etamin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etamin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2011 Perşembe

İştee

İşte üzerinde çok güzel bir not bulunan o zarfı açtığımda, beni karşılayan mis kokulu çiçeklerimm..Teşekkürler Görkemcim :)

Not: Şablon Picasso'nun Flowers tablosuna aittir.

12 Temmuz 2011 Salı

İYİ İnsan Olmak ya da Olamamak

Hani bir söz vardır ya; "söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır" diye, bu, hayattaki herşey için geçerli. Söylediklerimiz, yaptıklarımız ve yapmadıklarımız. Hatta annem şey der mesela: "araba kullanırken yanındakileri rahat hissettirebiliyorsan iyi şöförsündür". Öyle tabi ya, sen istediğin kadar "kontrol bende" de yanındakiler nefeslerini tutmuşlarsa bir faydası yok.

Karakterlerimiz için de aynı şey geçerlidir. Davranışlarınız karşıdakinin yorumlamasına göre anlam kazanır, ona göre iyi veya kötü bir insan olursunuz. Herkesin beklentisi, düşüncesi farklı olduğu için kimseyi mutlu edemeyiz, herkes her zaman birşeylerden şikayetçidir.

İnsanın karakterinin çevreye nasıl yansıdığını bilmesi de önemlidir. Bunun için çevreden gelen eleştirileri dikkate almak gerekir. Geçen gün ben de böyle bir eleştiri aldım. Günlerdir de bunun üzerinde düşünüyorum, üzülüyorum.

Hani demiştim ya "burayı ofisin dedikodu kazanına dönüştürmeyeceğim" diye, maalesef elde değil, çünkü insanların hayatı evden çok işte geçiyor. İş yerinde mutlu olmak önemli, çünkü işte mutluysanız eve mutlu gidersiniz. Kocanızla mutlu bir akşam geçirirsiniz, rahat, huzurlu bir uyku uyursunuz. Ben yine de burada olayları uzun uzun anlatmayacağım. Sadece dedim ya, çevreye yansıttığınız karakteriniz, olmak istediğiniz insan olamayabiliyor.

Ben bunu öğrendim. Her ne kadar içimde bir kötülük olmasa da, hesaplar kitaplar oyunlar olmasa da, mümkün olduğunca dürüst ve dedikodudan uzak, başkalarını düşünen, başkalarının hakkını yememeye, üzmemeye dikkat eden, herkese elimden geldiğince yardım eden bir insan olmaya çalışsam da, bunların İYİ bir insan olmak için yeterli olmadığını öğrendim.

Aklımdan atasözleri ve deyimler geçiyor sürekli, ne komik. "Hem suçlu hem güçlü olmak" vardır hani, "İyilik yap denize at" vardır, "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste", "yavaş atın çiftesi pek olur" derler. 4S kuralı vardır sonra, burada yazamam ayıp kaçar. Bir de şu yazıyı görmüştüm Salomé'nin blogunda: You are a truthful person, but others do not always want to hear the truth.. Hayatın özeti bu değilse nedir?

Hayatın boyunca birisine en ufak bir iyiliğin dokunmuşsa böyle durumlarda bir mucize girer hayatına ve seni o derin düşüncelerden, duygulardan çekip alır. Sevgili Karakız'ın benim için yaptığı etamin de tam böyle bir mucizeydi benim için. Dersin ya, "tamam onu üzmüşüm, bunu kırmışım, ona bilmem ne yapmışım, ama bir kişiyi de mutlu etmişim, sevindirmişim ki o da uğraşıp bana bunu yapmış" Etaminindeki çiçekler gibi girdi hayatıma, mis kokularıyla içimi açtı. Çerçevelettirip odamıza asınca da evimizi ısıtacak.

Çok teşekkür ederim Görkemcim, mucizem olduğun, bana mutluluk verdiğin için. İyi ki varsın da güzel şeylerin varlığını, dostluğun sıcaklığını hatırlatıyorsun bana... Resmini de koyacağımmm, hiç merak etmee :)

Yine de bu yazının rengi derin bir mavi olsun. Hani okyanusların en derin yerlerinin karanlık, soğuk mavisinden... Yazılanları, yaşananları unutmamak için...

1 Temmuz 2011 Cuma

Atölye Beyaz

Ankaralılar arasında Ece Aymer'i tanıyan çoktur eminim. Blogunda yaptığı çeşit çeşit, tasarım ve zevk harikası ürünleri paylaşır.

Bugün de blogunu okuyordum, resimlere bakıyordum ve yapmayı ne kadar canım çekti anlatamam!.. Öyle güzel tasarımları var ki.. Bu bazı insanlarda olan özel bir yetenek, ah ne kadar çok isterdim bende de olsun..

Biliyorsunuz, etamine aşırı düşkünlüğüm var. 1000lerle telaffuz edebileceğim bir de model arşivim var; ama gelin görün ki yapmaya başladığım etamin sayısı 5-6 bitirebildiğim 1-2. Bugün elif.se'nin de yazdığı gibi ofisteyken bıraksalar koşa koşa eve gidip önce yürüyüş sonra etamin yapmaya başlayacağım, hızımı alamayıp bir de güzel yemekler yapar Kocacığımın göbüşünü doyururum. Ama akşam olup da eve gitmiyor muyuz... Yemek işini çarçabuk hallediyoruz, azıcık enerjim kalmışsa onu da yürüyüşe ayırıyorum, eve gelince bir duş ve TV karşısında pert!

Mesela bu yaz Atölye Beyaz'a yazılsam, evim için cici cici şeyler yapsam, etaminlerimi tamamlasam, yenilerini yapsam.. Offf çok şey istiyorum çoookkk...

Biri çocuk mu dedi???

1 Şubat 2011 Salı

Bembeyaz Manzara, Şömine Çıtırtısı ve Etamin

Bu haftasonu dinlendirici olmaktan çok uzaktı. Cuma gününün dondurucu soğuğundan sonra sabah bir kalktık ki her yer bembeyaz ve kar doludizgin yağmaya devam ediyor. İnsan o manzarayı görünce sıcak yatağına geri dönmek istiyor; ama ben çalışıyordum maalesef.

Saat 2'de çıktım işyerimden, 2:30 gibi evdeydim. Geçen hafta Sevgilim oturma odasında eşyalarını toplama sözü vermişti bana, birşeyler atıştırdıktan sonra işe koyulduk. Ben oturma odasını toparlarken, o da çatıdaki eşyalarını düzenledi. Kitaplarını, CDlerini yerleştirdi raflara, o bile çatının derli toplu görünmesine yetti. Saat altıydı işlerimizi bitirip derin bir oh çektiğimizde. Hiç oturmadan bembeyaz sitemizde yürüyüşe çıkalım, karın keyfini çıkaralım istedik ve annemlere kadar yürüdük. "Hadi bir çay molası verelim" dedik, girdik içeriye. E tabi giriş o giriş. Biz şömine karşısında yayıldık, mayıştık kaldık. Bir de üstüne yemek yedik, harika oldu. Enerjimizi topladık evimize döndük.

Pazar günü çok geç kalkmak, iyice dinlenmek istiyordum; fakat benim çılgın beynim 10:30'da uyandı. Kalktım, kahvaltı ettim, malum Sevgilim ne hafta içi ne hafta sonu kahvaltı etmiyor, hava hala soğuk olduğu için şömineyi yaktım, perdelerimi de açtım, yağan karı izlemeye başladım. Pazar sabahları TV8'de yayınlanan Yaşamdan Dakikalar programını izlemeyi çok seviyorum; ama çoğu zaman yakalayamıyorum. Bu hafta tesadüf oturdum izledim rahat rahat. Derken Sevgilim kalktı, beraber oturduk bir süre, sonra o müzik dinlemeye çatıya çıktı, bana da rahat battı. Salonda koltukların yerleşimi için farklı bir tasarım vardı aklımda ne zamandır. Sevgilimin rahatını bozmayayım dedim, ufak ufak ittirip kaktırmaya başladım. Kendine içecek birşeyler almaya inen Sevgilim evin halini görünce küçük bir şok geçirdi, sonra yardım elini uzattı bana. Zaten üç parçacık koltuğumuz var, hemen yerleştirdik. Benim tek önemsediğim koltukların şömineyi kapatmaması ve nereye oturursak oturalım şömineyi görebilmemizdi.


Ölçüler tutup da istediğim yerleşimi sağlayınca keyfim yerine geldi, etamin düzeneğimi kurdum, kahvemi çikolatamı aldım, sağımda bembeyaz kar manzarası, solumda şömine çıtırtıları, usul usul etaminimi yaptım :)

Sevgiler...

20 Ocak 2011 Perşembe

Ondan Bundan

Bugün biraz hasta gibiyim, karnımda inanılmaz bir sancı, sancı olmadığı zaman mide bulantısı, sürekli uyku hali ve yorgunluk. Geçtiğimiz haftalarda o kadar çok izin kullandım ki bu hafta tam gün işe gelmek zor geldi :)) Şaka bir yana 2 gündür çok geç yatıyorum ve dinlenemiyorum bir türlü. Bu gece de erken yatamazsam yarın şu bilgisayarın üzerinde kıvrılır uyurum...

Havaların yan etkisi mi bilmiyorum, yine herşey bir iyi bir kötü. İş olsun, keyfim olsun herşey değişken. Geçen haftasonu gazeteye benim bulunduğum pozisyon için ilan verildiğini öğrendim. Bu pozisyonda 2 kişi çalışıyor ofiste, birisi ben işte. İlan da öyle bir verilmiş ki, adres yok, telefon yok, standart formatımız dışı, yalnızca kurumsal olmayan bir e-mail. Bu durumda birkaç ihtimal var tabi; ya ben gidiciyim, ya arkadaş gidici ya da birimizin pozisyonu değişecek. Arkadaşlarımın genel kanısı ilanın beni olumsuz etkilemeyeceği yönünde; ama belli mi olur?

Olur da kabak başıma patlarsa, evimde oturur bol bol etamin yaparım diye hayal kuruyorum. Etamini o kadar sevmeme rağmen şu ana kadar yalnızca 2 proje bitirdim; biri Sevgilimin askerlik resmi, ikincisi karakızın düğün hediyesi... Kendim, evim adına birşey bitirebilmiş değilim yani. Bir duvar saati yapmaya başlamıştım, aslında o bitti sayılır. Etrafındaki bordürlerin bir kenarı kaldı sadece. Ama orayı yaparken de öyle bir hata yapmışım ki sökemiyorum, değiştiremiyorum, ortada kalakaldım. Marty Bell'in bir resmine başlamıştım, o da kör topal gidiyor, şimdi ise yeni bir projeye heveslendim. Sürekli yeni kumaş ve iplik alıp yarım bırakıyorum.

Etamin konusundaki açgözlülüğüm ne olacak bilmiyorum, internette sürekli yeni modeller araştırıyorum, klasörlüyorum onları, düzenliyorum, ama yapmaya vakit bulamıyorum. Akşamları eve gidince yeme içme, mutfak toplama sonrası saat 8 oluyor. Televizyona takılıyorum, ertesi akşamın yemeğini yapıyorum, saat 10 oluyor, 11 gibi de yatıyoruz işte. Bu program içerisinde etamin düzeneğini kur, yarım saat-1 saat yap sonra kaldır çok zoruma gidiyor. Hobi odamızı henüz düzenleyemediğimiz için ortalıkta da bırakamıyorum, evimiz derli toplu olsun istiyorum, günler öyle geçip gidiyor işte.

2011'de güzel etaminler bitireyim istiyorum; ama bir yandan da çalışayım istiyorum, yani evde oturmanın kimseye faydası yok değil mi?.. Gerçi şimdi evde olsam sıcak bir çay içerdim, yatar uyurdum, karnımın ağrısı da geçerdi ne güzel, puff :((

14 Eylül 2010 Salı

Blogumu Okurken Farkettiğim Güncellemeler

Bugün geçmiş blog kayıtlarıma göz gezdirdim ve birkaç konuda güncelleme yapma ihtiyacı hissettim.

Öncelikle, Sevgilim şu an işinden çok memnun. İşine başladıktan birkaç ay sonra çalışma sistemleri değişti ve tüm ofis ikişerli takımlar haline getirildi. Takımların bir elemanı iç satışçı, bir elemanı dış satışçı yapıldı. İşte benim Sevgilim de dış satışçı oldu, yani tüm gün dışarıda, firmaları geziyor, satış yapıyor. İşinin mevsimsel zorlukları var tabi; ama tam ona göre bir pozisyon oldu bu.. İşyerindeki kızlara gelecek olursak, hepsi gayet şeker, sevimli, çoğunluğu evli bayanlar. Benim zaten "Sevgilimin karşı cinsle birlikte olması" gibi bir takıntım yok; ama mülakatlarda bu kadar çok sorulunca beni de bir merak almıştı yani... Şu an herşey yolunda :)

İkinci güncelleme Orkidem'le ilgili. Yazımı yazmamdan sonra da kurumaya devam etti, üstelik alttaki yaprakları da kuruyup kopmaya başladı. Çiçekçimizle konuştuk, kuruyan dalı dibinden kesin dedi. Çok tereddüt ederek kestim, aradan da epey zaman geçti. Bu süre içerisinde Orkidem yaprak vermeye devam etti, eski yaprakları da kurumaya devam etti, şu anda gayet sağlıklı, yeşil yeşil duruyor. Tabi köklerini belirtmek zorundayım, sürekli yeni kök veriyor ve bir tanesi o kadar uzadı ki saksıdan taştı, tezgaha indi. Evi basmasından korkuyoruz :)))  Umarım şu anki süreç bir "kendini yenileme" sürecidir ve önümüzdeki bahara, benim evimde yepyeni çiçekler açar...

Stieg Larsson'un Millenium serisinin ikinci kitabı olan Ateşle Oynayan Kız'ı da okumuş bulunmaktayım. İlk kitapla karşılaştırdığımda bu kitabın daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Kahramanlarımız yine aynı, gazeteci Blomkvist ve Lisbeth maceranın başrol oyuncuları. Serinin 3. kitabı da İngilizce olarak kitabevlerindeki yerlerini aldı. Larsson'un sevgilisinin/eşinin söylediğine göre 4. bir kitabı daha varmış; fakat henüz yazma aşamasındayken vefat etmiş. Çalışmalarını toparlayabilirlerse serinin 4. kitabı da çıkacakmış.

Etamin konusuna hiç girmemek lazım. Geçen sene başladığım duvar saatinin çok küçük bir bölümü bitirilmek için bekliyor hala. Başladığım diğer etamin de iyice ortaya çıktı; ama daha yapılması gereken çook şey var. Akşamları da eve döndüğümde dekorasyon dergilerine, kitaplarına bakmaktan başka şey yapmaya vaktim kalmıyor. Bu yüzden etamin konusunu evlilik sonrasına bırakmış bulunmaktayım... :)

Mustafa Balbay 558 gündür tutuklu, görünüşe göre 10.558 gün daha öyle kalacak.

Minik bebişimiz, Ada'mız yürüme çabalarında. Düğüne kadar yürüyebilmesini çok istiyorum, eğer yürürse düğünde bizden önce Ada ve Barın (diğer kuzenimin oğlu-7 yaşında) çıkacak ve yolumuza çiçek dökecekler.

Başka da bir güncelleme gelmiyor aklıma, ah tabi Fransızcaya hala başlayamadım ve Master planlarımı Nisan'a erteledim; çünkü sınava çalışamıyorummm :))))

27 Ağustos 2010 Cuma

Cross Stitch Archive

Bugün muhteşem bir etamin arşivi buldum. Siz de linkteki siteye üye olarak istediğiniz konuda, şekilde, büyüklükte etamin şemalarını bulabilirsiniz. Çinli bir bayan herkesin elindeki etamin şemasını paylaşabilmesi için kurmuş bu siteyi. Olay şu; siteye şema ekleyerek, eklenmiş şemalara yorum yazarak, konu açarak ve tabiki arkadaşlarınızı davet ederek altın para topluyorsunuz. Biriktirdiğiniz paralarla etamin şemaları satın alıyorsunuz. Bence eğlenceli bir ortam, deneyin kendiniz görünn...

Hi there! Today I discovered a fascinating cross stitch archive. Registering the
link, you can find various patterns in any subject you can imagine. A Chinese lady built this website to create a pattern sharing platform. All you have to do is collecting gold coins by adding patterns, making comments on other patterns, sending posts for discussion and inviting your friends of course :) With the gold coins you collected, you can download any pattern you want. This website is fun to visit, see it yourself :)

15 Mayıs 2010 Cumartesi

İşte Etaminim

Şu an üzerinde çalıştığım etamin budur. Marty Bell'e ait Elegance of Spring isimli bir tablodur kendisi.

14 Mayıs 2010 Cuma

Müjdelere Devam

Dedim ya, Mayıs ayı güzel haberlerle, müjdelerle başladı diye, benim için de bir değişiklik gerçekleşti sonunda. 13:00-21:00 saatleri arası olan mesaim 08:30-18:00 olarak değişti. Teoride saatler bu şekilde görünse de pratikte saat 13:00'te akşam kalacak arkadaş geleceği için benim saatlerim 08:30-13:00 gibi birşey olacak.

Ben de karar verdim, taaa yılbaşında koymuş olduğum ve şimdiye kadar adlarını bile anmamış olduğum hedeflerimi artık gerçekleştireceğim. Evet! İlk olarak bir Fransızca kursuna yazılacağım. 18:30 civarı başlayan bir kurs bulursam süper olur. Öğleden sonraları da oturur çalışırım güzel güzel, ödevlerimi yaparım...

E önümüz yaz, forma girme çalışmalarına başlamalı. Şu yürüyüşleri ve yoga egzersizlerini de aksatmamak lazım.

Bi de etaminimiz var tabi.. Öyle güzel oluyor ki anlatamam. Renkler biraz soluk geldi en başta, hepsi gri tonları; fakat yanyana gelince öyle hoş bir görüntü çıktı ki ortaya. Sadece tahmin ettiğimden daha küçük oldu, ben daha gösterişli, büyüleyici olsun isterdim. Çerçeveyle falan birşeyler ayarlayacağız artık :)

Akşamlarım şimdiden doldu mu ne?? Bu gidişle yine bazı planlar sadece plan olarak kalacak...

8 Nisan 2009 Çarşamba

Günler Geçerken


2009 yılının 4. ayını ortaladık.. Yılın 1/4'ü bitti. Yılbaşı gecesini düşündüğünüzde size de çok yakın gelmiyor mu? Bazen düşünüyorum, yapmak istediğim o kadar şey vardı ama bu kadar zaman hangi arada derede geçti hiç anlamadım. İş dışında ne yaptım 3 ay boyunca? Mesela, bir tane kitap okudum. Kenizé Mourad'ın Saraydan Sürgüne adlı kitabı. Kenizé Hanım kitapta hayat hikayesi anlatılan Selma Sultan'ın kızı. Selma Sultan, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde dünyaya geliyor ve maalesef tam da çocukluktan gençliğe geçiş döneminde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in ilanını birebir yaşıyor. Savaşın kazanılması ve Cumhuriyet'e geçilmesiyle de ailesiyle birlikte sürgüne gönderiliyor. Önceki cümlede "maalesef" demiş olmam yanlış anlaşılmasın, bu olayları "çocukluktan gençliğe geçiş döneminde" yaşaması bir talihsizliktir; çünkü bu dönemde yaşadığı bunalım ve sonrasındaki tatminsizlik tüm ömrüne etki ediyor. 10 yaşı civarında Lübnan'a "taşınıyorlar". İlk gençlik dönemlerini, ilk arkadaşlıklarını, ilk aşklarını, ilk hayal kırıklıklarını burada yaşıyor. Hayatın bir kısmını burada tanıyor diyebiliriz. Fakat hala annesinin koruması altında ve şımartıldıkca şımartılıyor - biraz hepimizin olduğu gibi. Yirmi küsur yaşında gelin olarak Hindistan'a gittiğindeyse çok daha farklı bir dünyayla karşılaşıyor ve bence ne kendini oraya ait hissedebiliyor ne de orada olması gereken konumu anlayıp ona uygun davranabiliyor. Şans eseri çok tatlı bir eşe sahip oluyor; fakat kendisi bunu anladığında herşey için çooook çok geç oluyor. Neyse ben kitabın tamamını anlatmayayım; yalnızca çok farklı bir bakış açısı kazandığımı, birçok ülke hakkında birçok şey öğrendiğimi söyleyebilirim ve MUTLAKA okumanızı tavsiye edebilirim. Ben bu kitabı sabahları otobüste işe giderken okudum ve otobüste kitap okumaya başladığımdan beri yıllardır okumadığım kadar çok kitap bitirdim. Hadi hadi midem bulanıyor bahanelerini geçiiiinn ve bunu bir alışkanlık haline getirin :)

Saraydan Sürgüne'nin üzerine, biri Aziz Nesin olmak üzere, 2 kitap daha okudum. Bu işten çoook keyif aldığımı söylemeliyim.

Eveet, sorumuz 3 ay boyunca iş dışında ne yaptığımdı. Sevgilimin dönüşüne bugün itibariyle 32 gün kaldı. 32 benim çok sevdiğim bir sayı, neden bilmiyorum. Sempatik geliyor :) Daha önce bahsetmedim sanırım, Biriciğim için ufak bir sürpriz hazırlıyorum. Aslında pek ufak değil, epey el emeği göz nuru birşey. Yemin törenine gittiğimiz sırada birlikte çekilmiş bir fotoğrafımız vardı. O resmimizi etamine bastırdım ve şu sıralar onu işliyorum. Benim üzerimde lacivert bir mont ve kot pantolon var. Onun üzerindeyse asker kamuflajı! İş kendimi yapmakla başladım, renk az olduğu için daha çabuk biter diye düşündüm. Fakat öyle düşünüp yaptığımda lego gibi, hiç estetiği olmayan birşey çıktı ortaya. Ondan sonra başladım gölgelemeye.. Şu an kendimi tamamen bitirdim ve sevimli göründüğünü itiraf etmeliyim :) Böylece alışma evresini de geçirmiş oldum. Yine hız kazanmak amacıyla şimdi cevreyi yapıyorum. Ondan sonra da kamuflaja başlayacağım. Umarım biriciğim dönene kadar onu da en azından yarılamış olurum.. Bu noktada 2. tavsiyem ETAMİN olacak. Çok keyifli, çok kafa boşaltıcı, ışığa göre biraz göz yorucu, çok emekli ama kesinlikle herşeye değen bir el uğraşı. İleride evimin duvarlarına çeşit çeşit etamin asmayı çok istiyorum.. Bir örneğini resim olarak ekledim.

Hımmm, başka başka neler yaptımm.. Çok istememe rağmen kesinlikle spor yapmadım, Fransızca çalışmadım. ama umudumu da kesmedim :) Bir gün mutlaka yapacağım!! Amaa çok güzel bir pilates CD'si buldum, tam istediğim gibi. Hem hareketli, hem rahatlatıcı, hem sıkılaştırıcı.. Yine de beni sabah 6:30 da yataktan kaldırabilmeyi başaramadı henüz!

Sanırım 2009'un ilk 3 ayı hep böyle geçti. Sabah kitap, tüm gün iş, akşam etamin.. Nasıl bir düzen sizce?? Bir ömür geçer mi böyle???

23 Şubat 2009 Pazartesi

Kaldı 82 gun...


Bugun itibariyle Şafak 82...
Yarın plakalara başlayacağız :)) Bugün ilk iş Türkiye'nin İl Haritasını indirdim internetten. Bir de plaka listesi oluşturacağım.. Gün gün karalar dururum artık. Şu ana kadar -100 den beri- Gmail'e yazıyordum. Yarın Düzce'deyiz. Bir itiraf yapmam gerekirse bugune kadar 81 plakalı ilin Osmaniye olduğunu düşünüyordum hep. Meğer en son ilimiz Düzceymiş. Öğrenmenin yaşı yok ;)

Çok güzel bir haftasonu geçirdim. Hem eğlendim, hem çok dinlendim, hem de çok mutlu oldum. Cumartesi günü ofisten çıktıktan sonra annemlere gittim, yemeğe davetliydik. Ben gittikten yaklaşık 1 saat sonra annemler ve dayımlar geldiler. 3 aile güzel bir yemek yedik. Biriciğimiz sofrada değildi; ama hepimizin aklında ve gönlündeydi. Uzun sohbetler ettik, çaylar kahveler içtik, güldük eğlendik.

O gece ben annemlerde yatıya kaldım. Nişanlım askere gitmeden önce birkaç gece kalmıştım; ama bu sefer ilk kez tek başıma kaldım. Çok da güzel oldu; epey geç yattık, ama gece o yatakta tek başına yatmak çok zordu.. Ben de kalktım Sevgilimin parfümünü sıktım hafifçe, onu koklaya koklaya uyudum. Hep kollarını bana sardığını hayal ettim. Hayali bile kendimi güvende hissetmeme, mışıl mışıl uykuya dalmama yetti.
Birlikteliğimizin ilk zamanlarından beri başımı ne zaman göğsüne yaslasam esnemeye başlar, uyurum. Hani insanın morali bozulur, canı sıkılır ya, öyle zamanlarda ben başımı onun yüreciğine dayarım, o da bir koluyla beni sımsıkı sararken diğer eliyle saçlarımı okşar, hiçbirşeyciğim kalmaz o zaman.. İşte Cumartesi gecesi de öyle huzurlu hissettim kendimi Biriciğimin kollarında..

Pazar sabahı saat 10 civarında kalktım, güzel bir kahvaltı yaptık. Sokaktan simitçi geçti, simit aldık biz de. Bizim evimiz bir site içinde, bu nedenle simitçi vs girmiyor. Sokaktan geçen simitçinin sesi, sıcak sıcak simitler çok hoşuma gitti bir anda. Benim Ördekim de çok sever simidi. Hele yanında çay ve peynir de oldu mu.. Aa bir de zeytin tabiki :)) Zaten oralarda en çok zeytini özlüyormuş, güzel değilmiş zeytinler. Bir de son zamanlarda canı çok balık istiyor. Nasıl gönderilir balık bilmiyorum ki!!.... Konserve ton balığı falan mı göndersem acaba? Orda da markette satılır herhalde, çarşıya çıktığı zaman alabilir belki.

Pazar günü saat 3'e kadar annemlerde oturdum. Sonra dolmuşla eve dönerken annemleri aradım. Onlar da çarşıya inmişler, markette buluştuk beraber döndük eve. Çok denk geldi ve güzel oldu yani.. Eve gider gitmez banyoya girdim; ama nasıl bir banyo. Dünü spa günü ilan ettim kendime. Televizyondan aldığımız bir Spa setimiz vardı. Pilli bir alet, ucuna farklı ekler takıyorsun, kimi gözenekleri açıyor, kimi masaj yapıyor, kiminin üzerinde ponza taşı var. Teker teker onları kulandım. Tam 1 saat sürdü banyom; ama çıktığım zaman o kadar rahatlamıştım ki.. Hemen yüzüme maske yaptım, vücuduma kremler sürdüm, misler gibi oldum. Saçıma da fön çekmemle Pazar günlerinin en yorucu, uğraştırıcı faslı bitmiş oldu. Böylece önümde koooooocaman bir akşam kaldı.

Gece Lost'un tekrarlarını izledim korka korka. Sezon finalini gösterdiler bu haftasonu, önümüzdeki hafta da yeni sezon başlayacak. Minik Sevgilim 4üncü sezou da izleyememişti, 5i de izleyemeyecek. 4. sezonun CDleri de çıkmadı daha. Çıkar çıkmaz alacağım, sonra benim Bi'tanecik Sevgilim gelecek, biz yatağımızda cips yerken, kola/kahve içerken dizimizi izleyeceğiz. Sonra uyuyakalacağız, birlikte uyanacağız.. Daha güzeli bunu bir ömür kendi evimizde yapacağız.. Oley!!..

İşte böyle güzel bir haftasonunun ardından yeni haftamıza başladık.Haftaya bir başladık mı, hele de Çarşamba geldi mi, günler çabucacık geçiveriyor. Önümüzdeki pazartesi şafak 75 olacak :) Bu aradaaa, ben Biricik Sevgilime çok güzel bir sürpriz hazırlıyorum. Bu aralar elişi olarak etamine fena halde takmış durumdayım. Aşkımın yemin töreninde çektirdiğimiz fotoğraflardan birini etmine işleyeceğim. Cumartesi günü ofisten çıkınca bir de çarşıya uğradım, etamin kumaşı aldım. Yarın resmi bastırıp iplik alacağım. Sonra da hızla işlemeye başlayacağım. Şu an yaptığım bir set var aslında; ama biraz adi bir set. Yani, iplikleri çok ince, hiç tok durmuyor, etamin desen aynen plastik, hiç güzel görünmüyor.. Alıştırma olması için almıştık, epey de öğrendik; ama görüntüsü hoşuma gitmiyor artık. Ben de kendi el işimi yapmaya karar verdim. Fotoğrafımızı bitirince farklı şeyler de deneyeceğim, mesela evimiz için "Welcome" Panosu yapmak istiyorum. Üzerinde horoz, civciv, ördek vb olabilir, turuncu, sarı göz alıcı renkler olur diye düşünüyorum. Bakalım artık zamanımın ve sabrımın yettiği yere kadar gideceğim!! :)

Yine uzuuuun uzun anlattım günlerimi. Bu arada bir önceki Cumartesi Sevgililer Günüydü. Tüm aşıkların Sevgililer Günü kutlu olsun, Aşkınız hiç solmasın, herkes mutlu olsun...

Sevgiler...