alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alışveriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Alışveriş

3 haftadır her cumartesi yaz alışverişi yapmak için AVMlere gidiyoruz. Eşimi de peşimden sürüklüyorum tabi.. Gelin görün ki ne bir bluz, ne bir elbise, ne bir ayakkabı.. İnsan hiçbir şey mi beğenmez! İnanın anlayamıyorum; ben mi modadan çok uzaklaştım, moda mı dünyadan??

Tamam yaz geldi, çiçek böcek desenli kıyafetler çıksın ortaya ama mor babet üstüne sarı gülden toka nedir yaa??! İnsan bunu işe giderken giyemez o kesin de üniversite öğrencisi okula giyer mi, ya da herhangi bir kadın sinemaya giderken??

Herhalde modadan ve dünyadan uzaklaşan benim..

Yine elim kolum boş dönünce canım sıkıldı işte... Pöffff

8 Şubat 2013 Cuma

Tüketici Davranışları


Hafta sonu bozulan saç kurutma makinemizin yerine yenisini almak için alışveriş merkezlerinde dolaştık. Tüm markalar toplu olarak bulunduğu için Teknosa'ya da bakalım dedik. Gerçekten birçok marka ve model vardı. Görevliye birkaç tanesi hakkında soru sorduk ama hepsi için de soru soramıyorsunuz. Bir de alacağımız şey saç kurutma makinesi altı üstü..

Mağazalar arasında gezerken kendimi şöyle derken buldum: "eve gidince internetten bir şey seçer alırız, böyle gezmek çok zor".

Hatırlar mısınız "online alışveriş" yeni yeni duyulmaya başladığında, ki ben ilk Migros reklamları ile "bu da neymiş" demiştim, "bu icatlar Türk insanına uygun değil, Türkler dokunarak seçmeyi sever, pazar pazar dolaşmak ister" deniyordu. Ben de böyleydim şahsen, görerek deneyerek almayı tercih ederim. Ne ara online alışverişi tercih eder oldum bilmiyorum.

Kıyafetti, indirim kuponlarıydı derken görmediğimiz şeylere para vermeye alışıyoruz. Mesela Migros'un online alışveriş reklamı ilk çıktığında "bu uygulama yaşlı teyzeler için yararlı olur" derken, şimdi market alışverişinin kapıma gelmesi fikrini hiç de yadırgamıyorum.

İşte tercihlerimiz, alışkanlıklarımız böyle böyle değişiyor. Z kuşağı acayip bir şey olacak...

7 Mart 2011 Pazartesi

Yine Haftasonu

Bloguma girebilmemin sebebi ofisimizin internet ayarlarıymış. Cumartesi akşamı evden bağlanmak istediğimde, bembeyaz sayfa üzerine kırmızı harflerle yazılı "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla durdurulmuştur" yazısını görmek çok moral bozucu oluyormuş..

Haftasonumuz keyifli geçti. Cumartesi günü canım arkadaşım geldi ev oturmasına, ben de kekler börekler yaptım ona. Uzun uzun oturduk, güldük, düğün fotoğraflarımıza baktık, güzel vakit geçirdik. Akşam Sevgilimle sinemaya gitmeyi planlıyorduk; ama ikimizde de nasıl yorgunluk ve bitkinlik vardı.. Sonuç evde kaldık, üstüne bir de pizza söyledik. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, Pizza Hut çok bozmuş kalitesini. Bir kere doğru düzgün malzeme yok, sırf hamur, üstelik soğuk geldi. Çok acıkmış olduğumuz için hapur hupur daldık; ama hem zevk almadık, hem de midemize oturdu :)

Madem sinemaya gidemedik, evde film izleyelim dedik ve bana kalırsa çok anlamsız bir film olan The Hangover (Felekten Bir Gece) izlemeye başladık. İçlerinden birinin bekarlığa veda gecesi için dört arkadaş Las Vegas'a gidiyorlar. İçlerinden en zeki olanı içkilerine ilaç atıyor; ama satıcının kendilerine yanlış ilaç verdiğini ertesi gün darmadağın odada, darmadağın bir halde uyandıklarında anlıyorlar, üstelik damat kayıp!! Evde çok sıkıldığınızda zaman geçirmek için izleyebileceğiniz 1,5 saatlik geyik bir film. Sanıyorum erkekler daha çok keyif alıyorlar, mesela biz izlerken Sevgilim; filmden çok benim suratımdaki anlamsız ifadeye bakıp bakıp gülüyordu.

Pazar günü geç kalktık, birşeyler atıştırdık, CEPA’ya gitmeye karar verdik. Alışveriş konusunda tuhaf davranışları olan bir insanım; ama kendim için yaptığım alışverişlerde. Evim için birşey almam gerekiyorsa genelde başka şeyden kısar, gider o şeyi alırım; ama kıyafet alışverişleri vs çok geriyor beni. Uzun zamandır ayakkabı ihtiyacım var; fakat bir türlü bütçe ayırıp gidip alamıyorum. Almaya çıktığımda ya beğenmiyorum ya da kışın ortasında yazlık ayakkabılar çeliyor aklımı. Onu almak da gereksiz geldiğinden ellerim bomboş çıkıyorum. Pazar günü de aynen öyle oldu. Sevgilim alalım dedikçe herşeye bir kusur buldum; “onun önü kötü, bunun topuğu kötü, bu yazlık, şu güzelmiş ama artık bahar geldi daha ne kadar giyilir ki..” vs vs. Sonuç?? Tabiki ellerimiz bomboş çıktık. Birşey almamak o anda tasarrufmuş gibi geliyor; fakat ihtiyaçlar biriktikçe ve son ana kadar bekledikçe, karşılaması daha zor oluyor. Piyango çıkarsa kendime 100 tane ayakkabı alacağım, evet tam 100 TANE! :D

6 civarı evciğimize döndük, yemekler, banyolar, çamaşırlar derken haftasonu bitti. Birbirimize kooocaman sarılıp yattık uyuduk…

21 Şubat 2011 Pazartesi

Ev Alışverişi Bitmeezz

Evlenmemizin üzerinden 4 ay geçti, neredeyse yarım sene. Bu süre içerisinde evde ufak tefek değişiklikler yaptık, birşeyler aldık yerleştirdik; ama temel olarak tek bir çivi bile çakmadık diyebiliriz. Yani içine girdiğimiz gün nasıldıysa bugün onun biraz daha yerleşmiş versiyonundayız. Tabi yemek masası, lambalar ve halımız dışında; ama onlar da olmazsa olmazdı. Ben ihtiyacın ötesinde biraz süslemekten bahsediyorum. Duvarları doldurmak, evin detaylarıyla ilgilenmek gibi. "Aceleci" diyebilirsiniz, "1 sene sonra çerçöp dolacak, neyi atsam demeye başlayacaksın" diyebilirsiniz; ama duramıyorum iştee...

Ofiste birkaç kişi ayda bir birimizin evinde buluşup altın günleri yapmaya başladık demiştim. Benim sıram Nisan ayında; fakat hazırlıklara şimdiden başlamak lazım. Alınacaklar, yapılacaklar çok! Malum evimiz görücüye çıkıyor.

Bugün bir heves eksik listesi yapmaya başladım, aklıma gelen herşeyi yazdım. Sonra bir adım daha atarak IKEA'nın web sitesine girmeye ve henüz bakmaya fırsat bulamadığım 2011 kataloğunu incelemeye karar verdim. Allah'ımmm nasıl güzel şeyler var!!! Her sayfayı değiştirdiğimde önce "ayyyy" diye çığlık atıım, sonra yanındaki ürünü görünce bir daha "ayy" dedim, öyle sürdü gitti. Sayfalar ilerledikçe içimde birşeyler kıpırdanmaya, yerimde duramamaya başladım. Bıraksalar buradan İstanbul'a kadar koşsam, hepsini hepsini alıp gelsem. İlk etapta şunları alsam:
Bütün duvarı kaplayan kocaman TV Paneli yerine minik, fonksiyonel dolaplar.
Hobi odamda bu sevimli kanepe üzerinde etamin yapmak
Çok şık bir ayaklı saat ve kullanışlı orta sehpa
Her şey için kullanılabilecek bir sepet
Oturma odamızda gündüzleri kanepe, akşamları misafirlerimiz için açılır yatak.

Daha neler neler var...

Siz de bakıp bakıp çıldırmak isterseniz buradan buyurun. Yok yok benim İstanbul'a gitmem lazım, IKEA'nın gelmesini bekleyemem!!!

27 Kasım 2010 Cumartesi

Aklıma Mukayyet Ol!

 
Dün ofisteyken Tchibo'nun bu haftaki temasına bakasım geldi ve yılbaşı ürünlerinin satışa çıktığını görmüş bulundum!! O andan itibaren aklımda sadece temada olan kurabiye setini almak vardı. Setin içinde 1 adet çam ağacı, 1 adet kurabiye adam, 1 adet kardan adam kurabiye kalıbı, ayrıca kurabiyelerin üzerine yazı yazmak için harf baskı seti vardı. Hemen internetten almak istedim, bir türlü üye olamadım. Ben de bugün Cepa'ya gitmeyi kafama koydum.

Sabah Sevgilimin önerisiyle Cepa'daki Tchibo'yu arayıp elerinde ürün olup olmadığını sordum, varmış, 2 adet ayırmalarını istedim. Yaklaşık 1 saat sonra mağazadaydım. Bir koşu kurabiye setlerimi aldım (2.set annemler için), bir de benmari kasesi aldım, rahatladım :) Vaktim varken mağazaları gezeyim dedim ve ilk olarak Boyner'e girdim. Allah'ım girmez olaydım!!!!

Boyner'de dolaşırken içimden sürekli "Allah'ım aklıma mukayyet ol" dedim durdum.  Ne güzel şeyler yapmışlar yine, resimleri aşağıda. İnsan kendi evini daha bir delice süslemek istiyor, gördüğü her kırmızı şeyi almak istiyor. Önümüzdeki ayın daha zor geçeceğinden korkuyorum...



Sevgiler...

23 Eylül 2010 Perşembe

Bir Cilt Bakımıkoliğin İtirafları

Pazartesi günü iş çıkışı Ankamall'a gittim, miniklerimi teslim almayaa.. Evet bana özel yapılan "prenses ayakkabılarım" (Sevgilimin deyimiyle) sonunda hazırlardı. Denedim, gerçekten çok güzel olmuşlardı ve tam ayağıma göreydi. Yedek ayakkabılarımı teslim edip yenilerini kucaklayarak, ağzım kulaklarımda çıktım Erol mağazasından.

Eh, sıra Sevgilimin ayakkabılarına geldi tabi. Onun için de Derimod'a baktık ve bir model beğendik; ancak uygun numarası ve daha fazla çeşit Panora'da olduğundan bir sonuca varamadık.

Pazar günkü cilt bakımı maceramızın sonunda Hülya Hanım bize Biotherm'den cildimiz için uygun ürün listesini vermişti. Ankamall'da hem Sevil Parfümeri hem de Tekin Acar olduğu için hazır gitmişken bakım ürünlerimizi de almaya karar vermiştim. Sevil Parfümeri'deki bayan çok yardımcı ve sevecendi (Tekin Acar'da fiyat kontrolü yaptım, daha pahalıya geliyordu, ayrıca ürünü veren adamın konuyla hiçbir ilgisinin olmadığı karma cilt yerine kuru cilt için bakım setini çıkartmasından belliydi.) Ürünlerimizi Sevil'den almaya karar verdik; fakat bir sorun vardı, kartlarımın ve hesap bakiyelerimin toplamı tutarı karşılamıyordu.

Kasadaki halim gerçekten "Bir Alışverişkoliğin İtirafları" filmindeki yeşil şal sahnesine benziyordu. Hani kız 100$'lık şalı almak için 10 tane kredi kartı çıkarıyor, her birinden 10'ar 20'şer dolar çektiriyor; ama yine de bakiyesi yetersiz kalıyor ya, işte o sahneyi yaşadım. En son 15 TL'miz eksik kaldı, cebimizden 10 TL çıktı, 5 yok!! Sonunda internetin nimetlerinden faydalanarak, Sevil Parfümerinin bilgisayarından İnternet hesabıma girip döviz bozmak suretiyle ödememizi tamamlayabildik. Güle güle kullanalım...

Yalnız, iki gündür kullanıyorum ve cilt bakımının üzerine kaliteli ürün kullanmanın faydalarını görmekteyim. Bir de dün banyoda yüzüme çok hafif kese yaptım, bugün pırıl pırıl parlıyorumm, İyi ki almışım işteee :)))

21 Eylül 2010 Salı

Ev Tadilatı - III

Geçen Cuma öğleden sonra işyerimden izin aldım, çıktım evime gittim. Şu an evimizde su ve elektrik tesisatı tamamen bitti, açılan oyuklar alçı ile kapatıldı, banyo ve mutfak fayansları döşendi ve kartonpiyerlerimiz takılıyor. Kalan işler ise boya badana ile parkelere sistre. Cuma hem perdelerin ölçülerinin alınması hem de duvar renklerini konuşmak için Meltem Hanım ile evimizde buluştuk.


Meltem Hanım çok zevkli ve modern bir bayan. Boyacının karşısına öyle birisi ile çıkmak çok iyi oluyor. Mesela ben salonun tavanını çok uçuk kahverengiye boyatmak istiyorum, çünkü salonda beyaz tavan çok çiğ geliyor bana. Boyacı da tutturdu "tavanı boyarsak daha basık görünür" diye. Sonra bana verdiği boya kataloğunda bir çatı katının tavanının turuncuya boyanmış olması komikti tabi. Neyse, boyacı beni çeşitli yöntemlerle caydırmaya çalıştı. Ben caymak istemiyorum ama bir şey de söyleyemiyorum; çünkü bilmiyorum. Meltem Hanım sağolsun bana cesaret verdi, böylece cuma günü durumu "2'ye 1"e çevirerek kazandık :)


Perdelerimizi gözden geçirdik tekrar ve nereye ne şekilde asacağımıza karar verdik. Ölçüler alındı ve perde işi tamamlandı. Meltem Hanım'lar dönerken ben de Emek'teki Alışveriş Home Mağazası'na gidip, mağazada 2 haftadır bekleyen çay setimi almaya gittim. Orası da küçük ama çok şeker bir yer. Üst kat nevresim takımları, yorganlar, çarşaflar, alt kat mutfak eşyaları olarak ayrılmış. Çoğunlukla Biev'in ürünleri satılıyor. İşte biz de Biev'in 6 kişilik çay setini almıştık, içinde fincanları, tabakları bir de servis için çaydanlığı var. Ancak takımın her parçası mağazada bulunmadığı için yeni takım getirtmişlerdi. Evdeki işimiz erken bitince Emek'e gidip takımımı aldım. Oradan Armada'ya, Cepa'ya, Kentpark'a geçip aklımdaki birkaç yeri dolaştım, eve döndüm.


Cumartesi gelinlik provam vardı; ama aksilik bu ya iş yerimden her zaman 2'de çıkıyorken bu haftasonu 5'e kadar kaldım. Saat 6'da La Bianca'daydık, daraltma için ölçü alınacak. Terzi nasıl ters bir kadın anlatamam. Gelinliği arkadan daraltınca önü potluk yaptı, kat kat çizgiler çıktı. Tabi çok çirkin göründü, o şekilde olmaz. E geniş haliyle de ben istemiyorum... Zaten daha gelinliği almadan önce daraltırız diye konuşuyorduk. Bir ara terziyle birbirimize girecektik gerçekten de. Derken bana gelinlik seçme konuşunda yardımcı olan görevli geldi (o ana kadar başka müşterisi vardı). Tülü tutan dikişi ayıracaklarını, önce eteklerini daraltacaklarını, sonra tülü daraltacaklarını söyledi. Öylesi mantıklı geldi bize de ve Çarşamba gününe tekrar sözleştik. Çarşambaya kadar dikişi sökecekler ve o gün tekrar ölçü alacaklar.


Bu arada Cuma sabahı Sevgilim eğitim için İstanbul'a gitmişti, Cumartesi akşamı biz onlarda yemekteyken Sevgilicim de geldi eve :) 2 günde hemen zayıflamış gibime geldi; ama beyefendi arayı çabuk kapattı.


Pazar günü hızlı başladı. Planda boyacılar başlayacaklardı pazar günü; fakat bizim arka komşu sorun çıkartınca iş yattı. Arka komşumuz gerçekten biraz sorunlu, başka bir postta detaylı anlatırım. Sitemizde pazar günleri tadilat yapmak (gürültü olduğu için) yasak. Komşumuz da ustaları görünce ne olduğunu bilmeden aramış güvenliği. Oysaki boyanın sesi yok, gürültüsü yok; ama adamın şikayeti bizim 2 günümüze mal oldu. Ustalar sabah 8:30'da aradılar durumu anlatmak için. Ben tabi koştur koştur kalktım, giyindim, eve gittim, boyaların rengini kontrol etmek için. 1 saat kadar onlar boyaları karıştırırken baktım, renklerin koyuluğunu kontrol ettim. Hepsi onaylanınca eve döndüm, kahvaltı ettim, kardeşim kalktı o srada banyoya girdi, arkasından ben girdim banyoya. Saat 12:30da ikimiz de aklanmış paklanmış, cilt bakımına gitmek için hazırdııkkk...


Evet, pazar gününün beklenen olayı cilt bakımı yaptırmaktı. Saat 1'deki randevumuzdan en az 1saat önce banyo işlerimizin bitmesi ve yüzümüze hiçbir şey sürmememiz gerekiyordu. Aynen o şekilde hazırlandık, Çatı Güzellik Merkezi'nde Hülya Hanım'la randevumuza yetiştik. Hülya Hanım cilt tipimizi belirledikten sonra bizi 15 dakika buharda bekletti. Temizleme işlemini yaptı, maskeler uyguladı ve cildimiz yumuşacık çıktı ortaya. Hülya Hanım, Ampul Tedavisi diye birşey önerdi sonra; ciltteki lekeleri temizliyor, sivilcelerin iyileşmesini hızlandırıyor ve sivilce çıkmasına neden olan deriyi temizliyor. "Peki" dedik, "onu da deneyelim". 15-20 dakika da o sürdü. 1de girdiğimiz randevumuzdan 4'te çıktık!!


Çıkışta Melih'lerle buluştuk, 365'e gittik. Saatlerce de burada gezdik, ben hızlıca anlatacağım. English Home'dan çok güzel bir yorgan ve yastıklar aldık. Yorganın özelliği şu, birbirine çıtçıtla tutturulmuş iki ince yorgan düşünün. Soğuk havalarda ikisini birlikte kullanıyorsunuz, bahar aylarında tek katını kullanıyorsunuz. Hoşumuza gitti, mantıklı geldi. Fiyatları da çok uygun yani, hele yastıklar; 9,90!! Hem kendimiz için, hem misafirlerimiz için aldık.

Oradan Boyner Evde'ye geçtik. Benim çok beğendiğim ve haftalardır indirime girip girmediğini hem bizzat, hem de 365'e giden herkese tembihleyerek takip ettiğim bir kahvaltı seti vardı, işte yandaki resimm. Kapıdan içeri bir girdim, %50 indirim standı üzerine benim cicilerimi koymuşlaaarr... Eğer siz de resimdeki seti beğendiyseniz hemen bir Boyner Evde mağazasına koşun; ama 365 AVM'dekine hiç gitmeyin, çünkü hepsini ben aldıııımmm :D

Son olarak esse'ye gidip 6'lı baharatlık seti aldım. Onun resmini bulamadım; ama inşallah evimin yerleşmiş halinin fotoğraflarını koyacağım :)

Ve akşam saat 8'de yorucu bir Pazar gününü noktalayarak evlere dağıldık. Tabi bizim minik Zzurnacığımızın halini görmeniz lazımdı, pencerelerden yastıklar fışkırıyordu, o derece.

Ne güzel ev kurmak, o evde yaşamanın hayalini kurmak.
Allah herkese bu hayali birlikte yaşamak isteyeceği bir eş ve o hayali gerçeğe dönüştürme gücü versin.

Sevgilerimle,

15 Eylül 2010 Çarşamba

Ayakkabımı da aldımmm

Dün akşam gelin ayakkabımı aldığımı ilan etmek istiyorum!!

Şık, minik, zarif bir ayakkabı oldu. En güzel tarafı da Erol mağazasının bu ayakkabıyı bana özel imal edecek olması, çünkü ayağımın boyu 35, parmaklarım 36 numaraya ancak uyuyor. Ve işte benim miniğiimmmm:


İşin en güzel ve ilginç tarafı şu oldu, dün akşam Ankamall'daki Erol Mağazası'na uğradık. Ankamall'a gitme sebebimiz bambaşkaydı aslında, Tepe Home'dan yemek masası bakacaktık. Ben öylesine ayakkabılara bakarken bu çifti gördüm. Çok sevimli göründü gözüme bir anda. Olur mu olmaz mı derken denedim, ayağımda da çok sevimli durdu ve o kadar da rahattı ki!!..

Alacağımız konusunda anlaştık ama ayakkabını 36 numarası büyük geliyor, 35i küçük (ben normalde 37 giyerim bu arada!!). Satış görevlisi "biz size özel ayakkabı yapalım" dedi, "ayağınızın kalıbını alalım, boyu 35 parmakları 36 numara olacak şekilde yeniden imal edelim" dedi. "Harika" dedik biz de ve kalıbımızı verdik. Ama bir sorun daha vardı, benim haftasonu gelinlik provam var, provaya ayakkabı ile gitmem lazım, EROL 21'inde teslim ederiz dedi. O nasıl olacak??

Bunun üzerinde görevli bana bir çift ayakkabı verdi, "bunlar sizde kalsın, provadan sonra getirirsiniz" dedi. Biz şaşkınlığımızı üzerimizden atamamışken bir baktık ki elimizde EROL paketi, içinde bir çift ayakkabı, mağazadan çıkıyoruz.

Harika bir akşam oldu yaniii...

31 Ağustos 2010 Salı

Ev Tadilatı - II

SONUNDAAAA!!!!!
Sonunda kabuslarım bitti, günlerim aydınlığa, gecelerim huzura kavuştu! Evet, koltuk takımımızı aldık sonunda ve 3,5 hafta gibi kısa bir süre içerisinde içine gömülmeyi planlıyoruz :)

Bu haftasonunun Zafer Bayramı ile birleşmesi bizim için büyük bir fırsat oldu. Cumartesi günü çalışıyordum. Saat 2'de ofisten çıktım, Sevgilimi evden aldım ve yönümüzü Siteler'e çevirdik. Siteler'in hemen girişinde büyük bir Doğtaş mağazası var. Biz aslında Doğtaş'ın İstanbul Yolu üzerindeki mağazasını gezmiştik ve felaket ötesi ürünler karşısında hayal kırıklığına uğramıştık. Buraya da girme niyetimiz yokken son anda fikir değiştirdik ve kapıdan girer girmez gördüğümüz modele vurulduk. Bkz. Resim :)))
Aldığımız takım bunun aynısı; fakat yerimiz az olduğu için tek berjer aldık. İleride sığdırabilecek gibi olursak veya evin duvarını öne çıkartırsak ikinciyi de alırız :) Koltuklar çok rahat (tam etamin yapmalık) içine bir gömülüyorsunuz ki, oooh öylece uyu... Sırt yastıkları çok şık, içinde mavi tonları olduğu için perdelerde de mavi kullanabiliriz. Duvarların rengi Filli Boya'nın Kum Beji rengi olacak. Halı da hepsini toparlayan birşey olabilir. Hatta şimdi aklımdan koyu lacivertler falan geçiyor.. Bakalım...

Evet, koltuk takımımızı ilk görüşte çok beğendik; ama hemen karar vermeyelim tüm Siteler'i dolaşalım istedik. Ne var ki birçok mağaza gezmemize rağmen değil beğenmek, üzerine oturup denediğimiz ikinci bir takım bile olmadı. Tabi Siteler'i sırf koltuk takımına bakarak dolaşmadık, aklımızın diğer köşelerinde yatak odası takımı, yemek masası da vardı. Geçen sene beğendiğimiz yatak odası takımının durup durmadığını görmek için Yataş'a gittik. 3 katlı Yataş mağazasının ikinci katında duruyordu geçen sene. Biz de bu yüzden mağazaya girer girmez 2. kata çıktık, takımımızı göremeyince de büyük hayal kırıklığı yaşadık. Belki başka birşey beğeniriz düşüncesiyle tüm katları gezdik; ama hiçbiri gönlümüzü çelmedi. Burnumuzu çeke çeke çıkışa yöneliyorduk ki, mağazanın diğer köşesinde gördüm yatak odamızı. Yatakbaşı, gardrobu, iki komidini ve aynalı şifonyeriyle hayallerimizdeki gibiydi. Hemen gittik, satıcıyla konuşmaya başladık, iyi bir pazarlık da yaptık ve ertesi gün ailelerle gelmek üzere sözleştik. Siteler'den çıkmadan önce Doğtaş'a da tekrar uğrayıp ertesi gün ailelerle geleceğimizi söyledik ve çok acıkan karınlarımızı doyurmak için Ankamall'a koştuk, neşe içinde :)

Pazar günü hızlı başladı. Bizim evin şu an için en acil tadilat konusu elektrik ve su tesisatı. Sonuçta onlar yapılmadan ne boya olur, ne fayans takılır, ne de tesisatın mevcut haliyle o evde yaşanır. Babama arama konusunda günlerdir baskı yapıyor olmamıza rağmen son dakikacılığımızla elektrikçiyi pazar günü gelmeye ikna edebildik. Pazar sabahı 11'de kalktım, 11:30'da elektrikçi bizim evdeydi, o derece :) Giyindik, hazırlandık 43 numaramıza gittik. Ustaya tek tek yapılacakları gösterdik, o da olurunu olmazını söyledi, anlaştık. "Ne zaman başlayabilirsiniz" diye sorduk, "Haftaya cuma" diyince annemin saçları diken diken oldu!.. Uzun süren gerginlikten sonra onu da kabul ettik ve az sonra gelecek olan su tesisatçısını beklemeye başladık. Bu arada Sevgilim ailesiyle geldi, onlarla konuştuk, yerleşim planı düşündük. Su tesisatçısı gelince ona da yapılacak işleri gösterdik; ama fiyatta anlaşılamadı bir türlü. Biz adamlara yine de başlayın dedk; fakat ertesi gün adamlar geciktiler. Babam da hemen arayıp hiç gelmeyin dedi, böylece su maceramız başlamadan bitti.

Gelecek gidecek kimse kalmayınca biz de iki aile konvoy halinde Siteler'e gittik, beğendiğimiz takımları göstermek için. Bizim beğendiklerimizi aileler de çok beğendi ve hem koltuk takımımızı hem de yatak odamızı aldık :) Hem kutlama hem de yorgunluk atmak için maaile yemeği bizde yedik, Tadım'dan pizza söyledik, çatal bıçak bile kullanmadan kutulara gömülüp yedik.

Pazartesi günü ise farklı bir programımız vardı, elbise konusuna el atacaktık. Sabah 8:30da kalktım (iş yok ya erkenden uyandım!) kahvaltı, yoga derken saat 11'de boyacı geldi. Yarım saat kadar onunla konuştuk, evi gösterdik. Sonra annemle Emek 8.Cadde'nin başındaki
Alışveriş Home mağazasından çeyizlikler almaya gittik. Burası 2 katlı çok şeker bir mağaza. Üst kat nevresim takımları, yorganlar, havlular, alt kat tencere, tabak, çanak, ne ararsan var. Biz de bir pike takımı, bir nevresim takımı, 6 kişilik çay takımı, birkaç aksesuar aldık. Sıra günün asıl programına, kıyafet denemelerine geldi. Dikmen'de Çağrı diye bir mağaza var, ben nişan elbisemi oradan almıştım. İlk olarak oraya gittik; ve anneme 2, evet 2 elbise aldık. O kadar komik rakamlar ki düğünde giymese bile evde bulunsun, başka bir yere giyer diye aldık. Oradan Karum'a gittik, mağaza mağaza dolaştık, kardeşime çok şık bir mini elbise aldık. Böylece bizim tarafın kıyafet derdi bitmiş oldu (en azından worst case'ler tamam)

Bu akşam da ablalar için kıyafet bakacağız, dilerim işimiz rast gider. Ondan sonraki en önemli adım davetiyeler. Yarın akşam da o bitecek umarım!!
Sevgiler...

10 Ağustos 2010 Salı

Ev Tadilatı - I

Günaydınlaaaarrr..

Evlilik ve düğün hazırlıkları tam gaz sürerken ben bile blog üzerinde hızımıza yetişemiyorum. Eveet, duvarlarımızın yıkılması devam ederken biz de evin içini doldurmaya başladık.

Geçtiğimiz hafta sonu iş çıkışında annemlerle Ulus, Rüzgarlı Sokak'ta buluştuk. Banyomuz için seramik bakmaya başladık. 2 saatlik dolaşmanın sonunda Vitra'dan, sağda görmüş olduğunuz petrol mavisi/antrazit renkli ve yaprak motifli 25x40 seramikleri almış bulunmaktayız. Gerçeği resimde görünenden daha güzel ve etkileyici, onu kesinlikle söyleyebilirim. Ben banyomuz mavi tonlarında olsun istiyordum zaten, çok uygun oldu. Şimdi renk renk havlular ve benim banyomuz için yapacağım etaminler de gelince çok hoş bir fon oluşturacağına eminim.

Fayanslarla birlikte küvetimizi ve klozetimizi de aldık. Of yaa, bunların her birini seçmek ne kadar zormuş gerçekten de... Önümüzdeki hafta içinde karolarımızı yapıştırmaya başlayacaklar. Vaktimiz dar olduğundan eski karoları kırdırmadan yenilerini üzerlerine yapıştırtacağız. Bakalım nasıl olacak, heyecanlıyım!!

Şu an ev ile ilgili en büyük derdimiz salon için koltuk alımı. Salonumuzu şu şekilde gözünüzün önüne getirebilirsiniz, dikdörtgen bir oda (kısa kenarlar sağda ve solda) Sağ kenar dışarıya bakıyor, dolayısıyla cam var, sol kenar ise mutfakla ortak duvarı paylaşıyor. Sol kenar ile üst uzun kenarın köşesinde şömine var; kapıdan giriş ise sağ kısa kenar ile alt uzun kenarın köşesinde. Tabi bir de üst kat için merdiven payı var, yani alt uzun kenara merdiven dayanıyor. Yerleştirme sorunu şurdan kaynaklanıyor; ben televizyonu üst uzun duvara koymak (asmak) istiyorum, aynı zamanda da L koltuk yani köşe takımı koymak istiyoruz. L koltuğun uzun tarafı üst duvara yaslanınca televizyon için yer kalmıyor doğal olarak. Sol kısa duvara da asmak istemiyorum, çünkü şöminenin yanında abes kalacak. Böyle bir karmaşa içerisinde dönüp duruyoruz işte.. Bakalım nasıl çıkacağız işin içinden :D

Bu arada Bostan's'ta çok güzel bir U koltuk gördük, ölçüleri ta bizim eve göre ve oturması, kullanımı gayet rahat. Bir de Yataş'ta çok güzel bir L koltuk gördük, rengi, modeli herşeyi çok güzeldi... Ooooff oof karar vermek zor...

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Wedding Wishlist - I

Mayıs ayı müjdeler getirince evlilik hayalleri de kurulmaya başlandı tabi :)
İşte benim oradan buradan topladığım birkaç küçük resim :

Gelinlikten önce ayakkabıyı düşünmek değişik tabi; fakat bir dantel delisi olarak dantel kaplı ayakkabı fikrine bayıldımmm....


Her taraf yerden yükselen balonlarla kaplı olsa çok çok çok güzel olmaz mııı...


Ve tabi masalarda kır çiçekleri...


Kırmızı davetiye fikri ve yazı şekli çok hoşuma gitti, neden bilmem

Kaynak : ayakkabı Instyle dergisinden, diğer resimler de http://www.oncewed.com/ sitesinden alınmıştır.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Muhteşem Haftasonu

Geçtiğimiz Cumartesi ve Pazar uzun zaman unutulamayacak günlerdi. Çok ama çok güzel bir haftasonu geçirdik Sevgilimle..

Cuma günü iş çıkışı ofisten bir arkadaşın verdiği ev partisine gittik. Partiyi veren kız İspanyol, stajyer olarak 3 aylığına Türkiye'de. Çok tatlı, çok şeker bir kız. Bize tortilla yaptı, patatesli, soğanlı omlet de diyebiliriz :) Yine de çok lezzetliydi..

Cumartesi günü sabahtan ofisteydim. Annem mesaj attı, yaklaşık 2 hafta önce sipariş ettiğim yoga CD'lerim gelmişti :) Birkaç yıl önce TV8'de Yoga TV isimli bir program yayınlanıyordu, sonra Digiturk'te de gösterildi. Ben o program sayesinde yogayla tanıştım ve özellikle Chi Yoga'yı çok sevdim. Geçtiğimiz günlerde program sunucusu
Kris Mcintyre'ın bloguna rastladım ve yeni bir DVD çıkarttıklarını gördüm, hem de Fitness Yoga. Tabiki hemen sipariş verdim ve işte o CD'ler Cumartesi günü teslim edilmişti.

Ofisten 14:00'te çıktım, Sevgilimle Bahçelievler'e gittik. Yemek yedik, biraz dolaştık. Ordan Armada'ya geçtik. Geçen haftasonu Tunalı'daki İnci'de bir ayakkabı beğenmiştim; fakat alamamıştım. 1 haftadır aklım sürekli o ayakkabıdaydı ve bu haftasonu almaya karar verdim. Armada'ya baktım, yoktu. Hemen fırladık Tunalı'ya gittik. Ve işte orda duruyorlardı, 1 haftadır rüyalarımı süsleyen minik, sade ama "ben burdayım" diyen ayakkabılarım. Hemen denedim, normalde ayak numaram 37 olmasına rağmen bu ayakkabının 35 numarasını aldım. Kalıpları genişmiş... Ben ayakkabıyı denerken satıcı çocuk ordan "ayakkabılarınızın herşeyi var, tek eksiği sizsiniz" demez mi? Tabiki o eksiği hemen tamamladım; ama bu sefer başka bir yerde eksiklik oluştu, 189 TL kadar :) (Sezon fiyatı 400 TL imiş) Olsun herşeye değerdi.. Pişman değilim!!!

Ve işte muhteşem ayakkabılarım......... =====> Resim geleceeeekkk :)))

Pazar günü hızlı başladı. Kahvaltıdan sonra hemen banyoya girdim, lakin saçlarımı kestirecektim o gün. Dedem sayesinde Hakimevi'nde üyeliğimiz var. Oranın kuaförü hem çok ucuz hem de çok güzel kesiyor. Saçlarım epey uzamıştı, sırtımın ortasına kadar geliyordu. Boynum hizzasında küt bir şekilde kestirdim. Önden de perçem kestirdim, çok sevimli oldu.. :)

En önemlisi Sevgilimin beğenmesiydi ve o deli oldu, bayıldı!! "Artık saçını uzatmak yok", dedi, "ya ama düğüüüünn?? orda topuz yaptıracağııımm", dedim, "tamam ondan sonra uzatmak yok o zaman", dedi. Kısa saçı ben de çok seviyorum aslında. Daha modern duruyor, saçlarım daha sağlıklı görünüyor ve daha kullanışlı olduğunu düşünüyorum. Daha şimdiden herkes boyattın mı diye soruyor. Ben öyle çok uğraşmayı, şekil vermeyi beceremem. Ya fön çekerim, ya toplarım, ya örerim, ya da topuz yaparım. Böyle olunca ne anlamı kaldı uzun saçın..

Sevgilim o kadar çok beğendi ki içinden fotoğraf çekmek geldi, hemen çıktık, Seğmenler Parkı'na gittik. Benim bu parka ilk gidişimdi. Elele dolaştık fotoğraflar çektik, üşüdük, eve döndük. Sevgilimin ablası da pişi ile elmalı tart yapmıştı, sıcak çayla akşamüstü kahvaltımızı yaptık. O kadar çok yemişim ki akşam başka birşey yemedim.

8 gibi evdeydim, gece gece bir hamaratlığım tuttu ki sormayın! Kardeşim banyoya girmeden önce çamaşır makinesini çalıştırdım, o yıkanırken odamı topladım, kıyafetlerimi katladım, dolaba yerleştirdim. Kardeşim banyodan çıkınca ütü masasını kurdum. 10:30'a kadar 3 sepet ütü yaptım. Muhteşem bir ütümüz var evde, sadece buharla, ütüyü kıyafete hiç değdirmeden dümdüz yapıyor, öyle kolay ki..

Tabi bu işler bittiğinde benim de işim bitmişti. Yayıldım koltuğuma, yaptım çikolatalı kahvemi, aldım Negro'mu, bir yandan da etaminimi işlemeye başladım, ooooohh dedim, hayat bu :)

Etaminim bitmek üzere, yakında tüm dünyaya göstereceğimm!!....


Bu Pazar Sevgililer Günüydü, geçen yıl o gün Sevgilimle aramızda epeeey bir kilometre vardı; ama ne güzel ki dün yanyanaydık. Dün içinse sadece şunları paylaşmak istiyorum, beni ağlatan bir röportaj : Hakkı Devrim - Ayşe Arman

Sevgiyle, Aşkla kalın....

1 Haziran 2009 Pazartesi

Alışverişş

Herkese Kooooocaman bir Merhaba,

Farkedileceği üzere blog'umu ihmal etmeye başladım bile. Bunun çeşitli nedenleri var tabi; işlerin yoğunlaşması ve Sevgilimin askerden dönmesi gibiii... Evet, 2 hafta önce döndü Sevgilim askerden ve böylece kooskoca bir defter kapanmış oldu. Şimdi ise bambaşka telaşlara yönelmemiz gerekiyor, eşya alımı gibi.

Sevgilim yokken ben tek başıma dolaşmamıştım, istemiyordum yani, ama dün 365 alışveriş merkezindeki Electroworld'e gittik birlikte. Electroworld'ün güzel tarafı tüm markaların olması ve fiyatlarının uygunluğu tabiki. Gerçi en az 15 yıl ömrü olan beyaz eşyaları bu tür bir mağazadan almak ne derece akılcı olur bilmiyorum. Bu tür alışverişlerde bireysel ilişkiler daha önemlidir ya veya sonrasında daha fazla avantaj sağlayabilir ya, onun için satış bayiinden almak daha doğru olur diye düşünüyorum. Neyse, sonuçta biz modelleri incelemek için gittik dün.

Beyaz eşya kullanımı konusunda, buzdolabından atıştırmak dışında pek tecrübesi olmayan bir insan olarak şunu söyleyebilirim ki; yerli üretim veya ithal tüm eşyalar çok minik, çok dar. Bir çekmeceler var, 1karış. Buzdolaplarının rafları plastik, oyuncak gibi.. Bulaşık makinelerinin içi minnacık. 2 tencere sığmazmış gibi geliyor. Bize sağolsun çok yardımcı olan görevli kıza da söyledim, eşyalar barbi evinden alınmış gibi... Ya da bilemiyorum belki mağaza çok büyük olduğu için gözüme öyle göründü. Sonuçta herkes kullanabiliyorsa demek ki makul ölçülerde.

Electroworld'de biz dün özellikle Siemens'in modelleri üzerinde durduk; çünkü indirimler sayesinde Siemens ve Arçelik birbirine çok yaklaşmış fiyat olarak. Ama, gerçekten de şöyle birşey var, Arçelik'in buzdolabı kadar güzel bir iç yerleşim hiçbir marka ve modelde yok. 365'te Arçelik'in mağazası ayrıydı ve bizimle ilgilenen görevli pek hoş bir insan değildi açıkçası. Yani insan bir ürünü tanıtır değil mi? Çamaşır makinesi soruyoruz, eliyle "bunlar" diye gösteriyor. Ben de biliyorum onlar olduğunu! Benim Canım Sevgilim, Arçelik olmasını istemiyor bir türlü; ama ne yalan söyleyeyim iç tasarım ve malzemenin dolgunluğu olarak en sağlam ve tok görünen Arçelik. E, etrafımızda kullananlar da var ve çoğunluğu memnun sonuçta. İşte öyle bakalım, şimdi biz biraz eleme yaptık ama son söz annelerin tabi. Bir gün annelerle beraber gider dolaşırız. Tabi bu "bir gün"ün önümüzdeki 2 hafta içinde olması lazım, çünkü KDV indirimi 15 Haziran'da bitiyormuş. Ben her zaman 30 Haziran'da bitecek diye düşünüyordum ve çok rahattım; ama böyle olunca biraz tutuştuk tabi.

Bir de fırın derdimiz var. Evimizin mutfağında davlumbazın altı boş. Ne tezgah, ne dolap, hiçbirşey yok. Ocak için mecburen büyük fırın almak gerekiyor (bulaşık makinesinin yeri ayrı). Dün fırınlara da baktık, üstü ocaklı turbo fırınlar 700-800 TL civarında. Akşam annem dedi ki, ben öyle büyük fırına hiç ihtiyaç duymadım, tezgah üstü fırınlarla idare edebilirsin. O öyle deyince benim de aklım karıştı tabi. Yani az değil, o fiyata bir sürü şey alınır; ama fırın alınmazsa o boşluğa ne konacak, onu da bilmiyorum. Dolap yaptırılabilir belki, bakalım işte, şimdi onu düşünüyorum.

İşte dün Electroworld ve Arçelik'te geçti günümüz. 365'te Koçtaş da var. Şöyle bir dolaştık orda da, duvar renklerine baktık. Sütlü kahve veya açık kesekağıdı gibi bir renk var aklımızda. Bir de renk kartelası aldık, bej renkler objeleri ön plana çıkarırmış. Gerçekten de öyle, çok sevdik o renkleri ve o renge herşey yakışır.

Yoğun günün ardından Sevgilimin evine gidip yorgunluk kahvemizi içiyor, bir yandan hayal kuruyorduk. Tam o sırada dedik ki, hadi evimize gidelim. Geçen pazar Meltem Ablalar aramış ve davet etmişlerdi zaten. Biz de aradık, müsaitlermiş, gittik. Evimizi gezdik yine, Sevgilim fotoğraflar çekti. Beyaz eşyaların yerlerinin ölçülerini aldım ben de. Fazla vakitlerini almadan çıktık. Dün gece Sevgilim mesaj atmış, hep fotoğraflara baktım, hayal kurdum diye. Ben de hep hayal kuruyorum.. :) Çok eğlenceli :D