tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2013 Cuma

Ne Var Ne Yok


Buraya 2 ayda bir yazarak çok heyecanlı bir platform oluşturabilirim gerçekten de!!! Ya da yeni bir "challange" olarak bunu mu denesem??

Bayram geldi geçti. Tüm haftayı birleştirerek; ama Pazartesi sabahı saat 9:15'te facetime üzerinden iş takibi yapmak suretiyle, 9 gün tatil yaptım. Dinlendim dinlenmesine. Bilgisayarımı almıştım yanıma işleri biraz toparlarım ümidiyle, onu yapamadım pek. Parantez açarak hazırladığım bavulu anlatmam lazım!!

Cuma akşamı epey geç saatte çıktım ofisten. Eve gittim, bavulumu hazırlamaya başladım, eşim daha sonra gelecekti. Garantiye almak için önce laptopumu yerleştirdim. 1-2 pantolon, 4-5 t-shirt, 1-2 uzun kollu bluz, çorap, çamaşır, ayakkabı, makyaj-temizlik malzemeleri, kitap, şarj aleti ekledim. Gönül rahatlığıyla bavulu kapattım, hızlıca duş aldım, bir şeyler atıştırdım ve otobüs için hazırdım artık. Evden çıktık, terminale doğru yürürken bir baktım insanlar şort giymiş, terlik giymiş. "ben şortla terlik almadım yanıma" dedim eşime, yapacak bir şey yoktu o saatte. Biraz daha sonra durdum, "ben yanıma MAYO almadım!!" dedim. Güldü sadece... Neyse ki yazlık eve gittiğim için orada da birkaç kıyafetim var. Civarda alışveriş yapacak da bol bol yer var. Cumartesi günü anneciğimle gittik, eksiklerimi aldık da denize girmek için Sevgilimi beklememe gerek kalmadı!! :))

Sonuç olarak eş dostla güzel geçti tatil. Döndük, sonraki hafta sonu Uziciğin doğumgünü için İstanbul'a gittik. Bu sefer uçakla gittiğimiz için fazla yormadı yolculuk. İki yaşına girdi maymun yaa.. Nasıl da şeker bir şey oldu. Konuşamıyor ama işaretlerle ne istediğini anlatabiliyor artık. Hediyeler geldikçe sevinse de aklı masanın üstündeki lolipoplarda kaldı :)

İş yoğun temposuyla devam ediyor tabii ki.. Kazakistan'da şube açıyoruz, o yüzden bu aralar Türkiye'den çok Kazakistan saatiyle yaşıyorum. Tatile bilgisayar götürdüm diye işkoliklikle suçlamayın beni sakın, o kadar büyük keyif alıyorum ki. Sonuçta dünyayı kurtarmıyorum, alt tarafı iki yazışma yapıyorum; ama o kadar mutlu ediyor ki beni. Bazen çalışırken mutluluktan gözlerim doluyor, yeni bir şey öğrendiğim için. Gidip ofisteki herkesin boynuna sarılasım geliyor!! Gülmeyin noolur...

İnanmazsınız Ağustos ayında iki kitap okudum. Hepsi de yollarda bitti. Çok edebi kitaplar değil ama bazen böyle sabun köpüğü hikayelere de ihtiyacınız oluyor.
 

2 ay sonra yazacağım postumda bu kitapların da özetini geçerim ;)

İşte şimdilik bu kadar. Yeniden yazmak güzel, keşke daha çok yazsam, yazsak..
Sevgiler...

22 Temmuz 2012 Pazar

Tatil Planları


Önceki posttan sonra bu biraz komik kaçacak ama; sevgili Zurna son kıyağını bizi Paris'e göndererek yapıyor.

Evet, bir yandan bebiş yapmadan önce gezelim tozalım derken diğer yandan kös kös evde oturuyoruz. Tatil denince de varsa yoksa Denetko. E ne anladık biz bu işten derken, Zurna'nın satışıyla hep hayalimiz olan Fransa planlarımızı yapmaya başladık.

İlk iş tarihi belirlemekti. Aslında bu sene bayramlar pek güzel gelmiyor; ama biz Kurban Bayramını seçtik. Bayram 25-26-27-28 Ekim, 29 Ekim de Cumhuriyet Bayramı zaten, biz haftanın başını da birleştirince 10 günlük tatil oldu. İşyerlerimizden izinlerimizi aldık, hemen uçak bileti araştırmasına başladık.

Aklınızda olsun, fiyat olarak en uygunu Pegasus. Ankara'dan hareket eden İstanbul aktarmalı Paris uçağı 800 TL gidiş dönüş. Ben 1-2 sene önce kredi kartımı Yapı Kredi Adios'a çevirmiştim, kampanyadan faydalanarak kendi biletimi puanlarımla aldım, bedavaya getirdim. Böylece biletlerimiz kişi başı 400 TL'ye gelmiş oldu.

Biletleri aldığımız akşam 
booking.com'dan Paris otel rezervasyonumuzu yaptırdık. Otelde kalmaya pek niyetimiz olmadığından şehir merkezinde (15. bölge), 2 yıldızlı, basit bir otel seçtik. Seçtiğimiz otel Hôtel Kyriad Paris Lecourbe isminde bir zincir otel. Düzgün bir yere benziyor. Dediğim gibi bizim için temiz bir yer olsun ve şehir merkezine yakın olsun yeter. Burası da Eiffel Kulesi'ne 25 dakika, Gare Montparnasse'a 15 dakikalık yürüyüş mesafesinde.

Şimdi gezi planlarımızı yapıyoruz, 4 gün Paris'te kalmayı, diğer günlerde başka şehirleri gezmeyi düşünüyoruz. Mesela Bourdeaux, Marseille ve benim favorim Strazbourg. Güzel bir bayram olacak :)

Bu arada Paris moduna girmek isteyenler için Woody Allen'in Midnight in Paris filmini öneririm. İzlerken buraya da gidelim, buraya da gidelim deyip duruyorsunuz! Sevgiler...

5 Eylül 2011 Pazartesi

Çifte Bayram Kutlamaları

Bu aralar amma uzaklaştım sanal ortamdan. Kitaplara verdim kendimi. İyi de oldu tabi ama buraya geri dönüş zorlaştı, okuyacak postlar birikti.

Bu sene iki kere yaz tatili yaptık bayram sayesinde. İlkini yazmış mıydım hatırlamıyorum, Temmuz ortası gitmiştik yazlığa. Otobüsle gittik döndük kendi halimizde. Orada kimse yok, her sene kalabalık kaldığımız evde iki başımızaydık. Mümkün olduğunca eve girmedik haliyle. Bu sefer öyle değildi neyseki. Annemler bayramdan önceki hafta Cumartesi günü gitmişlerdi, kardeşim iznini birleştirdi 2 hafta mis gibi tatil yaptı. Biz de Pazartesi akşamı bindik otobüse, Salı sabah müthiş bir kahvaltı sofrasına oturduk.

Denetko'yu yıllardır bu kadar kalabalık görmemiştim, herkes bayramı fırsat bilip gelmiş. Cıvıl cıvıldı her yer. Bütün arkadaşlarımızla görüştük, hatta 15 gün önce doğum yapan bir arkadaşımız bebişini de getirdi. Ne güzel birşeydir o ya.. Hava biraz rüzgarlıydı, bu yüzden deniz berrak değildi, bunun dışında herşey çok keyifliydi.

Denetko'ya vardığımız gün 30 Ağustos'tu. Bizim sitemiz bu konularda çok hassastır, sabahın o saatinde bir baktık her yer bayraklarla süslenmiş. Saat 10 civarıydı tören duyurusu yapıldı. Giyindik törene gittik. Saygı duruşu, İstiklal Marşı, konuşmalar, şiirler, marşlar, bildiğiniz tören işte. Okuldayken insan törenlerden kaçmanın binbir yolunu arıyor; ama şimdi o kadar hoşuma gitti ki.. Bayrak aldık ellerimize onu salladık. Sitemizin yaş ortalaması yüksektir biraz. Buna rağmen dedeler nineler bastonlarıyla, kollarında torunlarıyla, bizim gibi genç kesim kucaklarında bebekleriyle tören alanındaydı. Akşam kutlamaları da ayrıydı. Saat 8 civarında fener alayı sitenin bir ucundan ellerinde meşalelerle yürümeye başladı. Önde bir araba içinde bangır bangır çalan marşlarımız ve arkasından yürüyen meşaleli güruh. Türkiye'ye yabancı bir insan olsa ve hasbelkader o akşam oralardan geçiyor olsaydı bir isyan başlattığımızı veya Ortaçağ'da cadı avına çıktığımızı düşünebilirdi. Ülkesine ilk uçakla mı yoksa koşarak mı dönerdi tahmin edemiyorum bile!

İşte size törenden bazı resimler. Her Türk evladı hayatında 1 kere Denetko'nun 30 Ağustos törenlerine katılmalıdır kanımca!

Şeker Bayramı kapsamında da saygılı evlatlar olarak büyüklerimizi aradık, bayramlarını kutladık. Evimizin bayramlaşma adeti olarak likör içtik, çikolata yedik. Yine çok yemek yedik; ama geçen seferki kadar tost yemedim gazinoda. Sevgilim mangal konusunda pratik yaptı, dönüşte ofis arkadaşlarını ağırlayacağız çünkü. Böyle hoş bir mola oldu bizim için.

Dönüş yoluna Cumartesi günü çıktık. Babam ve Sevgilim ara ara değişerek kullandılar arabayı. Ben kullanmak istemedim. Yollar tenhaydı şansımıza, Pazar'a kalmadığımız iyi oldu. Yaz sezonunu da böylece kapatmış olduk sanırım.

Umarım herkes için keyifli, dinlendirici bir bayram tatili olmuştur. Sizlerin de geçmiş 30 Ağustos ve Şeker Bayramlarınızı kutlarım.

Sevgiler...

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Denetko için Bira ve Tost Vakti

Tatilimize gittik geldik, pazartesi sabahı işbaşı yaptık. 1 hafta bile olsa iş ortamından ayrı kalmak çok iyi geliyor. İnsan tüm düşüncelerinden uzaklaşıyor, sakinleşiyor. Şöyle bir uygulama zorunlu olmalı bence, her 3 aylık dönemde 3 günlük zorunlu izin. 3 ayda bir çarşamba-perşembe-cuma tatil olacak, insanlar rahatlayıp işe dönecekler. İnanın, en azından benim için, iş hayatının stresi çook çok azalır.

Bu yaz da her sene olduğu gibi Denetko'muza gittik. Bol bol biralarımızı içtik, gazinoda tostlarımızı, plajda mısırlarımızı, Güre'de balıklarımızı yedik. Ören'de midye dolma ve balık yemekten çatladığımız için karadutlu dondurma yiyemedik; ama daha önce Bodrum'da gördüğümüz, çok pahalı olduğu için alamadığımız doğal Mercan ağacının daha büyüğünü ve ucuzunu bulduk, onu aldık (ne alaka demeyin, öyle işte). Ankara'ya otobüsle döneceğimiz için ağacımızı yazlıkta bıraktık, annemler dönerken getirecekler.

Biz Denetko'da kalabalık kalmaya alışmışız hep, bu sene ikimiz yalnız gidince pek bir boş geldi. Sabahları saatlerce kahvaltı masasında oturmayınca, her akşam mangal yakmayınca evimizi özledik biz de. "Ankara'ya dönelim ama hala tatil olsun, işe gitmeyelim" dedik. :)

İnsan büyüdükçe tatilde yaptıkları da değişiyor. Geceleri kumsalda ateş yakmak, şezlonga uzanıp yıldız kaydırmak, müzikler dinlemek yerine gazinoda vakit geçirmeye başlıyor. Oysa ki ben ne çok severdim bunları yapmayı ve kumsalda söylediğimiz şarkıları.

1 hafta boyunca dinlendim, güneşlendim, yemek yedim ve arındım. Gazetelere bakamadım, korktum bakmaya. Birkaç güncük olsun bilmemek, duymamak istedim. Başardım da, bilmedim ve duymadım. Mutlu olabildim böylece. Geçenlerde Bahçeşehir Üniversitesi'nin yaptığı 2011 Türkiye Değerler Araştırması’nın sonuçlarını anlatıyordu köşe yazarları. Buna göre ülkemizde yaşayan her 100 kişiden 77’si kendisini mutlu hissediyormuş... Geçen hafta ben de dünya gündeminden bir haber olduğum ve böylece mutlu olduğuma göre ülke nüfusumuzun %77'si en azından Türkiye gündeminden bir haber diyebilir miyiz?? Bence deriz...

Pazartesi işbaşı yapmamızla hayata dönmemiz de bir oldu. Aldığımız en "gerçek" haber ise Denetko'daki yan komşumuzun vefatı oldu. Nasıl saçma bir hayat bu? Bu sene Cumartesi sabahı Denetko'ya vardığımızda ikram ettiği çayla içimizi ısıtmıştı, her zaman güleryüzü ile bizleri selamlar, sabahları erkenden denize gider, "bugün su çok güzel kaçırmayın" der, akşamüstü çiçeklerini sular, arada kahve keyfi yapardı. Kedicikleri vardı beslediği, kapısına gelip miyavladıklarında önceki günden kalan 3-5 şeyi koyardı tabaklarına. Komşuluk ilişkimiz bundan çok daha öte değildi belki ama İnci Teyzemizin orada olduğunu bilmek güven verirdi bize. Pazartesi sabahı işe giderken Face'den bir gördüm ki beyin kanaması sonucu vefat etmiş Pazar gecesi.

Bu aralar niye hep bu korku var içimde, birisine birşey olacak korkusu, öyle birşey olmadan birşeyleri yetiştirme korkusu. Oysa ki ne kadar basit, bir gece yatıyorsunuz ve pıt, zaman duruyor. Uzun bir sonsuzluk.. Ve işte o zaman herşey anlamsız gelmeye başlıyor, planlar, programlar, umutlar. Yarın diye birşey yok ki aslında, sadece ve sadece bugün...

9 Kasım 2010 Salı

Dönüş

Eveeet, eğlenceli haftasonumuzun ve pazartesi günkü iznimin ardından bugün işbaşı yapmış bulunuyorum.

Ofis olarak çeşitli aktiviteler yapmak çok güzel, insanların birbirini daha iyi tanıması güzel. Cuma akşamı saat 5 gibi çıktık ofisten havaalanı yollarına dizildik. Uçak zaten bizim ofisle doluydu, yanyana oturduk hepimiz. Antalya'ya inip otele ulaştığımızda saat 9'a geliyordu. Tabiki hemen açık büfeye daldık. Yeme içme faslının ardından Cumartesi günü yapılacak turnuvaların çekilişi için amfi tiyatroda toplandık. Şansımıza grubumuzdaki her iki takım da Almanya'dan çıktı - ilk maçı Duesseldorf, ikincisini Hamburg ile yaptık. Cuma gecesi içme seanslarıyla devam etti. En güzeli de gece 12'deki çorba seansıydı :)

Cuma gecesi geç yatmış olmamıza rağmen Cumartesi sabahı erken kalktık, saat 8'de kahvaltıya indik. İlk maçımız için formalarımızı giydik ve sahaya gittik. Duesseldorf'u 2-1 yendik, Hamburg'a ise 2-0 yenildik. Ben maçlarda pek fazla oynayamadım maalesef. Antrenmanlarda attığım güzel servisler burada fileyi bile geçemeyince moralim bozuldu. Kazandırdığım birkaç sayı var tabiki de, ben daha aktif olmayı isterdim. Hamburg maçında ise maçın daha ilk dakikasında tırnağım kırılmaz mı?? Tırnaklarım uzun değildi; ama topa ters vurdum herhalde. Tabi hemen çıktım, yarabandı aramaya başladım. O sırada da oyun aktı gitti. Yine de o formayı giymek, takıma katılmak bile çok güzeldi :)

Gruptan çıkma şansımızın kalmadığını görünce (Duesseldorf Hamburg'u yendi bu arada) öğle yemeğine, oradan da deniz kenarına geçtik. Güneş ışıklarının ısınmamıza yetmediğini farkeder farketmez odalarımıza çıktık, akşam için hazırlanmaya başladık. Bu arada benim makyaj çantamı evde unutmuş olmam ve bunu havaalanı yolunda farketmem gerçekten üzücüydü. Neyseki bütün kızlar aynı katta kalıyorduk.

Cumartesi gecesi ödül töreni ve ardından Beach Party vardı. Gece yarılarına kadar dans ettik, içtik, güldük, çok ama çok eğlendik. Gerçekten çok keyifli bir gün oldu. Pazar günü serbest zamandı. Biz de "Ankara'nın denize hasret gençliği" olarak kahvaltı sonrası tüm günümüzü plajda geçirdik. Epey de yandık bu arada!!

Akşam 20:45 uçağıyla Ankara'ya hareket ettiğimizde 2 günlüğüne gelmiş gibi değil, 1 haftadır buradaymışız gibi hissediyordum. Pazartesi günü izin almış olmam, 10'a kadar uyuyup keyiflli keyifli banyo yapmam, öğleden sonra gelecek misafirlerim için alışverişe çıkmam ve anneciğimle kısır yapmamız, minik prensesimiz evimizde küçük küçük adımlar atması o günü unutulmaz kılmaya yeterdi.

Bir de -bütün gün keyif çatmaktan yemek yapamadığım için- akşam ilk kez çorba yaptım. Tarhana çorbası yapmak üzere işe başladım ama evde tarhana olmadığını anlayınca kıymalı şehriye çorbasına döndü olay. Bence lezzetli de oldu, hele limon sıkınca çok güzel oldu, tam hastalık çorbası :)

Bu arada düğün siteleriyle bağlarımı hala koparamadım, şu sitede de çok sevimli bir evlilik teklifi gördüm - Ruffled

5 Kasım 2010 Cuma

Kısa Bir Mola

Bugün ofis olarak haftasonunu geçirmek üzere Antalya'ya gidiyoruz, çok heyecanlıııı...

Bu her sene düzenlenen bir etkinlik. Ofisimizin bağlı olduğu şirketin dünyanın birçok ülkesinde ve şehrinde ofisleri var. Her sene, tüm dünya ofisleri, bir ülkede gerçekleştirilen etkinliğe katılıyorlar. Bu sene de bizim ofisimiz düzenliyor ve Antalya'da yapılıyor.. 3gün boyunca yeme-içme-gezme ve spor!

Yarın gün boyu futbol ile voleybol turnuvaları olacak. Ben de voleybol takımındayım!! 2 haftadır Pazar günleri ODTÜ'de buluşup antrenman yapıyoruz. Bu haftanın başından beri de ofisin bahçesinde voleybol oynuyoruz. Formalarımız bile hazır, üstünde isimlerimiz yazıyor. Çok heyecanlıyım, umarım ilk maçta elenmeyiz de tadını çıkarabiliriz biraz.

Antrenmanlarımızın ne seviyede olduğunu şu diyalogdan çıkarabilirsiniz:

M: Bu kızlar ne yaptığını zannediyor?!!??
A: Niye ne oldu?
M: Ağacı adam zannedip ağaca atıyorlar topu, adam mı o ağaç ağaç çam ağacı!!!
A: :)))))))

Bayıldım yaaa!!!... Kesin kupayla dönüyoruuuzz!!

20 Ekim 2010 Çarşamba

Yeni Bir Hayat

Düğünden sonra, Pazar sabahı 9 civarı uyandık, yeterince yorulmamışız demekki :) Mutfağa indim, tabi eşyaların çoğunluğu kutuda, çay matiğimizi çıkardım, anneciklerimiz en sevdiğimiz kupalarımızı getirmişler evlerden, birer sabah kahvesi yaptım. Balayına gideceğimiz için dolap da bomboş, ikimiz de acıkmışız deli gibi.

Balayı uçağımız taaa akşam 7de olduğu için o günkü programımız aileleri gezmekti. Dedik ki, madem evde yiyecek birşey de yok bari annelere gidelim ve annemlere gitmek için hazırlanmaya başladık. Bavullardan, kutulardan üstümüze giyecek birşeyler bulduk. Derken sağımıza baktık, solumuza baktık, ayakkabı yok!! Kimse ikimizin de ayakkabılarını getirmemiş!! "Allah'tan düğünde ayakkabı giymiştik" deyip gelin ve damat ayakkabılarımızı geçirdik ayaklarımıza :)

Annemler kahvaltı ediyorlardı biz gittiğimizde. Tabiki her misafirin yapması gerektiği gibi biz de zili çaldık, annem açtı kapıyı. Kılığımızı görünce de güldüler. Biz hemen kahvaltı sofrasına yumulduk, düğünü konuştuk, güldük... Bir ara saate bakayım diye kafamı uzattım, saat 6:20. "aa saat durmuş" dedim, saatimiz de babaannemden kalma kurmalı bir duvar saati. Meğersem Cumartesi akşamı evden çıkma sırasında birisi saate çarpmış ve saat eğilince duruvermiş... Çok ilginç bir tesadüf değil mi? Hoşuma gitti :)

Kocacığım keyif kahvesini içerken ben de odama çıkıp balayı bavulumu hazırladım. Tabiki ayakkabılarımı aldım ve evden çıkıp kocacığımın bekarlık evine gittik. Orada da kocacığım eşyalarını toplarken biz oturduk annemlerle, düğün sohbeti ettik, kahve içtik. Evden çıkınca havaalanına uçtuk, oradan da Bodrum'a.

Balayımızı kısaca geçmek gerekirse, Pazar akşamı Bodrum'a indik, Pazartesi günü Bordum'u gezdikten sonra feribotla Datça'ya geçtik. Cumartesi akşamına kadar Datça ve büklerini gezebildiğimiz kadar gezdik, Hayıtbükü'nde denize girdim, çok fotoğraf çektik, Cumartesi akşamı feribotla Bordum'a döndük, Pazar günü Bodrum Kale'sini gezdik ve gece uçağa binip Ankara'ya döndük. Eğlenceli bir balayı oldu, gittiğimiz heryeri çok sevdik. Datça'yı mutlaka gezin ama biraz daha yoğun ve hareketli döneminde gidin. Temmuz-Ağustos çok sıcak olabilir, Eylül ideal!! Çünkü Ekim'de yat turları bitmiş oluyor artık ve Datça'yı gezmenin midenize en az zarar verecek yolu yat gezisi. Yolları o kadar kıvrımlı ki, kıvrımları dar bir S düşünün, sonra ondan arka arkaya 10-15 tane ekleyin, onun gibi birşey. Ancak manzara süper, temiz hava süper, büklerdeki deniz süper. Mutlaka gidin, gidince de bizim otelimizde kalın,
Fora Apart Otel.

Daha yazacak ne çok şey vaarr....

6 Ağustos 2010 Cuma

2010 - 2011 Sezonu Açıldı

Eveet, yaz tatilinin sona ermesiyle 2010-2011 sezonunu açmış bulunmaktayız. 23 Temmuz Cuma gecesi işten çıkar çıkmaz kendimizi AŞTİ'ye attığımız ve 31 Temmuz Cumartesi gece yarısına kadar kendimizi denize, kumlara, yemeklere teslim ettiğimiz çok güzel bir tatil geçirdik. Biz Denetko'ya annem, ben, Özüş gittik; ama yengemler ve kuzenim de eşi ve 11 aylık kızıyla ordaydı. Zaten Denetko kalabalık güzel, yalnız yalnız hiç çekilmiyor.


Bir haftayı dolu dolu yaşadık diyebilirim, pazartesi günü "Geleneksel Pırtı Günü"müzdü zaten, sosyete pazarında gezdik dolaştık. Kendime 3 çift ayakkabı, Sevgilime Lacoste ve Burberry t-shirtler aldım hihihihi.. Evimiz için de misafir takımı olarak kullanılmak üzere tek kişilik Burberry nevresim takımı aldım. Hepsi de süper ucuzdu, zaten pırtı olayını bu kadar sevmemin tek nedeni ucuzluğu.

Bir sabah kalktığımızda evimizin önündeki yolları seller götürüyordu, minderler sırılsıklam, dergiler kitaplar hamur olmuş, minik Ada'cığın puseti bile su içindeydi. Evde oturacak yer kalmadığından İskele'ye kahvaltıya gittik. Çay ve gözleme (acılı patatesli kaşarlı), oooohhh muhteşemdi..


Bir başka gün bu sene mutlaka yapmak istediğim tekne turuna katıldık. Bir sürü koyda durduk, buzzz gibi sulara girdik, saatlerce yüzdük. Tabi ben, krem sürünmeme rağmen, oldukça yandım. Akşam eve döndüğümüzde acıdan oturamıyordum.

Tatilimizin başında kuzenim elini incitti, bana da Ada ile ilgilenmek için fırsat çıktı. Giydirdim, soydum, mamasını yedirdim, gezdirdim, banyo bile yaptırdım :D Çok güzel bir duygu çookk...

Sonracığıma, akşamları yemekleri ben yaptım, tamam 2 akşam ben yaptım, ama bir tanesi 1 haftaya bedeldi zaten.. Ben de inanamıyorum; ama hünkarbeğendi yaptım, hem de tavuklu, yanına da (kardeşim patlıcan yemediği için) makarna yaptım, tabi bir de salata. İkinci akşam daha kolaydı, kuzenimle birlikte tavuklu havuçlu noodle yaptık. Onda da 7 kişi için 2 paket makarna açtığımızdan ve makarna süzgecimiz 2 paket makarnayı almadığından çook ama çoook eğlendik..

Bol bol rakı içtim.. Hatta her akşam içtim, yola çıkacağımız akşam bile.. Güneşi batırırken bira içtim, gazinoda gündüz birası içtim, eh haliyle şimdi biraz göbeklendim :)

Vakit buldukça bisiklete bindim, etamin yaptım (tabiki onları da götürmüştüm yanımda!!), yine de etaminimi hala bitiremedim.. Şimdi hazırlıklara daha derin girişince hayatta vakit bulamam artık.

Tabiki her güzel şeyin bir sonu var, biz de Cumartesi akşamı gözyaşları içinde vedalaştık, sarıldık öpüştük ve çok güzel bir hafta bu şekilde sonlandı. Seneye Denetko'ya evli olarak kocamla birlikte gideceğim, çok heyecanlı yaaa.. Hep birlikte nice senelere, nice tatillere...