Bugun itibariyle Şafak 82...Yarın plakalara başlayacağız :)) Bugün ilk iş Türkiye'nin İl Haritasını indirdim internetten. Bir de plaka listesi oluşturacağım.. Gün gün karalar dururum artık. Şu ana kadar -100 den beri- Gmail'e yazıyordum. Yarın Düzce'deyiz. Bir itiraf yapmam gerekirse bugune kadar 81 plakalı ilin Osmaniye olduğunu düşünüyordum hep. Meğer en son ilimiz Düzceymiş. Öğrenmenin yaşı yok ;)Çok güzel bir haftasonu geçirdim. Hem eğlendim, hem çok dinlendim, hem de çok mutlu oldum. Cumartesi günü ofisten çıktıktan sonra annemlere gittim, yemeğe davetliydik. Ben gittikten yaklaşık 1 saat sonra annemler ve dayımlar geldiler. 3 aile güzel bir yemek yedik. Biriciğimiz sofrada değildi; ama hepimizin aklında ve gönlündeydi. Uzun sohbetler ettik, çaylar kahveler içtik, güldük eğlendik.
O gece ben annemlerde yatıya kaldım. Nişanlım askere gitmeden önce birkaç gece kalmıştım; ama bu sefer ilk kez tek başıma kaldım. Çok da güzel oldu; epey geç yattık, ama gece o yatakta tek başına yatmak çok zordu.. Ben de kalktım Sevgilimin parfümünü sıktım hafifçe, onu koklaya koklaya uyudum. Hep kollarını bana sardığını hayal ettim. Hayali bile kendimi güvende hissetmeme, mışıl mışıl uykuya dalmama yetti. Birlikteliğimizin ilk zamanlarından beri başımı ne zaman göğsüne yaslasam esnemeye başlar, uyurum. Hani insanın morali bozulur, canı sıkılır ya, öyle zamanlarda ben başımı onun yüreciğine dayarım, o da bir koluyla beni sımsıkı sararken diğer eliyle saçlarımı okşar, hiçbirşeyciğim kalmaz o zaman.. İşte Cumartesi gecesi de öyle huzurlu hissettim kendimi Biriciğimin kollarında..Pazar sabahı saat 10 civarında kalktım, güzel bir kahvaltı yaptık. Sokaktan simitçi geçti, simit aldık biz de. Bizim evimiz bir site içinde, bu nedenle simitçi vs girmiyor. Sokaktan geçen simitçinin sesi, sıcak sıcak simitler çok hoşuma gitti bir anda. Benim Ördekim de çok sever simidi. Hele yanında çay ve peynir de oldu mu.. Aa bir de zeytin tabiki :)) Zaten oralarda en çok zeytini özlüyormuş, güzel değilmiş zeytinler. Bir de son zamanlarda canı çok balık istiyor. Nasıl gönderilir balık bilmiyorum ki!!.... Konserve ton balığı falan mı göndersem acaba? Orda da markette satılır herhalde, çarşıya çıktığı zaman alabilir belki.Pazar günü saat 3'e kadar annemlerde oturdum. Sonra dolmuşla eve dönerken annemleri aradım. Onlar da çarşıya inmişler, markette buluştuk beraber döndük eve. Çok denk geldi ve güzel oldu yani.. Eve gider gitmez banyoya girdim; ama nasıl bir banyo. Dünü spa günü ilan ettim kendime. Televizyondan aldığımız bir Spa setimiz vardı. Pilli bir alet, ucuna farklı ekler takıyorsun, kimi gözenekleri açıyor, kimi masaj yapıyor, kiminin üzerinde ponza taşı var. Teker teker onları kulandım. Tam 1 saat sürdü banyom; ama çıktığım zaman o kadar rahatlamıştım ki.. Hemen yüzüme maske yaptım, vücuduma kremler sürdüm, misler gibi oldum. Saçıma da fön çekmemle Pazar günlerinin en yorucu, uğraştırıcı faslı bitmiş oldu. Böylece önümde koooooocaman bir akşam kaldı.Gece Lost'un tekrarlarını izledim korka korka. Sezon finalini gösterdiler bu haftasonu, önümüzdeki hafta da yeni sezon başlayacak. Minik Sevgilim 4üncü sezou da izleyememişti, 5i de izleyemeyecek. 4. sezonun CDleri de çıkmadı daha. Çıkar çıkmaz alacağım, sonra benim Bi'tanecik Sevgilim gelecek, biz yatağımızda cips yerken, kola/kahve içerken dizimizi izleyeceğiz. Sonra uyuyakalacağız, birlikte uyanacağız.. Daha güzeli bunu bir ömür kendi evimizde yapacağız.. Oley!!..İşte böyle güzel bir haftasonunun ardından yeni haftamıza başladık.Haftaya bir başladık mı, hele de Çarşamba geldi mi, günler çabucacık geçiveriyor. Önümüzdeki pazartesi şafak 75 olacak :) Bu aradaaa, ben Biricik Sevgilime çok güzel bir sürpriz hazırlıyorum. Bu aralar elişi olarak etamine fena halde takmış durumdayım. Aşkımın yemin töreninde çektirdiğimiz fotoğraflardan birini etmine işleyeceğim. Cumartesi günü ofisten çıkınca bir de çarşıya uğradım, etamin kumaşı aldım. Yarın resmi bastırıp iplik alacağım. Sonra da hızla işlemeye başlayacağım. Şu an yaptığım bir set var aslında; ama biraz adi bir set. Yani, iplikleri çok ince, hiç tok durmuyor, etamin desen aynen plastik, hiç güzel görünmüyor.. Alıştırma olması için almıştık, epey de öğrendik; ama görüntüsü hoşuma gitmiyor artık. Ben de kendi el işimi yapmaya karar verdim. Fotoğrafımızı bitirince farklı şeyler de deneyeceğim, mesela evimiz için "Welcome" Panosu yapmak istiyorum. Üzerinde horoz, civciv, ördek vb olabilir, turuncu, sarı göz alıcı renkler olur diye düşünüyorum. Bakalım artık zamanımın ve sabrımın yettiği yere kadar gideceğim!! :)Yine uzuuuun uzun anlattım günlerimi. Bu arada bir önceki Cumartesi Sevgililer Günüydü. Tüm aşıkların Sevgililer Günü kutlu olsun, Aşkınız hiç solmasın, herkes mutlu olsun...Sevgiler...
Ondan sıcağı var mıdır?
Size elleriyle birlikte kalbini de teklif ettiğinde derin bir huzur, güven ve mutluluk hissetmez misiniz?
O andan sonra hiçbir kötülük gelmez insana, hiçbir şey ters gitmez, yağmur yağdığı için kızılmaz (ona hiçbir zaman kızılmaz da..), geç kalma telaşı yaşanmaz. Sadece ikiniz kalırsınız dünya üzerinde...
İşte sevgiyle açılan eller böyle bağlar insanları ve kalpleri birbirine. Dün Biricik Sevgilimin dönüşüne 100 gün kalmıştı, bugün şafak 99 :) Geçen 55-56 gün içerisinde en çok özlediğim şey elleri ve gözleri oldu Meleğimin. 5 yıl sonra bile buluştuğumuz anda parlayan, hislerini, duygularını, kalbini okuyabildiğim, sıcacık kahve kahve bakan, güneş çıktığında elaya çalan, şımardığında ördek masumiyetiyle mahçup mahçup bakan gözleri.. Benim gözlerim.. Dünyaya baktığı o pencereyi benimle paylaşan, beni zenginleştiren, bize özel bir dünya yaratan..
Günlük hayat içerisinde, koşuşturma sırasında insan farketmiyor yalnızlığını. Çalan telefonlar, bilgisayar, iş güç, gün ışığı insanı peşinden sürüklüyor. Ama gün bitince ay ışığı bu kadar dost olmuyor.. Sizi de kendi yalnızlığına çekiyor ve hayallerle başbaşa bırakıyor.
Yanan bir şömine önüne atılmış minderler, sıcacık bir battaniye, ellerde çaylar kahveler ve sarılan iki Sevgili.. "Çok az kaldı" diyorum hep kendime.. Bundan 8-8,5 ay sonra kendi evimizde bu rüyayı gerçeğe dönüştüreceğiz. Sevgilim de oralarda öyle diyor, bunları düşünüyor biliyorum. Yemekten sonra o köpüşümüzü gezdirirken ben sofrayı toplayacağım, çayları koyacağım. Bir de güzel bir film buluruz belki veya hararetli bir tartışma programı. Sevgilim konu geliştikçe okuduklarını, bildiklerini anlatır bana. Umarım ben de ona birşeyler katabilirim. Yavaş yavaş uyku bastıracak sonra. Belki ben dizlerinde uyuyakalırım veya Eşim uyuklarken saçlarını okşarım. Yatağımıza yattığımızda birbirimize sarılıp uyur, rüyalar görürüz. Bir ömür bundan ibaret olsa yetmez mi insana :) Ferhat Göçer'in yeni bir şarkısı ve klibi var, "Aklım Sende Kalır". Şu anki hislerimi, aklımdan geçenleri daha iyi anlatacak birşey düşünemiyorum. Tahmin edileceği gibi her izleyişte ağlıyorum :))
Ayrılığımızın 1/3ü bitti artık. Tek istediğim önümüzdeki süreçte de bir kez olsun ziyaret edebilmek ama Biriciğim gelme diyor. Onun için kavuşmak güzel ama ayrılmak daha zor tabi. Bu yüzden ikimize de düşen biraz daha güçlü olmak, bu süreci birbirimizi özleyerek geçirmek.
Hadi hayırlısı bakalım..
Sevgiler..
2009'un ilk kaydını Ocak'ın 19. gününde yazmak mümkün oldu maalesef. Şu ana kadar yoğun bir programım vardı diyebilirim. :) Öncelikle yılbaşı telaşı, hediyeler, misafirler, gelmeler gitmeler, telefonlar derken Yılbaşını geçirdik. Kocaman bir aile olarak bizde toplandık. Nişanlımın ailesi de geldi. Hediye değiş tokuşu tabiki çok eğlenceliydi. Herksin yüzünde önce gülümseme, sonra bir hüzün, çünkü Biriciğimiz bizlerden çok uzak.. Ama benim nazik, düşünceli Sevgilim çok hoş bir sürpriz yaptı bizlere, akşama doğru Annemlere, benim annemlere ve bana (ayrıca) birer demet çiçek göndertmiş. Benimki güldü tabiki. İçlerine bir de kısacık mektuplar koymuş, benimkinde ise saat 00:00'da açma koşulu vardı.Yılbaşının bizim için özel bir anlamı var, hele bu yılbaşının. Saat 00:00 itibariyle 5.yılımıza girdik Sevgilimle.. Bu yıldönümümüzde el ele tutuşamadık belki ama o şu an el ele tutuşmaktan, sarılmaktan, öpüşmekten çok daha önemli birşey yapıyor. Geleceğimizin önündeki büyük bir engeli kaldırmak, hep hayalini kurduğumuz evimize, ailemize bir an önce kavuşabilmemiz için çok büyük bir fedakarlık yapıyor. Bugün itibariyle de 115 günümüz kalmış oluyor :) Yılbaşı gecesi talimatlara uyarak saat tam 00:00'da okudum mektubumu. Nasıl yanımdaydın onu okurken, nasıl gördüm o parlak gözlerini, nasıl hissettim sıcacık ellerini, nefesini.. Çok öptüm mektubu senmişsin gibi..Bütün gece bu yaşadıklarımıza, mutluluğumuza, sağlığımıza çok dua ettim, şükürler olsun dedim.Yılbaşının ardından bir telaş daha aldı bizi, 9 Ocak günü Minik Askerimizin yemin törenini izlemek için Oltu'ya gidecektik. Yolculuk hazırlıkları, Sevgilimin siparişleri derken 9'u sabahı Erzurum uçağına bindik. Ymin törenine yetişemedik maalesef (biz öğleden sonra olacak diye plan yapmıştık, fakat töreni sabah yaptılar. Bizim uçağımız indiği sırada tören başlamıştı, oysa bizim 2 saatlik yolumuz vardı daha) Saat 12'de Garnizon'a girdik, beklemeye başladık.Yol boyunca töreni izlemeyi çok istemiştim, kaçıracağız diye üzülüyordum; fakat oraya gidince bunun hiçbir önemi kalmadı. Tek düşünebildiğim Sevgilimi görebilmekti.. Tören bittikten sonra askerlerin dışarıya çıkması yasak, ancak çıkış kağıtlarını alınca sivil olarak çıkabiliyorlar. Bu nedenle asker kıyafetiyle göremeyecektik, o anda en çok düşündüğüm şey buydu. O kadar heyecanlıydım ki ne oturabiliyordum, ne soğuğu hissedebiliyordum. Derken çoooook uzaklardan koşan birini gördüm, takip ettim gözlerimle, derken farkettim.. "Melih geliyor.." diye mırıldanabildim sadece. O olduğundan emin olduğumda olanca gücümle koşmaya başladım.. Gerçekten hoş bir sahneydi, bütün garnizonun, diğer asker ailelerinin, nöbetçi askerlerin önünde biz Türk filmi gibi koşa koşa sarıldık birbirimize.. O anı unutmak mümkün mü???Biriciğim de o kadar mutluydu ki, elbiseleri öyle yakışmıştı ki.. Sırasıyla anneciğine, babacığına, ablalarına sarıldı, fotoğraf çektirdik. Çok kısa bir süre kalabildi bizlerle sonra üzerini değiştirmek için içeriye geçti. O andan sonra belki yarım saat belki 1 saat bekledik ama o süre hiç bitmeyecekmiş gibi geldi. Sonunda hepsini çıkardılar, izin kağıtlarını verdiler, çıkış işlemlerini yaptılar ve Bebeğim benim oldu.. 2 gün için bile olsa ellerini tuttum, sarıldım, öptüm, hatta bir süre beraber uyuduk :) dünyada en huzurlu olduğum yer..Oltu çok güzel bir yer.. Ordaykende konuştuk, hala da istiyorum, bu askerlik işleri bittikten sonra tatil amaçlı bir hafta-15 gün doğuyu gezmeyi çok isterim. Melih'im fotoğraf çekmeyi çok seviyor, hatta profesyonel eğitimini de aldı. O kamerasını alır, ben de video kamera alırım, bir güzel gezeriz oraları. Merkez olan bir ana cadde var, tüm dükkanlar o cadde üzerinde. İnsanlar çok misafirperver. Kapıdan merhaba deseniz çay ısmarlıyorlar. Benzin alırken bile arabanın içinde çay içtik inanılır gibi değil :)) Değişik bir otelde kaldık, bir kat içerisinde 3-4 oda, odalara kalacak kişi kadar yatak atmışlar ve ortak bir banyo. Ev gibi aslında.. Ancak sorun tuvaletin alaturka olması ve sifon olmaması. :)) Herşeye rağmen çok eğlenceli, çok değişik ve anlamlı bir ziyaretti. Bol bol Oltu Cağ Kebabı (Çağ değil!!) yedik, hatta yetmedi birer porsiyon Ankara'ya getirdik. Güzel bir Melis Pastanesi vardı, kahvaltılarımızı orda yaptık. Odamızda mutfak olmadığı için aşağıdaki kahveden bir demlik sıcak su alıyorduk, bakkaldan da plastik bardak, yanımızda getirdiğimiz Nescafe'mizi içiyorduk. Bence çok lezzetli, hiç unutulmayacak kahvelerdi onlar. Kalorifer sürekli yanıyor, demliği de kaloriferin üzerinde bırakınca su sıcak kalıyordu. Geceleri dayanabidiğimiz kadar geç yatmaya çalıştık; ama benim Minik Sevgilim bir düzene alıştığı için gece 12 gibi uyuyakaldı. Yumuk gözcükleri kapandı, dudakları tombullaştı ve kendini omzuma bırakıverdi. Ne kadar özlemiş olduğumu o an daha iyi anladım işte..Sayılı zaman çabuk geçiyor, pazar sabahtan donecektik biz babamla. Annemler pazar günü de kalacaklardı. Sabah erken kalktık, hazırlandık, yine bol bol sarıldık, sonra biz Erzurum otobüsümüze bindik. Yol boyunca çok ağladım, cebimde birçok mendil vardı, çoğun kullandım. Zaten otobüsün (otobüs dediğim okul servisi) radyosu da yanık türküler çalıyordu, onlar söyledi ben ağladım. Sonunda havaalanına ulaştık, uçağımıza bindik ve Ankaramıza döndük. Bu şehir ilk kez çok soğuk geldi bana, çok yabancı.. Kendimi yalnız hissettim, üşüdüm..Biriciğim Yemin Töreninden sonra Ardahan, Göle'ye geçti. Su an hala orda ve şafak 115. Bir taraftan bakınca çok uzun, diğer yandan bakınca çok kısa.. Ama bu geri sayımın evimize, geleceğimize yaklaştırdığını düşündükçe tek hissettiğim şey mutluluk.Söylemeden geçmeyeyim, dün Biriciğimle MSN'de konuştuk. Benim bilgisayarımın kamerası vardı zaten, o da ordan bir kamera buldu ve görüntülü konuştuk.. Internet'i ilk kez bu kadar çok sevdim...Keşifte ve geliştirmede katkısı bulunan herkese sonsuz teşekkürlerrrrr.... :)))Tüm bunların yanı sıra 2009'a girdik ve ilk ay neredeyse bitiyor. Yeni yıl şimdilik güzel gidiyor, kardeşim işe girdi. Evde durumlar iyi, ters hiçbir durum yok işte. Umarım bütün yıl böyle gider, dilerim yeni yıl herkes için böyle gider..Kucak dolusu sevgilerr...
Dün çok müjdeli bir haber aldııkk, ailemize minik bir bebiş katılıyor.. :) Kuzenimin çoçuğu olacak, ben de dolaylı yoldan teyze olacağıımm.. Henüz 1 aylık bu nedenle 8 ay sonra ancak alabileceğiz kucağımıza ama şimdiden düşünmek bile heyecan verici..Aslına bakarsanız insan birkaç yönlü düşünmeden edemiyor. Günümüz dünyasına ve şartlarına, hangi ülke olursa olsun, bir insanı daha dahil etmek, bugun yaşadıklarımızın kimbilir kaç katını yaşayacağını bilmek, küresel ısınma, kriz, kıyamet diyerek dünya bir yöne sürüklenirken, bir insanı daha bu endişelere bürümek ne kadar doğru.. Kimi zaman bencilce bile geliyor kulağa, fakat diğer taraftan da şu an tahmin bile edemeyeceğim bir duygu olduğunu ve ileride kesinlikle yaşamak istediğimi biliyorum.Dün nedense bütün gece düşündüm, uyku tutmadı resmen, önümüzde ne kadar uzun ve güzel bir yol var. Şimdi Nişanlım askerde, Mayıs ortası/sonu gibi dönecek. Sonrasında yoğun bir düğün telaşı, bir yandan mobilya vs telaşı (ev var şimdilik), Nişanlımın iş bulma telaşı derken bir bakacağız evliyiz, düzenimizi kurmuşuz. Tabiki herkes sormaya başlayacak bebek ne zaman diye :) ikimiz için de doğru zaman gelince ailemiz büyüyecek, sonra belki daha da büyüyecek.. Kulağa masal gibi geliyor.Umarım gerçekten masal gibi olur. Herkes bu hayata bir kez geliyor ve en güzel, en masalsı şekilde yaşamak herkesin hakkı. Zorluklar olacak mecbur; ama onlar olmadan da güzelliklerin tadı çıkmaz değil mi?Dilerim 2009'da herkes gönlünden geçen masalı yaşar :))
Geç de olsa ben de blog dünyasına katıldım sonunda. Öncelikle beni buna teşvik eden sevgili dharma'ya teşekkürlerimi iletiyorum. Aslında bu işleri pek sevdiğim söylenemez; ama insan boşluğa düşünce böyle şeylerle oyalıyor kendini işte :) 12 gün önce Nişanlımı askere uğurladım, taaa Ardahan'a gitti. E malumunuz, Christmas ve Yeni Yıl dönemi, iş güç de pek azaldı, ben de gözümü internete diktim anlayacağınız.
Neler yazmayı planlıyorum pekii.. Önümüzdeki 7-8 ay içerisinde bol bol askerlik notu, düğün planı, gelinlik seçimi, ev yerleştirme telaşı okuyacağınızı şimdiden tahmin edebiliyorum. Katkılarınızı da mutlulukla bekliyorum :) Dilerim düşündüğümden fazla zaman ayırabilir ve hoş bir ortam oluşturabilirim.
Sevgilerrr...