pide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2010 Salı

72. Koğuş - Sonunda İzledik

Sonunda muradıma erdim :)
Sanat, tiyatro, opera diye tutturan ben, kardeşimi ve Sevgilimi de peşime takıp, pazar pazar Şinasi Sahnesi yollarına düştüm. 72. Koğuş oyununu izleyeceğimiz için çok heyecanlıydım. Oyun hakkında çok fazla bilgi sahibi değildim, gazetelere yansıdığı kadarıyla konusunu biliyordum; fakat gerçek hayattan bir kesit anlatması ve edebiyatımızın ünlü isimlerinden birinin eseri olması (Orhan Kemal) izlenmesi için yeterliydi diye düşünüyordum. Öyle heyecanlıydım ki Sevgilimi hasta yatağından kaldırıp, kardeşimi işyerinden 1 saat erken çıkartıp Şinasi Sahnesi'ne oturttum.

Oyunu Sadri Alışık Tiyatrosu sergiliyordu. Olay bir hapishanenin 72. Koğuş'unda geçmekte. Bu koğuşta insanlık suçu işleyen suçlular var, öyleki hiçbiri insan yerine konmuyor, kuru ekmeğin ötesi hayal olmuş. Oyunun küçük bir oyuncu kadrosu vardı. 7 kişiden oluşan erkekler koğuşu, 2-3 gardiyan, 6 kişiden oluşan kadınlar koğuşu. Aa bir de deri çizmeli hapishane ağası ve meydancısı vardı.. Konusu da tahmin edebileceğiniz gibi koğuştaki zavallılık, hayaller, kadınlar koğuşunu takipler vs.vs. Oyun, Kaptan (Yavuz Bingöl) karakteri üzerine kurulmuş, annesi Kaptan'a 200 TL gönderiyor, o parayla ilk iş etli kurufasulye pişiriliyor, yer yatağı alınıyor, çay demleniyor. Tabi tüm hapishane duyuyor Kaptan'ın parasını. Faydalanmak isteyen bir akıllı, "gel sana Fatma'yı (Azra Akın) ayarlayayım, evlenirsiniz, çocuklarınız olur" diye diye Kaptan'dan paraları tırtıklamaya başlıyor. Kaptancık zaten Fatma ile yatıp Fatma ile kalkıyordu, bu hayale de çabuk kaptırıyor kendini. Bir de koğuşun kabadayısı Berbat (Kerem Alışık) var ortalarda. Herkese sataşma modunda sürekli. Kumar merakı var ve her fırsatta Kaptan'ı, paraları kumarda "değerlendirmeye" yönlendiriyor. Sonunda aklını çeliyor, biraz kazanıyorlar. Oyunun sonunda, neden olduğunu hatırlayamadığım ya da zaten anlamadığım bir sebepten Kaptan'la Berbat karşılıklı oynuyorlar ve Berbat, Kaptan'ın herşeyini alıyor. Kaptan kışın soğuğunda, ki bilmem kaç yılın en soğuk kışıymış, şehre kurt inmiş, içliğiyle kalıyor. Oyunun sonunu söylemeyeyim de sürpriz olsun bari.

Şimdiii, oyun beklentilerimizi pek karşılamadı açıkçası. Benim beklentim neydi; en azından çıktığımızda "iyi ki gelmişiz" diyebileceğimiz, birkaç saatliğine de olsa etkisinden kurtulamayacağımız ve birisini gördüğümüzde "oyun 2 gün daha Ankara'da mutlaka gidin" diye tavsiye edebileceğimiz bir oyun olmasını isterdim. Oyun çok monoton geçti, yani olayın tek bir yerde geçmesi hep aynı konunun dönmesi demek değil ki.. Şöyle bir örnek vereyim, 2 saat izlediğimiz oyunda edilen küfürlerden herkesin annesi babası ne iş yapıyormuş öğrendik; ancak her biri hapse neden düşmüş öğrenemedik. Mesela Berbat, birisi ona Berbat dediğinde "bana Berbat deme ulenn" diye dayılanıyor, ama neden? Babası Berbat diyormuş da sinirlenip onu mu öldürmüş, ne bileyim, insan hayal kuruyor. Ya da Kaptan'la Fatma arasındaki aşk.. Tamam anlıyoruz ki düzmece ama izleyiciye yansıyan bir duygu yok.. Ben size desem ki "Kaptan Fatma'yı seviyor, her gece rüyasında görüyor, Fatma'da bunu biliyor ama Kaptan çok çirkin olduğu için hoşlanmıyor, zaten köyünde sevgilisi ve çocuğu var", bunu okurken hissettikleriniz izlerken hissettiklerinizle aynı.

Oyunculara gelecek olursak, Sevgilim çok doğru bir noktaya değindi, paylaşmadan edemeyeceğim. Bu kadar tiyatrocu varken neden Yavuz Bingöl ve Azra Akın oynadı bu oyunda? Hadi oynadınız bari hakkını verin, Yavuz Bingöl'ün sesi çıkmaz, ekşisözlük'te birisi yorum yapmış, "Azra Akın'ın selam sırasında sahnede kaldığı süre, oyun süresince sahnede kaldığı süreden uzun" diye. Çok çok doğru.. Ne bileyim, Kaptan elinde saz türkü söyleyen bir karakter olur, Yavuz Bingöl'ü koyarsın oraya; ama ortada hiç öyle birşey yok, çalan türküler de banttan. E o zaman? Ortada tiyatrocu mu yok yani.. "Aaaa Yavuz Bingöl oynuyormuuuuşş" diye gelen pek kimsenin olduğunu da zannetmiyorum..

Ama diğer taraftan yardımcı oyuncular harika idi.. İzleyiciye duygu hissettiren birileri varsa o da erkekler koğuşundaki diğer mahkumlardı. Oyunun anlamı onlarda saklıydı.. Oyunla ilgili daha fazla bilgi için bakınıızzz..

Sonuç olarak, beklentiler farklı olsa da benim için güzel bir pazar günüydü..

Haftasonu demişken cumartesiyi de es geçmeyelim; iş çıkışında Sevgilimle yemek yedik. Ben tavuk şiş o da kıymalı kaşarlı pide, nammm nammmmmmm... Yemekten sonra Sevgilimin evine gittik, otururuz, kahve içeriz diye. Kahvemizi içtik, odamıza çekildiiik, derken uyumuşuz.. Evet, ikimiz de kıvrılıp sarmaş dolaş uyumuşuz, 2 saat!! Böylece çok dingin bir cumartesi yaşadık :)

Sevgilerle,

7 Aralık 2009 Pazartesi

Güzel bir Haftasonu


Güzel bir haftasonunun ardından bugün yine Pazartesi..

Pazartesi günleri çok duygusal olurum, haftasonları Sevgilimle çok güzel iki gün geçirdiğimizden olsa gerek, etkisinden çıkamam. Pazartesi sendromu bende böyle ortaya çıkıyor :)

Cumartesileri öğlen 2'ye kadar çalışıyorum. Çıktığımda çok acıkmış oluyorum genelde. Bu cumartesi de Sevgilim çıkışıma geldi ve güzel bir yemek yedik. Ofisin yakınlarında bir Urfa restoranı var, Sevgilim Sarma Dürüm Beyti, ben de Kuşbaşılı Pide yedim. çook lezzetliydi, bayıldık :) Restoranda mırracı dolaşıyordu elinde bardaklarıyla, biz de yemeğin üstüne içelim dedik. Ben hiç içmemiştim, dolayısıyla çok merak ediyordum. Sevgilim garsonu çağırdı, birer bardak içtik. Sevgilim bardağı uzattı garsona, garson onunkini alırken ben de masaya bıraktım bardağımı. Adamla bir süre bakıştık, sonra "Bunun cezası var" dedi. Ben bir adama, bir Sevgilime baktım endişeyle. Meğersem mırra bardağı yere konulmazmış efendim.. Konulursaaa:

* Mırracı bekarsa evlendirilirmiş,
* Mırracı evliyse mırra bardağı altınla doldurulurmuş.

Tabi benim bir anda gözlerim açıldı kocaman oldu. Sevgilim karşımda kıkır kıkır gülerken, adam gönlünüzden ne koparsa diyerek konuyu kapattı. Sonra durup durup güldük tabi bu olaya :)

Akşam eve gider gitmez kardeşime anlattım bu olayı. Adıyaman, Mardin derken Urfa'ya da gider ve mırra içerse, mırracıyla evlenmek zorunda kalır neme lazım! :)))

Göbüşlerimiz tok bir şekilde Urfacıdan çıktık ve yürümeye başladık. Evimiz için duvar kağıtlarına ve tuğla duvarlara bakacaktık. Yağmurda yürüdük uzun uzun. Birkaç yer dolaşıp evimize döndük. Film izlemeye karar verdik, Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption). Güzel ve etkileyici bir filmdi ama tabiki en güzeli o filmi beraber, sarılarak izlemekti..

Pazar günü ise çook büyük bir iş yaptık, Sevgilimin odasını topladıııkkk :D Çalışma masasındaki dolapları çok doluydu, hem aradığı hiçbirşeyi bulamıyordu, hem de dolapta neyin olduğunu bilmiyordu. Kitaplarını ve lazım eşyalarını güzelce yerleştirdik. İki torba atılacak çıktı. Dolabın içi boş bile kaldı :) Bir sürü albüm ve fotoğraf bulduk, haftaya da onlara bakacağız. Temizlik yapmayı seviyorum, insanın içi huzur doluyor. Darısı benim başımaaa..

İşte böyle güzel bir haftasonu geçirdim. Ee, Sevgiliyle bu kadar güzel zaman geçirince insan ayrılmak istemiyor tabi. Biz de önümüzdeki haftasonunu bekliyoruz heyecanlaa :)

Sevgiler..