4 Aralık 2013 Çarşamba

Cümleten Geçmiş Olsun


Çok büyük bir iş becermedim.

Gerçek bir denetim bile sayılmayacak olan bir denetimden geçtim. Fakat kendi adıma bir adım daha attım. Bilgilerime bir tomurcuk daha kattım.

Bu yazıya 29 Kasım Cuma günü başlamıştım, bugün devam ediyorum. Perşembe günü ISO denetimim vardı, gözetim denetimi olduğu için tam anlamıyla didik didik edildiğimizi söyleyemem; fakat benim ilk kez baştan sona sorumluluk sahibi olarak yürüttüğüm bir denetimdi.

Çok gergin zamanlar geçirdim, etrafımı da kırdım biliyorum. Eşim çok anlayışlıydı bu süreçte; ofisten gece 1- 1:30'larda çıkıyordum, herkes için kabul edilebilir bir yaşam tarzı değil. Neyse ki özellikle son hafta evde yemek bırakabildim de dışarıdan yemek söylemek zorunda kalmadı.

İyisiyle kötüsüyle eksiğiyle de olsa bu işi üzerimden attığım için çok mutluyum. Perşembe akşamı denetim bittikten sonra erken çıktım işten. Sevgilimin çıkışına yetiştim, onu aldım, birlikte eve gittik. Yemek yedikten sonra bir şarap açtık, çoğunu ben içtim tabii ki. Bir yandan Maverick izliyorduk. O filmi severim ama hiç bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum :)))

Sonuç olarak dünya ve şirket için küçük, kendim için büyük bir adım attım.
Sıradaki gelsinn....

Sevgiler..

18 Kasım 2013 Pazartesi

Çağrışımlar


Bu sıralar kitap okuma performansıma kendim bile şaşıyorum. Angutyus'un içimdeki okuma aşkını açığa çıkaracağını kim tahmin edebilirdi!..

İkinci kitabı da bitirdim. Müthiş bir aydınlanma yaşamadım, ya da adama hayranlık duymadım. Hatta çoğu zaman "aptal mısın yaw" dedim içimden; fakat saygı duydum. Yaptıklarını yapmak cesaret ister. İnsan onaylasın onaylamasın, onun tabiriyle "g.t ister" işte.

Eşim de ilk kitabı okumaya başladı; fakat bu tarz kitaplar ya da bu tarz hayatlar diyeyim, onu gerer biraz. Birkaç kere kitap üzerine konuştuk onunla, evet bu bize uzak bir hayat ve belki bu kitapta anlatılanlar dışında bir daha dinleyemeyeceğimiz, öğrenemeyeceğimiz bir hayat. Allah öğretmesin zaten, hiç kimseye. Bazı şeyler insanların suçu değil. Bir şeye mecbur kalan insanlar bunu çok isteyerek yapmıyor her zaman. Örnek; büyükşehirde yaşamak güzel, eğlenceli olabilir; fakat köyünde mutlu olan bir insan neden oradaki düzenini bırakıp gelmek istesin ki. Tabi köyünde okul, hastane, yol, su elektrik varsa.. Yani insan gibi yaşayabiliyorsa. Orada büyüyerek de bir üniversiteyi kazanma şansı varsa. Fakat sen hem buralara hiç bir imkan sağlama, onları kendi hallerine terk et, sonra da "neden geldiler büyükşehre".

Bu daha çok ilk kitabın özetiydi. İkinci kitap "kendi bildiğimi okurum" tarzında. Zaten sonunda da öyle diyor; "başkalarının doğruları için yaşamayın, hayatınıza kendiniz yön verin". Dinlemeli miyim seni?

Kısacası, alın okuyun. Dili çok küfürlü, hatta okuduktan sonra ben bile günlük hayatımda küfür kullanmaya başladım; ama o da lazım be... Hayatta her şey insanlar için..

Sıradaki hikaye Jostein Gaarder ve Pirenelerdeki Şato.

Sevgiler..

9 Kasım 2013 Cumartesi

Passiflora Günleri

Bu aralar çok gerginim, öyle böyle değil.

İşler biriktikçe birikiyor, onun gerginliği mi, evdeki süper mutluluk tablomuz mu, kafamın içindeki paranoyak düşünceler mi, uykusuzluk mu, nedir bilmiyorum ama sonuç bu.

Az kaldı, "sabahları 1 shot passiflora" tedavisine başlayacağım. Çünkü artık kalp kırıyorum, farkındayım..

Geçtiğimiz ay bu durumumu daha profesyonel birisi ile görüşmek için bir randevu aldım. Gittim 1 saat konuştum konuştum, sonuçta kadıncağızın teşhisi: dominantım, obsesifim, "siyah-beyaz"ım (gri'm yok yani), aşırı sorumluluk sahibiyim, yalana tahammülüm yok, böyle lanet bir insanım işte. Fırsatı olan benden kaçsın arkadaş...

Bu da bana gelsin:

28 Ekim 2013 Pazartesi

Hayatım Roman Olsa

Tavsiye üzerine bir kitaba başladım bugün, Angutyus'un "Bir Apaçi Masalı". Başladığım gibi de bitirdim. Kitap Dizüstü Edebiyatı serisinden bir hayat dersi; bazı olaylara, insanlara farklı bakmayı öğretiyor. Kimimizin görebildiği, kimimizin umurunda olmayan gerçekleri anlatıyor. Alın okuyun derim..
Kitabı okuduktan sonra kendi hayatımı düşündüm. Zaten kendimi sorgulamak için fırsat arıyorum ya.. Şöyle anlatacak bir hikayem var mı, yok. Hayatımın en maceralı bölümü "annemin hamileliği-1 yaş arası" diyebilirim. Daha sonra kreşler, ana okulları, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, mezuniyet, bir süre iş arama, birkaç iş değiştirme, sonra çalışma temposu, bir yandan sevgililik, nişanlılık, sonra evlilik derken geldik işte bu güne.

Bilemiyorum bazen, ya bizim hayatlarımız çok sıradan ya da diğer insanlar enteresan veya aynı tür olaylara kimisi "olağan" yaklaşırken, kimisi bu olaylardan "anlatacak bir hikaye" çıkarıyor. Çocuk kalabilmek bu yüzden önemli sanırım, her şeye şaşırabiliyorsunuz; çünkü her şey yeni, her şey ilk.

Ben şu bloga bile yazacak bir şey bulamazken insanlar hayatlarından roman yazıyor. İlginç...

20 Ekim 2013 Pazar

Why do people get married?

"We need a witness to our lives. There's a billion people on the planet... I mean, what does any one life really mean? But in a marriage, you're promising to care about everything. The good things, the bad things, the terrible things, the mundane things... all of it, all of the time, every day. You're saying 'Your life will not go unnoticed because I will notice it. Your life will not go un-witnessed because I will be your witness'."

Quote from Shall We Dance

18 Ekim 2013 Cuma

Hoşgeldin Sonbahar

Eveett, 1 Ekim itibariyle benim meşhur 3 aylarıma girmiş bulunuyoruz. Ancak ay başından beri hava öyle güzeldi ki bu yazıyı yazmak gelmedi içimden. Dün ise hava bulutlanmaya başlayınca "tamam" dedim, "dönülmez noktaya geldik". Bu sabah ise sarılı, yeşilli, kırmızılı, rengarenk bir sabaha uyandım. Heyecanla giyinip adımımı kapıdan dışarı attığımda bir de yağmur yağdığını görünce keyiften dört köşe oldum.. Müziğim kulağımda yürüdüm, yürüdüm.. Bunlar da yürürken beni benden alan görüntüler:
arka bahçemizz

        sokağımızz

Seviyorum seni sonbahar...

5 Eylül 2013 Perşembe

Truth

The only person who can pull me down is myself, and I'm not going to let myself pull me down anymore!

30 Ağustos 2013 Cuma

Ne Var Ne Yok


Buraya 2 ayda bir yazarak çok heyecanlı bir platform oluşturabilirim gerçekten de!!! Ya da yeni bir "challange" olarak bunu mu denesem??

Bayram geldi geçti. Tüm haftayı birleştirerek; ama Pazartesi sabahı saat 9:15'te facetime üzerinden iş takibi yapmak suretiyle, 9 gün tatil yaptım. Dinlendim dinlenmesine. Bilgisayarımı almıştım yanıma işleri biraz toparlarım ümidiyle, onu yapamadım pek. Parantez açarak hazırladığım bavulu anlatmam lazım!!

Cuma akşamı epey geç saatte çıktım ofisten. Eve gittim, bavulumu hazırlamaya başladım, eşim daha sonra gelecekti. Garantiye almak için önce laptopumu yerleştirdim. 1-2 pantolon, 4-5 t-shirt, 1-2 uzun kollu bluz, çorap, çamaşır, ayakkabı, makyaj-temizlik malzemeleri, kitap, şarj aleti ekledim. Gönül rahatlığıyla bavulu kapattım, hızlıca duş aldım, bir şeyler atıştırdım ve otobüs için hazırdım artık. Evden çıktık, terminale doğru yürürken bir baktım insanlar şort giymiş, terlik giymiş. "ben şortla terlik almadım yanıma" dedim eşime, yapacak bir şey yoktu o saatte. Biraz daha sonra durdum, "ben yanıma MAYO almadım!!" dedim. Güldü sadece... Neyse ki yazlık eve gittiğim için orada da birkaç kıyafetim var. Civarda alışveriş yapacak da bol bol yer var. Cumartesi günü anneciğimle gittik, eksiklerimi aldık da denize girmek için Sevgilimi beklememe gerek kalmadı!! :))

Sonuç olarak eş dostla güzel geçti tatil. Döndük, sonraki hafta sonu Uziciğin doğumgünü için İstanbul'a gittik. Bu sefer uçakla gittiğimiz için fazla yormadı yolculuk. İki yaşına girdi maymun yaa.. Nasıl da şeker bir şey oldu. Konuşamıyor ama işaretlerle ne istediğini anlatabiliyor artık. Hediyeler geldikçe sevinse de aklı masanın üstündeki lolipoplarda kaldı :)

İş yoğun temposuyla devam ediyor tabii ki.. Kazakistan'da şube açıyoruz, o yüzden bu aralar Türkiye'den çok Kazakistan saatiyle yaşıyorum. Tatile bilgisayar götürdüm diye işkoliklikle suçlamayın beni sakın, o kadar büyük keyif alıyorum ki. Sonuçta dünyayı kurtarmıyorum, alt tarafı iki yazışma yapıyorum; ama o kadar mutlu ediyor ki beni. Bazen çalışırken mutluluktan gözlerim doluyor, yeni bir şey öğrendiğim için. Gidip ofisteki herkesin boynuna sarılasım geliyor!! Gülmeyin noolur...

İnanmazsınız Ağustos ayında iki kitap okudum. Hepsi de yollarda bitti. Çok edebi kitaplar değil ama bazen böyle sabun köpüğü hikayelere de ihtiyacınız oluyor.
 

2 ay sonra yazacağım postumda bu kitapların da özetini geçerim ;)

İşte şimdilik bu kadar. Yeniden yazmak güzel, keşke daha çok yazsam, yazsak..
Sevgiler...