yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2013 Salı

Yoganın Zararları


Hep faydalarından bahsederiz değil mi? Şöyle iyi, böyle güzel vs. vs.
İnanması zor ama bazı kötü yönleri de var yoganın. Örneğin;

Hayatınız gayet monoton ve odunumsu sürüp giderken duyularınızın açılmasına neden oluyor. Duygularınızı daha yoğun yaşamaya başlıyorsunuz ve her bir halta ağlamaya başlıyorsunuz. (bkz. bugün ateşlendiği için işe gitmeyen ve bunu "aklı kalmasın diye" akşam eve gelene kadar karısına söylemeyen kocaya verilen tepki)

15 Eylül 2010 Çarşamba

Önümüzdeki Bayrama Evliyiizz

Geçtiğimiz hafta Şeker Bayramı idi. Herkesin geçmiş bayramı kutlu olsun.


Haftanın yarısı bayram olunca insan pazartesi, salı ve çarşambanın yarısında da iş moduna giremiyor tabi. Neyseki bizim ofisin de çoğunluğu yoktu ve tüm hafta boyunca ofis tatili yaptık. O nasıl oluyor demeyin, hiç telefon çalmıyor mesela, gelen-giden-toplantı yok. E bize de iş çıkmıyor, hal bu olunca.


Çarşamba günü öğlen çıktım ofisten, Sevgilimle matbaamızı aradık, davetiyelerimizin hazır olduğunu öğrendik. Ben önce koştur koştur La Bianca'ya gittim. Bayramda ayakkabımı almayı planlıyordum ama gelinliğimi görmeyeli o kadar uzun zaman geçmişti ki rengini, şeklini herşeyini unutmuştum. Gelinliğimi gördüm, küçük bir kumaş parçası aldım ve Kızılay'a gittim. Sevgilimle buluşup davetiyelerimizi ve etiketlerimizi aldık, çok da beğendik. Damgamız hazırdı, iplerimiz de hazırdı, bir an önce eve gidip yapmaya başlamamak için zor tuttuk kendimizi.


O gün eve döndüğümde bir güzel spor yaptım. Saat 7de düştüm yollara, sitede 3 tur yürüdüm. Kulağımda kulaklık, ooohh... Eve geldim, biraz dinlendim, 8 civarı David Amca ile Asthanga yoga yapmaya başladım. Yürüyüşün üzerine öyle yorulmuşum ki, yogayı tamamlayamadım bile... Tabi o gece pestil gibi uyudum.


Ertesi gün Bayramın birinci günüydü ve ben sabahın 8:30'unda uyandım!! O akşam iki aile bizde yemek yiyecektik. Bayramlaşma ve kahvaltı fasıllarından sonra evi toparlamaya başladık. Bir güzel sildik, süpürdük, annecim yemekler yapmaya başladı, ben de yanında durup izledim. Akşam 7 gibi annemler ve Sevgilim geldiler. Önce bahçede oturduk sohbet ettik biraz, sonra sofraya geçtik, yedik içtik, güldük.


Gece 12 gibi kalktılar, onlar gidince biz de Kuki'yi gezdirelim dedik. Ben taktım tasmasını çıkardım dışarı. Bizim yan evimizde de bir köpek var Jack Russel cinsi, hani Maske filmindeki köpekten. Yemek sonrası bahçede otururken köpeği serbest bıraktıklarını gördük. Hayvan tazı gibi bir o tarafa koşuyor bir diğer tarafa. Ben Kuki'yi çıkarmadan önce annem dışarıyı kontrol etti, sahiplerine sordu serbest mi diye. Onlar da evde dediler. Biz Kukiş'le dolaştık, eve dönüyoruz. Tam bizim evin köşesine gelince ben yine durdum, ortalığı kontrol edeyim dedim. Tam kafamı uzatmışken komşu köpeğinin evden fırladığını gördüm. Bir anda dondum kaldım ama yanımıza gelirse bağırırım korkuturum diye düşündüm. Bir yandan da beynim "Kuki'yi kucağına al!" uyarısı veriyordu ama kalakaldım öyle. Ve o salak köpek gözlerimin önünde geldi benim minik Kukiş'imin poposuna yapıştı. Kuki öyle bir çığlık attı ki kulaklarımdan gitmiyor. Ben de bağırmaya başladım, ama köpek hiç tınmıyor. Azıcık eğilmemle Kuki omzuma kadar sıçradı, köpek hala poposunda, bırakmıyor..


Bir ara yere düştü sonra yine zıpladı, yine yapıştı poposuna. O sırada bizimkiler yetişti, daha doğrusu babam aldı kucağına, eve götürdü. Tasmanın ucu elimde olduğu için ben de peşinden eve gittim, köpek hala yanımızda zıplıyor; ama ne zıplamak.. Benim omzuma kadar çıkıyor! Babam içeri girdi ben dışarıda kaldım; çünkü kapıyı açarsam eve girecek. Sonunda birisi, kim bilmiyorum, köpeği tuttu da biz de içeri girebildik. Tabi Kuki'nin poposu kan içinde. Hemen Baticon ve Tentürdiyot sürdük ve veterineri aradık. Veteriner de enfeksiyon kapabilir deyince, babamla kardeşim veterinere gittiler. Ben annemle evde oturmuş ağlıyorum. Sevgilimi aradım, ona anlattım durumu, onlar da üzüldüler. Yarım saat önce güle oynaya çıkmışlar evden, hemen ardından bu olay. Babamlar veterinerde antibiyotik iğne yaptırmışlar, geldiler eve. Kuki masanın altından çıkmıyor! Sevmek istiyoruz falan ama yaklaşamıyoruz bile. O gece hiçbirimizi uyku tutmadı tabi, birimiz yattı diğerimiz kalktı.


İnsan birçok şeye üzülüyor, tamam şöyle bir gerçek var, köpeği ne kadar tutmak istesen de bazen kaçıyor, engel olamıyorsun. Ama o akşam biz otururken (yan evde de misafirler vardı), o köpekle nasıl oynadıklarını gördük. Gözüne gözlük takıp fotoğraf çektirmeler, hayvancağızı her yöne çekiştirmeler, mıncıklamalar... E zavallı sıkılıyor ve de sinirleniyor tabi. Bir de üstüne misafirlerden biri sokağa salınca (evet resmen tasmasından tutup sokağa bıraktı) hayvan sinirini birşeyden çıkarmak istiyor. Tesadüf onun üzerine Kuki'yle karşılaşınca (zaten iki dişi köpek birbirini hiç sevmiyor), batırdı dişlerini.


İşte bayramın ilk günü bizim için güzel başlayıp kötü bitti. Gerçekten çok kötü...

20 Temmuz 2010 Salı

Yeniden Doğdum

Nasıl bir haftasonuydu anlatamamm.. 2 gün içerisinde o kadar çok farklı duyguyu ardı ardına yaşadım ki, kendimi yepyeni hissediyorum.


Cumartesi günü çok özel bir gündü, çünkü sevgili dharma'cığım henüz almış olduğu Yoga Eğitmenlik Sertifikası kapsamında ilk yoga dersini verdi!! Ben daha önce hep televizyon karşısında yoga yapıyordum, ilk kez bir eğitmen eşliğinde yoga yaptım ve ne kadar farklı olduğunu gördüm. En temel fark şu, evde siz kendi kendinize de gayet yeterli şekilde yapabilirsiniz, esneyebilirsiniz; ancak sınırlarınızı zorlayamıyorsunuz. Çünkü ister istemez vücut "ben en fazla bu kadar yapabiliyorum, uğraştırma beni" diyor.. Oysa yanınızda bir eğitmen olunca ve sizi yönlendirince imkansız sandığınız noktalara hiç zorlanmadan ulaşabiliyorsunuz. Örneğin savaşçı duruşunda geriye eğildiğimiz bir pozisyon vardı, sevgili dharma'cığım yapabildiğimin 2 katı eğilmemi sağladı. Çok çok çok güzel bir duyguydu... Ayrıca çok istediğim, estetik bulduğum; ancak yapamadığım köprü duruşunu da yaptırdı bana. Tabi ben yandaki bayan arkadaş kadar başarılı değilim henüz..

Dersin yoğun programı bitttikten sonra uzandık, kuş cıvıltıları ve şırıldayan dereler eşliğinde siz deyin 5 dakika, ben diyeyim 45 dakika yattık, içimize döndük, vücudumuzu dinlendirdik. Ve ben o süre içerinizde vücudumdan çıktım, o derelerin aktığı yere gittim, çimlerin üzerine uzandım, çimenle karışık kır çiçeği kokuları geldi burnuma.. Başkası söylese inanmayacağım, muhteşem bir deneyimdi.. Şu tatile gidelim gelelim mutlaka yazılacağım..
Evet tatile gidiyoruuuuummm
Cumartesi günü böyle uyuşmuş bir halde dolaştım durdum, öyle ki, kuaföre yolunmaya gittiğimde hissetmedim bile.. Tamam normal zamanlarda da ciyak ciyak bağırmam, ama nefesimi tutarım, gerilirim yani. Cumartesi nasıl rahat, nasıl güzeldi anlatamam... Narkozluymuş gibi yattım, kulaklarımda cıvıltılar, zaten her yerim tutulmuş... Bundan sonra her yolunma öncesi yoga yapılacak!!!



Şaka bir yana, gerçekten kendime gelmem epey uzun sürdü. TV8'de Yoga TV'yi takip ederken oradaki eğitmen, Kris McIntyre, çok yoğun geçen derslerden sonra içi kaplayan bir huzurdan ve yoganın bu huzur sebebiyle bağımlılık yarattığından bahsederdi. Sanıyorum benim de hissettiğim o huzurdu... Muhteşemm..

Bu güzel cumartesinin üstüne bir de çok güzel bir pazar geçirdim. Ofisimizde bir arkadaşımız evleniyor, biz de bu pazar günü gelin hamamı & kahvaltı düzenledik. Pazar sabahı 7'de kalktım, giyindim (akşamdan çantamı hazırlamıştım) ve 8'de çıktım evden. Ulus'taki Şengül Hamamı'na doğru yola çıktım. Bu hamama ilk gidişimdi, bu yüzden heyecan da vardı.
Soyunup dökünüp girdik hamama peştemallarımızla, içerisi deli gibi sıcak ve buhar tabi. Sularımızı dökündüük, tefimizi, darbukamızı çaldık, oynadııııkk, müthiş eğlendik. Sıra kese faslına geldi, teker teker kurbanlık koyun gibi yattık göbek taşına, icabımıza bakıldı :)) Kesenin üzerine bir de köpük masajı, ooooh keyif.. Cumartesi günkü yoganın üzerine bir iyi geldi, tüm kaslarım yayıldı, yeniden doğdum.. Hamamda bir de kahve masajı vardı, ben yaptırmadım ama o kadar güzel kokuyordu ki.. Bildiğimiz Türk Kahvesini alıyor teyzem, bir paketini tüm vücuda sürüyor. Kahve doğal peeling imiş. Evde konuşurken annem anlattı, eskiden köylerde falan herkes sürermiş yüzüne. Kahve üzerinizde kuruyunca da yıkıyorsunuz, bu kadar. Ama yaptırdıktan sonra cilt bir parlıyor, bir parlıyor, anlatamam.

Hamamda biraz daha güldük oynadık ve Kale'nin içindeki Zenger Paşa Konağı'na doğru yola çıktık. Biz gider gitmez masamız ballarla, reçellerle, kaymaklarla bir donatıldı ki sormayın.. Simitler, bazlamalar, gözlemeler de cabası. Yedik yedik yedik, üstüne Türk Kahvemizi içtik, falımıza da baktırdık ve evlere dağıldık. Ben de koşa koşa Sevgilimin kollarına gittim, sarıldık kocaman. Biraz dolaşmak için Tunalıya indik, yürüdük, Kıtır'da biralarımızı içtik, Sevgilim kokoreç yedi ve evlerimize döndük..

Çok yoğun, çok eğlenceli, çok farklı bir haftasonu oldu. İyi ki de oldu...
Sevgiler...