kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2011 Çarşamba

Bir Ankara Macerası

Kar yağdı.

Aman Allah'ım ne büyük olay!

Dünyanın kar yağan tek şehri Ankara'dır.

Dünyanın başka hiçbir yerinde kar yağmadığı için belediyelerimiz bu durum karşısında ne yapacaklarını bilememektedirler.

Yine bu yoğunlukta kar yağışı dünyada ilk kez Ankara'da görüldüğü için insanlarımız kendilerine güvenmekte hiçbir sakınca görmemiş, zincirsiz araçlarını cesurca trafiğe çıkarmışlardır.

Lütfen eleştirilerimizi yaparken bu durumun ender görüldüğünü ve hiçbir şekilde önceden bilmenin, tedbir almanın mümkün olmadığını göz önünde bulunduralım.

Diyebilsek ne kolay olurdu herşey. Bilim, teknoloji, akıl hiç olmasaydı, sabah bakıp "aa kar yağmış" deseydik, ertesi gün "aa güneş açtı" deseydik, günler geçip gitseydi böyle. Taş Devri'nden bir farkımız olmadan yaşasaydık. En azından bahanemiz de daha gerçekçi olurdu; "bilmiyorduk / bilemezdik"

Pazar akşamı saat 9-10 civarı başlayan kar yağışı Çarşamba günü saat 11 itibariyle (yani şu an) durmaksızın devam ediyor. Dün akşam işyerlerimiz büyük bir jest yapıp saat 5'te çıkmamıza izin verdiler. İşte dakika dakika dün geceki Ankara maceramız :

17:20 => Dolmuş hareket etti Ansera Migros'un biraz yukarısından.
17:50 => Hoşdere köprüsünün altındaki geçidin girişine vardık. Bu arada dolmuş tıklım tıkış doldu, 55 yaşlarında bir karı koca dolmuşun kapısını "noolur bizi de alın, Cinnah'tan beri yürüyoruz" diye ağlayarak yumrukladı.
18:20 => Hoşdere altgeçidinin ortasına ulaştık. Dolmuşun camını yumruklayan bir başka kişi "öndeki arabada ODTÜ'lü öğrenciler var onları da alır mısınız?" diye sordu. Dolmuşun camında hususi araç falan mı yazıyor ben anlamadım ki???
18:30 => Kardeşimle dolmuştan inip yürüme kararı aldık. İnmeden önce sıkı sıkı sarındık atkılarımıza, "acaba yürürsek 5 km ileride bizi buz tutmuş halde bulurlar mı" diye düşündük, dolmuştakiler heyecanla ve gülerek bizi izlediler, sonunda kendimizi fırtınanın göbeğine bıraktık.

19:00 => Yol boyunca bol bol kaza görüp, "iyi ki inmişiz hayatta eve varamazdık" dedik. Bir noktada 5-6 kaza birden olmuş, arabalar teker teker yanlarından geçmeye çalışıyor, geçerken bir daha çarpanlar da oluyor tabi. Yani bu araba sevdamız nedir gerçekten yaa, millet iki adım atacak diye ödü kopuyor. Arabadakilerin yarısı otobüse vs. binmiş olsa kazalar da yarıya iner, sıkışıklık da azalır gerçekten! Çetin Emeç'in Ayrancı-ODTÜ yönü Dikmen altgeçidine kadar kilit, oradan sonra da bomboştu. Kimse çıkamıyor ki altgeçitten! Biz biiir güzel yürüdük.

Balgat kavşağı ise ayrı bir olaydı. Çetin Emeç köprüsünden de kimse çıkamadığı için yolda akış yok. Üstüne bir de kavşak tıkalı. Sabaha kadar birbirlerine bakarak oturmuşlardır herhalde. Biz saat 19:00'da Çetin Emeç'teki Mc Donalds'a ulaştık, kısa bir ihtiyaç molası verdik. Sonra yola devam.

19:30 => 100.yıl pazarına ulaştık!! Canımız mahallemiz! Konya yolu bomboştu. Çetin Emeç köprüsü üzerinden yürüyerek geçmek ve aşağıyı (Konya Yolu'nu) izlemek süper eğlenceliymiş! Kimbilir nerede kaza olduysa yolda bir tane araba yoktu. Yol boyunca ısrarla arabasını çıkarmaya çalışan, dolmuş-otobüs bekleyen, incecik çoraplar ve topuklularla yürümeye çalışan birçok insan gördük, kendilerine şans diledik içimizden.

Pazarın önünde taksi bulmaya çalıştık, durağı aradık çıkan araçların dönemediğini söylediler. Yanımızda bekleyen bir amca taksi çevirdi yoldan, bizi de yarı yola kadar bıraktı. Bizi bırakmasının karşılığı olarak da güzelim iphone'umdan kızını arayıp buluşma yeri ayarladı, neyse, hayatta herşey karşılıklı değil mi??

19:40 => Taksiden inip evimize doğru yokuş yukarı yürümeye başladık, nefesimiz kesile kesile.. Bizim oralar genellikle şehirden birkaç derece daha soğuk oluyor. Rüzgar da var tabi, elektrikler de kesik, yollarda köpekler. Tam korku filmi!

20:00 => Evimize ulaştık!!! Zafer bizimdir!! Canım kocacığım da şöminemizi yakmış, oooohh çıtır çıtır, sıcacık. Biraz ısındıktan sonra mamalarımızı yedik. Allah'tan dünkü yemek artmıştı da yeni yemek yapmakla uğraşmadım. Gerçi bu akşam ne yapacağımı kara kara düşünüyorum ama :(

İşte böyle bir akşamdı dün akşam. Biz eve gidene kadar binmiş olduğumuz dolmuş yanımızdan hiç geçmedi. Büyük ihtimalle saat 8'de Balgat kavşağında sıkışmışlardı. Ne zaman çıkmışlardır bilemem. Evimiz uzak da olsa yürüme mesafesinde olduğu için şanslıydık, Çayyolu-Ümitköy taraflarında oturanlar ne yaptılar bilemiyorum.

Bu kar yağışının geleceğini televizyonlar, gazeteler günlerdir söylüyor. Bu belediye çalışanları neredeler acaba? Karları küremek, yollara tuz serpmek bu kadar zor birşey olmamalı. Dün akşam yürürken bizim yanımızda tuz olsa biz bile serperdik! Hadi dün akşam heryer kilitlendi tuzlama aracını çıkaramadılar, gece niye yapmazsın kardeşim?? Niye aynı işkencenin iki gün üst üste çekilmesine izin verirsin? Kar şu an hala devam ediyor ve tahminim Perşembe ve  Cuma da aynen böyle geçecek. Peki NEDEN NEDEN NEDEN biz bunları yaşamak zorundayız? Gerçekten herşeye yazık!

Bugün ofise 15 kişi ancak gelebildi. Öğleden sonra tatil olma ihtimali var. Olursa eve gider, şöminede sucuk ekmek yaparızz, nam nammmm :))

Tekrar görüşebilmek dileğiyle..

1 Şubat 2011 Salı

Bembeyaz Manzara, Şömine Çıtırtısı ve Etamin

Bu haftasonu dinlendirici olmaktan çok uzaktı. Cuma gününün dondurucu soğuğundan sonra sabah bir kalktık ki her yer bembeyaz ve kar doludizgin yağmaya devam ediyor. İnsan o manzarayı görünce sıcak yatağına geri dönmek istiyor; ama ben çalışıyordum maalesef.

Saat 2'de çıktım işyerimden, 2:30 gibi evdeydim. Geçen hafta Sevgilim oturma odasında eşyalarını toplama sözü vermişti bana, birşeyler atıştırdıktan sonra işe koyulduk. Ben oturma odasını toparlarken, o da çatıdaki eşyalarını düzenledi. Kitaplarını, CDlerini yerleştirdi raflara, o bile çatının derli toplu görünmesine yetti. Saat altıydı işlerimizi bitirip derin bir oh çektiğimizde. Hiç oturmadan bembeyaz sitemizde yürüyüşe çıkalım, karın keyfini çıkaralım istedik ve annemlere kadar yürüdük. "Hadi bir çay molası verelim" dedik, girdik içeriye. E tabi giriş o giriş. Biz şömine karşısında yayıldık, mayıştık kaldık. Bir de üstüne yemek yedik, harika oldu. Enerjimizi topladık evimize döndük.

Pazar günü çok geç kalkmak, iyice dinlenmek istiyordum; fakat benim çılgın beynim 10:30'da uyandı. Kalktım, kahvaltı ettim, malum Sevgilim ne hafta içi ne hafta sonu kahvaltı etmiyor, hava hala soğuk olduğu için şömineyi yaktım, perdelerimi de açtım, yağan karı izlemeye başladım. Pazar sabahları TV8'de yayınlanan Yaşamdan Dakikalar programını izlemeyi çok seviyorum; ama çoğu zaman yakalayamıyorum. Bu hafta tesadüf oturdum izledim rahat rahat. Derken Sevgilim kalktı, beraber oturduk bir süre, sonra o müzik dinlemeye çatıya çıktı, bana da rahat battı. Salonda koltukların yerleşimi için farklı bir tasarım vardı aklımda ne zamandır. Sevgilimin rahatını bozmayayım dedim, ufak ufak ittirip kaktırmaya başladım. Kendine içecek birşeyler almaya inen Sevgilim evin halini görünce küçük bir şok geçirdi, sonra yardım elini uzattı bana. Zaten üç parçacık koltuğumuz var, hemen yerleştirdik. Benim tek önemsediğim koltukların şömineyi kapatmaması ve nereye oturursak oturalım şömineyi görebilmemizdi.


Ölçüler tutup da istediğim yerleşimi sağlayınca keyfim yerine geldi, etamin düzeneğimi kurdum, kahvemi çikolatamı aldım, sağımda bembeyaz kar manzarası, solumda şömine çıtırtıları, usul usul etaminimi yaptım :)

Sevgiler...

13 Aralık 2010 Pazartesi

Hoşgeldin Kış

Ne güzel bir haftasonuydu.. Asında biraz karmaşık başladı ancak çok ama çok güzel bitti. Cumadan başlayalım:

Cuma akşamı 6'da çıktım işten, dolmuş durağına doğru yürümeye başladım. Bindiğim yer ilk durak olduğu için normalde bekleyen 2-3 dolmuş olur; ancak cuma günü hiç dolmuş yoktu. İçime kötü bir his düştü ama beklemeye başladım, yapacak birşey yok. 10-15 dakika kadar bekledikten sonra dolmuşun ışığı göründü uzaklardan. 10 dakika da içinde bekledikten sonra hareket etti. Hareket ettiğim saat normal bir günde benim 100.yıl pazarında indiğim saatti. Ve biz çıktık yola. Allah'ım nasıl bir trafik. 2.vitese geçmenin imkanı yok, her yer kilit. Dur kalk, dur kalk yapa yapa 2 saatte, evet tam 2 saatte gittim eve.

Sevgilim o akşam bir konsere gidecekti, beni eve bıraktıktan sonra yollara düşünce ümidi kestim kendisinden. "bu gece ya konser salonunda ya da evinde uyur" diye düşündüm. Sevgilim konserdeyken kar da yağmaya başlamaz mı, ama ne güzel yağıyor, masal gibi. Zarif zarif düşüyor taneler... Ben de aldım bilgisayarımı kucağıma bir yandan düğün fotoğraflarımızı düzenliyorum, bir yandan da bir film buldum onu izliyorum. Kar şiddetini artırdıkça rüzgar da uğultusunu yükseltti. Derken televizyon 1-2 cırt mırt etti ve digiturkün yayını kesildi. Bizim Digiturk antenimiz çatıda duruyor, e tabi rüzgar yüksekte daha şiddetli esiyor ve anteni sallıyor. O sallandıkça bizim yayın kesiliyor. Biraz bekledim, gelir dedim ama tık yok. Ben de kendimi bilgisayarıma adadım, sessiz sessiz oturdum evde. 1-1,5 saat geçti ama ne gelen var ne giden, sıkıntıdan patlayacağım. Çıktım yukarı ütü yaptım, çamaşır attım makineye, yine indim aşağıya oturdum kös kös. Saat tam onikiydi ki kapı çaldı ve hiç ummadığım bir şekilde Sevgilim geldi. Bizim sitenin yokuşu çok dik, her yer rahat olsa da arabayı orada bırakıyoruz çoğunlukla. Neyseki o yol henüz buz tutmamış, kolaylıkla çıkmış. Çok yorgun olduğumuz için hemencecik yattık uyuduk.

Cumartesi günü bembeyaz bir sabaha uyandık. Cuma gecesinden kombimizin derecesini yükseltmediğimiz için ev buz gibiydi. Hırkalar, çoraplar giydik, çayımızı kahvemizi aldık. İkimizin de dışarıda işi verdı, hazırlandık yollara düştük. Saat 12 civarı işlerimizi halledip mahallemizde buluştuk. Ev için birkaç şey aldık, kasaba uğradık ve küçük kebapçımızda öğle yemeği yedik, evimize döndük. Normalde o günün şöyle bir özelliği vardı, ben yengemleri çağırmıştım akşam oturmasına. Kar yağınca ertelemek durumunda kaldık tabi. Oysaki geçen haftamı tarif aramakla geçirmiştim hep :(  Sabah kombiyi açtığımız için döndüğümüzde evimiz sıcaktı. Yine çaylar kahveler konuldu, oturduk öyle. Akşam yemeği için ne zamandır yapmak istediğim balkabağı çorbasını yaptım. Lezzetli oldu ama o balkabağını soymak ne kadar zor birşey!! Of yani offf...

Çorbamızı içtik, bir de annemin gönderdiği böreklerden indirdik midemize, tam yemek sonrası uyku moduna geçmiştik ki, bahçede kar altında mangal partisine davet edildik. Kalktık, hazırlandık, çıktık evden. Nasıl bir tipi!! Kar yağıyor ama deli gibi rüzgar var ve kar tanelerini yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı, sağdan sola, soldan sağa savuruyor. Ben elime şemsiye almıştım ama bana mısın demiyor. Arabayı çıkartmakla da uğraşamayacağımız için yürümeye başladık. Kar altında yürümek çok romantik, bayılırım; ama bu yürünecek bir kar değilki, bildiğin fırtına. Engelleri aşa aşa parti alanına ulaştık. Bir baktık mangal yanmış, kestaneler atılmış bile. Hemen kestanelere hücum ettik, sıcak sıcak yedik. Ardından sucuklar geldi, bir de kocaman bir tencere sıcak şarap. Yedik, içtik, güldük, donduk ve mangalı söndürdük. 1,5-2 saatlik maceramız gece 10 civarı sona erdi. Biz evimize doğru yola çıktık ama ikimiz de öyle donmuşuz ki yürürken katır kutur sesler çıkarıyorduk :D Tabi bu arada içimizin dışımızın sırılsıklam olduğunu söylememe gerek yok herhalde.

Eve geldik, üstümüzü değiştirdik ama nasıl titriyoruz. 3'lü kanepemizin sırt minderlerini kaldırdık, ikimiz yanyana sığıştık koltuğa, üstümüze çektik battaniyemizi, Prison Break izlemeye başladık. Sevgilim kollarımda uyuyakaldı sonra, ne büyük bir mutluluk...

Pazar günü ise annemlerde kahvaltı, Cepa'dan atkı, eldiven, bere alışverişi, annemlerde 5 çayı ve eve dönüş rotası dahilinde çok güzel bir gün geçirdik. Hava yağışlı olmasına rağmen Cumartesi gününden ve özellikle akşamından çok yumuşaktı. İşte böyle de anısı kaldı :

22 Ocak 2010 Cuma

Kışın İlk Macerası

Bu yıl kış geç geldi. Hatta tam olarak bugün geldi diyebilirim. Bu kışın önceki yıllardan farkı şu; işe arabayla gidip geliyorum. Daha önce hep otobüse biniyordum. Yağmur, kar farketmiyordu, otobüsün bizim yokuşu çıkamadığı durumlarda kulağıma mp3 player'ımı takıp yürüyordum eve. Bu yıl arabayla gidip geldiğim için daha endişeliyim. Her gün ofisten "acaba kar yağdı mı?" diye çıkıyorum. Dün akşama kadar bu endişem hep yersiz olmuştu..

Dün akşam saat 9'da ofisten çıktım, hava her akşam olduğu gibi soğuktu, belki 1 - 2 derece daha soğuk. Avon siparişlerim gelmişti, onun için elimde kocaman bir kutu vardı. Minik mavi Uno arabamın yanına gittim (resimdeki benim arabam değil ama modeli aynı), küçücük çantamın içindeki herşeyi dökerek, dizimle de kutuyu tutmaya çalışarak, anahtarlarımı buldum. Uzaktan kumandayla açtım, kapılar "tık" dedi. Açmaya çalıştım ama kapılarda hareket yok. Biraz zorladım, vurdum falan ama yok, "kapı duvar" :) Arabanın tüm kapıların denedim, hepsi aynı durumda. O sırada bir araba benim yerime park etmek için bekliyordu. Camı açıp; "giriyor musunuz, çıkacak mısınız" diye sordu. "Kapıyı açabilirsem çıkacağım" dedim. Biraz ileriye parkedip yanıma geldiler. Kapıları onlarla beraber denedikten sonra, "bagajdan girebilir misiniz" diye sordu. Bunu ayrıca anlatırım; ama "Sevgilim İstanbul Yolu'nun ortasında girdikten sonra ben hayli hayli girerim" dedim ve başladım bagajı sökmeye. Sonunda arka koltukta oturur buldum kendimi. Tekrar kapıyı açmayı denerken kolumu morarttım. Bir şekilde ön koltuğa ulaştım ve kapılarla daha fazla vakit kaybetmeden Sevgilimin yanına gittim. Ancak araba biraz ısınınca açabildik kapıları.

Bu yıl kışı böyle karşıladık. Bugün de ince ince yağıyordu ama şu an durmuş. Galiba bu kış anlatacak çok hikayem olacak. Beni izlemeye devam edin..

Önemli Not : Ya bagajı açık bırakmalı, ya da arabanın dışında bir yerde yedek anahtar taşımalı.

Notun öneminin daha iyi kavranması açısından şu olayı anlatmak isterim. Bizim arabamızın (Zurna) sorunları dertleri bitmez. Örneğin bir ara sileceği çalıştırdığımız zaman lastikli kısmı yerinden fırlıyordu. Durup yerine takmamız gerekiyordu ve tabiki hiçbir zaman hızlı modda çalıştıramıyorduk. Çok yağmurlu bir günde Sevgilim İstanbul Yolu'nda ilerlerken silecek yerinden çıkıyor. Tesadüf tam da ışıklarda o sırada ve kırmızı yanıyor. Yeşil yanmadan takayım yerine diye arabadan çıkınca kapılar kapanıyor ve araba kilitleniveriyor bir anda. Deli yağmurun altında arabanın dışında, fondaki korna sesleriyle benim Canım Aşkım, Zurnamızın bagajını deniyor ve ne büyük bir tesadüf ki bagaj açılıyor. Burdan sürücü koltuğuna ulaşan Sevgilim yoluna devam edebiliyor.

Kıssadan hisse, yedek anahtar yaptırmanın bir faydası yok, o anahtarı arabanın yanında ama dışında bulundurmadığınız sürece :)

Bugün cuma, herkese iyi haftasonlarıı.... :)