnanmazsınız Ağustos ayında iki kitap okudum. Hepsi de yollarda bitti. Çok edebi kitaplar değil ama bazen böyle sabun köpüğü hikayelere de ihtiyacınız oluyor.
 

2 ay sonra yazacağım postumda bu kitapların da özetini geçerim ;)

İşte şimdilik bu kadar. Yeniden yazmak güzel, keşke daha çok yazsam, yazsak..
Sevgiler...

7 Haziran 2013 Cuma

#direntürkiye

10 gündür değişik bir dönemden geçiyoruz. Sonucu ne olur bilinmez; ama tarihe tanıklık ediyoruz. Bu rüzgarın lehimize sonuçlanmasını; kendi geleceğimiz, çocuklarımızın geleceği, tutuklu gazeteciler, faili meçhul cinayetler, haksızlığa uğradığını düşünenler, hayatını gönlünce - kendi tercihleri doğrultusunda özgürce yaşayamadığını düşünenler, parkta sevgilinin omzuna yasladığı başının saçlarını okşamayı sevenler, akşamları birer keyif birası içenler için huzur dolu günleri getirmesini ümit ediyorum.

Geçen hafta sonu biz de Güvenpark'taydık. Üzerinden neredeyse bir hafta geçti; ama herşey o kadar canlı ki zihnimde. Güvenpark'ın neredeyse bütününü saran kusmuk kokusu, dört bir yandan atılan gaz bombaları, polisin bizi kıstırmak için sağdan sola, soldan sağa yer değiştirmesi, her şeye rağmen insanların coşkusu, umutla parlayan gözleri. Biz yalnızca gaz bombası yedik bolca, tazyikli su ile savrulma şerefine erişemedik. Şiddetin azı çoğu yok bana sorarsanız, bir kıvılcıma bağlı başlangıcı ve hepsinin tohumu nefret. Ama burada yaşanan neyin nefreti, kime karşı?

Güzel olan o tarafta şiddet arttıkça bu tarafta dayanışmanın ve kardeşliğin artması. Başka zaman olsa birbirine pek de ılımlı yaklaşmayacak gruplar ortak bir gaye için el ele veriyor. Gezi Parkı direnişi elbet bir gün sona erecek, dilerim o günden sonra da bizler gerek sporda, gerek siyasette bu kardeşliği yaşatmayı başarabiliriz.

Tüm bunların dışında, bugün benim doğum günüm. Adettendir ya, her sene bir bilanço çıkarılır. 7 Haziran 2012 ile 7 Haziran 2013 tarihleri arasında çok şey değişti benim açımdan. En önemlileri iş hayatımdaki değişikliklerdi. Çalıştığım şirkette çok daha aktif rol oynamaya başladım. Çok şey öğrendim, bunda patronlarımın katkısı çok büyük. Öyle müthiş insanlarla çalışıyorum ki, bilgileri, görgüleri, zarafetleri karşısında her gün hayrete düşüyorum, kalbimin taşmasına, gözlerimin dolmasına engel olamıyorum. Abarttığımı düşünebilirsiniz, bense sadece çok şanslı olduğumu düşünüyorum.

Bu işe başlarken istediğim tek şey öğrenmekti. 7 Haziran 2012'deki "Birço" ile aramda çok fark var bugün. Yine de hala eksiğim, hala cahil. Umarım 7 Haziran 2014'te bugünkü halimden çok daha ileride olduğumu yazabilirim.

Kendime karşı acımasızmışım. Sanırım bu özelliğimi pek kolay terk edemeyeceğim. Doğrusunu yanlışını bilmem, ben kalbimle yaşıyorum. Etrafımda insanların ad-soyadlarını söyler gibi yalan söylediklerine şahit oluyorum. Hem de öyle basit şeyler için ki.. Bu durum alışkanlığı gösteriyor, yadırgamamayı ve beni çok korkutuyor açıkçası.

Güvenebildiğiniz birisi var mı etrafınızda? Tek, TEK bir kişi... Sanırım benim güvenebildiğim tek varlık şu anda da kollarımın arasında olan bilgisayarım. Çok komik ama geçtiğimiz bir yıl boyunca hüznümü de, sevincimi de en yoğun onunla yaşadım ve işte yine bu yüzden, bu gece, bu saatte onunla duyurmak istedim sesimi. Evet çok zavallı bir durumdayım, farkındayım, bu durumun nedenlerini de bilahare konuşuruz; fakat birlikteliğimiz artarak devam edecek gibi görünüyor.

Neyse, diyeceğim şu ki; çevrenizde güvenebileceğiniz TEK BİR kişi dahi varsa çok şanslısınız demektir. BİR kişi olsun gözlerinizin içine bakarak "iyi ki varsın" diyorsa çok şanslısınız demektir. Hele bu iki kişi tek bir "bünyede" toplanmışsa sırtınız yere gelmez demektir.

Sizlere coşkudan kalbinizin taşacağı, mutluluktan gözlerinizin dolacağı, vücudunuzun sevgi ve heyecandan sımsıcak olacağı, gazsız, güneşli günler dilerim.

O günlere az kaldı #direnturkiye!!!!

22 Ağustos 2011 Pazartesi

İyi ki Doğdun Sevgilimmm

Geçtiğimiz hafta bir iş patlaması yaşadığımdan Canım Kocacığımın 13 Ağustos'taki doğumgününü ancak bugün kutlayabiliyorum. Tabiki sadece blog üzerinden bu güne sarktı, yoksa neler neler yapmadık ki...

İyi ki doğdun hayatımın ışığı! Sen ekmeğimdeki tereyağ ve aldığım her nefessin...*
Seni Seviyorum...
Hep böyle gül Sevgilim
*Julie&Julia filminden alıntıdır :)

8 Haziran 2011 Çarşamba

Dün...

Dün ben mum üfledim.
Dün ben çiçek aldım.
Dün ben kocaman kocaman kucaklaştım.
Dün ben çok mutlu oldummm :))

İlk çiçeği Canım Kocacığım gönderdi, kırmızı güller...
Face'e falan yazmamıştım doğumgünümü, ofiste de kimse bilmiyordu. Ben öyle kendimle ilgili kutlamaları çok sevmem; ama başkalarına sürpriz yaparım, o ayrı. Ofisten bir arkadaşım nüfus cüzdanımı görüp face'e yazmış. Gerisi gırla geldi. Koocaman bir buket geldi mesela, evimizi şenlendirdi şimdi. Sonra da mum üfledim, pasta kestim. Keyifli oldu, çok eğlendim.

Bu sene kendim için bir de renk diliyorum. Siyahlarımdan kurtulmayı, renk renk ojelerimin, cicilerimin olmasını diliyorum. Bak, bu zor birşey değil, yapabilirimm :)

Kendim için dilediğim, yazmak, içimi dökmek istediğim başka şeyler de vardı da yazmayayım. Bu, kelebekler, kalpler uçuşan güzel postun üzerine bulutları çağırmayayım.

Sevgiler...

7 Haziran 2011 Salı

Bilmece Bildirmece Merdivende Mum Üflemece

Bugün ve yarın ofiste mesaiye kalıyorum, akşam 9a kadar. Haliyle eve epey yorgun gideceğim. Bu yüzden dün akşam bütün yemeklerimi, ütülerimi yaptım, çamaşırlarımı ve bulaşıklarımı yıkadım. Yepyeni bir ev oldu.

Gece saat 12ye çeyrek falan var, artık yatalım dedik, hem de çamaşır makinesi durmuştu, çamaşırları asmaya niyetlendim. Ben oturma odamızda çamaşırlarla cebelleşirken Sevgili aşağıya indi, bir fısırtılar, bir tıkırtılar, hadi hayırlısı dedim.

Çamaşırlar bitince seslendim aşağıya, "Canım ben duşa giriyoruuuumm" diye, "OLMAZ!" dedi. "Niye ki?" dedim, bir baktım Sevgili merdivenleri çıkmaya başladı elinde küçük bir pastayla. Mumlarını, maytaplarını yakmış, fısır fısır sesler onlarmış, heh :)

Merdivenin son basamağında Sevgilim "iyi ki doğdun Aşkıımm" diye şarkı söylerken ben alkışladım (onun elinde pasta vardı), sonra pastayı ben tuttum, o alkışladı! Komik miyizz?????

Dileğimi tuttum, mumlarımı üfledim, sonra pıtır pıtır indik aşağıya pastamızı yedik. Pek iyi geldi, çok güldük.

Yeni evimizde, yeni ailemizle ilk yaşımı kutladım. Dileğim bu huzurun, mutluluğun ömür boyu, çoğalarak, sürmesi.

<3<3<3<3 İyi ki varsın Canımmmmm, iyi ki biziz <3<3<3<3

3 Şubat 2011 Perşembe

İyi ki Doğdun Anneciğimm

Bugün annemin doğum günü. 60 yaşını doldurdu sevgili, güzel anneciğim.

Onun doğumgününde hep Cafe Anki zamanlarında yaptığımız kutlamalar gelir aklıma. Nasıl bir tesadüfse, her sene 3 Şubat'ta annem nöbetçi olurdu. Nöbetçi demek cafeye öğlen gidip akşam kapanışa kadar kalmak demek, saat 9:00-9:30'a kadar falan yani. Biz de okuldan yorgun argın gelip yemeklerimizi yedikten sonra fırsat bu fırsat deyip pasta yapmaya, evi süslemeye girişirdik.

Bir sene anneme doğumgünü şakası yapmak için damla sakızlı kek yapmıştık. Damla sakızı dediysem bildiğiniz Falım sakızının küçük parçalara doğranmış hali. Düşünüyoruz ki o sakızlar fırında pişince Pizza Hut'ın peyniri gibi uzayacak, annem de yiyemeyecek. Tabi kek fırından bir çıktı, sakızlar olduğu gibi duruyor, hatta taş kesilmiş, katır kutur. Akşam birer dilim yedi herkes; ama kekin devamı kaldı. Okul sabahları bize kahvaltıya ne hazırlayacağını bilemeyen anneciğimiz çok sevinmişti bu duruma; "yarın sabah kahvaltıda bu kekten yersiniz" demişti. Ve biz o felaket keki ertesi sabah, daha ertesi sabah, daha ertesi sabah yemiştik...

Bir kere de, evimiz tadilattayken ve biz aynı site içerisinde kirada oturuyorken, annemler gelene kadar pizza söylemiştik eve ve tadilatta olan evimize gitmiştik. Sofrayı falan hazırlamıştık. Annemle de telefonda konuşuyoruz, "biz evdeyiz sizi bekliyoruz" diye. Tabi annemler kiracı olduğumuz eve gittiler, kimse yok. Annem arıyor, "kızım biz geldik evde kimse yok" diye, "olur mu anne, biz evdeyiz" diyoruz. Neden sonra akıllarına geldi asıl evimiz de yemeklerimizi yiyebildik.

Birkaç senedir kutlamaları evde pizza şarap partisi şeklinde yapıyoruz. Bu sene de, bu akşam geleneksel kutlamamızı yapacağız, pazar günü ise herkesleri bizim evde kahvaltıya davet ettik. Güzel güzel mamalar hazırlayacağım onlara.

İyi ki doğdun anneciğimm, seni çok seviyoruuummmmm...

25 Aralık 2010 Cumartesi

İyi ki Doğdun Blog


Bugün blogumun 2. yaşgünüü. 2 sene önce buradaki varlık sebebim Sevgilimin yokluğunda kendimi oyalama çabalarımdı. Fena da olmamıştı aslında, keyif almaya başlamıştım. Şimdi ise hayatımın en önemli dönemlerini içeren, kocaman bir hatıra defteri oldu benim için.

İyi ki varsın blog ve umarım daha nice seneler olursun :)
Sevgiler,

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Haftasonu Dediğin

Haftasonu dediğin böyle olmalı.

Cumartesi sabahı saat 7:30 da otobüse binmeli, İstanbul'a doğru yol almalı. Sabah serinliğinde yola çıkmak bir güzel oluyor ki sormayın... Sevgilisi yanında olmalı insanın ama otobüslerde televizyon olmamalı.. İster istemez herkesin gözü televizyona takılıyor ve ne yolun farkına varıyorsun ne sevgiliyle yapılan yolculuğun tadına..

21 Ağustos Cumartesi sabahı serin ve sakin bir yolculuğun ardından minik yeğenimiz Rüya Ada'nın 1. yaş günü partisine katılmak için tam vaktinde İstanbul Ataşehir'e inmiştik. Parti kuzenimin evine çok yakın olan bir kafede, Ceviz Ağacı'nda yapılacaktı. Ben İstanbul'u doğru düzgün bilmem, zaten geliş gidişlerim hep günübirlik olmuştur. İlk kez bu ziyaretimizde 1 gece kaldım. O da bambaşka bir gece oldu!!

Otobüsten indiğimizde kuzenimin eşi (Sevgilimin kankası) karşıladı bizi, beraber evlerine gittik, bebişimiz yeni kalkmıştı uykudan, mahmur gözleriyle karşısında bizi görünce çok şaşırdı, ama tanıdı da. Minik dişlerini göstere göstere gülümsemeye başladı. Karşınızda küçücük bir insan var yaa, yeni bir insan ve sizi tanıyor! Bu çok değişik bir his.. Annem, babam ve kardeşim Ada Hanım'a öğle yemeğinde eşlik etmek üzere yengem ve dayımla beraber kuzenlerimde kalırken biz de (ben, Sevgilim, kuzenim ve eşi) Ceviz Ağacı'na ortamı süslemeye gittik. Partinin başlama saati olan 14:00'te herşey hazırdı ve doğumgünü kızı da cici elbisesiyle kafeye gelmişti. :D

3 saat boyunca kutlamalar yaptık, fotoğraflar çektik, pastalarımızı yedik, hediyelerimizi açtık. Saat 5'te partinin bitmesiyle annemlerin İstanbul'dan ayrılma vakti de gelmiş oldu; çünkü dönüş biletlerini aynı gün 19:30'daki otobüse almışlardı.

Ada Hanım'ın uyku saati geldiğinden herkes eve giderken, Sevgilimle ben İstanbul'da gezintiye çıktık. Önce motorla karşıya geçip, benim çok sevdiğim Ortaköy'e gittik. Hemen girişte küçük bir dükkan gördük, Osmanlı motifli eşyalar satan sevimli bir yer. Epey bakındıktan sonra iki tane yuvarlak yastık kılıfı aldım. Yeşil kaftan kumaşı üzerine altın sarısı çiçek işlemeleri var. Bence şık oldu :) Kısa bir Ortaköy turu attıktan sonra akşam yemeği için kuzenlerimle buluşacağımız Taksim'e gittik. Saat henüz erken olduğundan İstiklal'de aşağı doğru yürüdük. Sevgilim bana köz mısır aldı ve yürüyüşümüzün sonunda beni götüreceğine söz verdiği Ara Cafe'ye gittik. Sevgilim bir Ara Güler hayranı olduğundan, ben de doğumgününde ona Ara Güler's İstanbul kitabını almıştım. Aslında bu gezimizde kitabı imzalatmak istiyorduk; fakat haftasonları Cafesine gitmediğini öğrendik. Gerçekten de gittiğimizde orada değildi. Biz de birer kahve içtik, sohbet ettik, vaktin geçmesini bekledik.

Bu yazı yeterince uzun olduğu için akşam maceralarımızı yarına saklıyorum. Son olarak

İstanbul Hatırası :)

13 Ağustos 2010 Cuma

Mutlu Yıllaar Aaşkıımmm!!!

Bugün Biricik, Minicik, Bi'tanecik, Canım Sevgilimin DOĞUMGÜNÜÜÜ!!...

En güzel doğumgünü pastası ona gelsin.

Aşkım seni çok seviyorum, iyi ki benimsin!! İYİ Kİ BİZİZ!..

5 Haziran 2010 Cumartesi

Misyon

Bir inanışa göre her insan bir misyon ile gelirmiş dünyaya. Bu söz bana da çok mantıklı ve doğru geliyor ve tabi dolayısıyla kendiminkini düşündürtüyor, özellikle de doğumgünümün yaklaştığı şu günlerde..

Ben aslında dünyaya gelmek konusunda pek istekli değilmişim. D.Ö. (Doğumdan Önce) 4. ayımda düşme tehlikesi geçirmişim ve bu nedenle annem hamileliğinin kalan süresi boyunca yataktan kalkamamış. Kendimi bilecek yaşa gelene kadar birkaç tehlike daha atlatmışım. İlkokul - ortaokul yıllarımda hep isterdim ki bu yaşadıklarımız bir rüya olsun, biz herşeyi önceden görüyor olalım, sonra gözümüzü beşikte açıp en baştan, daha bilinçli yaşayalım. Gerçekten de böyle olsa daha iyi olmaz mıydı? Dersimiz "Introduction to Life" :)))

Ama madem ki isteyerek veya istemeyerek geldik bu dünyaya, bir işe yarayıp öyle gitmek gerek değil mi? Düşünüyorum, Ankara'nın en iyi okullarında okudum, öyle baştan savma da değil ama ciddi ciddi okudum, e bugüne kadar gezdik gördük birşeyler, okuduk, düşündük, bunların hepsinin bir sonucu, ulaşacağı bir nokta olmalı değil mi? Ben bunları, şunu başarmak için yaptım diyebilmeli insan. Bu düşünceler her zaman aklımın bir köşesinde vardır; fakat Türkan Saylan'ın hayatını anlatan Türkan kitabından sonra daha yoğun açığa çıkmaya başladı. O kadar yoksunluğun, derdin tasanın içinde tek başına mucize gerçekleştiren bir insan. Bir ülkenin kaderini değiştiren, bir hastalığı ortadan kaldıran çok özel bir insan. Kendisi başlı başına mucize olan bir insan..

Biz de bu kadar teknolojinin, bilimin olduğu bir dünyada nefes alıp veren sade vatandaşlar. Göbeğini kaşıyan adamın bir kademe üstü...

İşte bu hayat bir rüya olsaydı, uyandığımda kendimi beşiğimde bulacak olsaydım başka düşünürdüm, başka davranırdım, farklı yapardım. Bu hayatımda güvendiğim, o yönde plan yaptığım şeylerin geçici, güvenilmez olduğunu bilirdim, üniversitede farklı bir bölüm okurdum en basiti; ancak daha cesur olur muydum bilmiyorum. Bir hayali gerçekleştirebilecek, itiraz edebilecek ve arkasında durabilecek kadar cesur.

Veya bulabilir miydim acaba misyonumun ne olduğunu?

Neyse, happy coming birthday to me bari....

4 Şubat 2010 Perşembe

İyi ki doğdun anniişşş

Dün, 3 Şubat, anneciğimin doğumgünüydü. İyi ki doğdun annişiiiiimmm.. :)))) Annem 59 yaşını bitirdi, 60'ından gün aldı.

Her yıl ve her doğumgününde olduğu gibi kutlamamız pizza & şarap şeklindeydi. Tadım'dan pizzalarımızı söyledik. Aklınızda olsun, hafif bir pizza yemek isterseniz Tadım'ın Kalbim Ege'de çeşidi çok uygun bir alternatif. Ben kalın hamur yedim; ama ince hamur daha lezzetli olurdu diye düşünüyorum.

Pizzalarımızın üzerine kooocaman bir pasta yedik. Liva'nın çikolatalı fıstıklı pastasını ilk kez nişanımız için yaptırmıştık. O günden sonra favorimiz oldu. Yoğun bir çikolata lezzetine ihtiyaç duyduğunuz günler için ideal. Ayyyy şimdi de çok canım çekti.. Eve gitsem de yesemmmm.. :)