20 Nisan 2012 Cuma

53



Bugün tartıda 53'ü gördüm.

Gerçi 53,9 ama olsun :)
Ben mutluyum...

10 Nisan 2012 Salı

Bahar Hazırlıkları

Pazar günü çoktandır aklımızda olan; fakat bir türlü elimizin gitmediği bir işe kalkıştık. Evimizin arka bahçesi çok bakımsızdı, depo niyetine kullanılıp gerekli gereksiz bir sürü şey biriktirilmiş, şömine odunları üst üste alt alta depolanmış, karları, yağmurları yemiş çürümüş, cevizden dökülen yapraklar tüm zemini kaplamıştı. Yazın arka bahçede oturmak daha keyifli oluyor bu yüzden temizliğe girişmemiz şarttı.

Marketten en büyük boy çöp torbası aldık, eldiven ve tırmığımız da vardı, e daha ne olsun!

Önce odunları, atılacakları ayırdık, kenara topladık. Sevgili tırmıkla yaprakları temizledi, poşetlere doldurduk. Yabani otlar sarmıştı bahçeyi tabii, onları söktük, bahçenin eli yüzü açıldı. Köşede bakımsızlıktan yabani hake gelmiş güllerimiz var, onları da haftaya sökmeyi planlıyoruz, yerleri çok kötü çünkü..

Ve işte bahçemizin şimdiki hali. Daha yapılacak bir sürü iş var, taşlar sökülecek, ne yaptıracağımıza karar verilecek, ağaçlar dikilecek. Güllerin çalı şeklinde durmasındansa figüratif bir gül ağacı dikmeyi tercih ederim, gezip seçeceğiz bakalım.. Bir de maydonoz, nane, fesleğen gibi taze tüketilen yeşilliklerden eksek süper olur.

Yer kaplaması ile ilgili önerilerinizi bekliyorumm, ön bahçeyi tik ağacından yaptıracağız başka ne olabilirrr???

31 Mart 2012 Cumartesi

Sek Yoğurt

Benim en sevdiğim yoğurttur Sek, öyle ki ona alıştıktan sonra Pınar'mış, Sütaş'mış yiyemez oldum, tadı ekşi ekşi geliyor.

Reklamları da iyi hoş, çok eğlenceli; ama....

Taaa Şubat ayı başında bir yoğurt almışız 1000 gr galiba. Normalde bizde yoğurt kalmaz, haftasına biter; fakat nasıl olduysa bu yoğurt bugüne kadar kalmış. Son kullanım tarihi de 10 Şubat mı öyle bir şey. Geçenlerde fark ettim, içine baktım, kokladım, tertemiz, sapasağlam. Bir kaşık tadına bakayım dedim, mis gibi...

Annelerimiz anlatır ya yoğurdu 2-3 günde yiyeceksin sonra bozulur. Bunun üstünden iki ay geçmiş hala sağlam. Bir tuhaflık yok mu sizce de? Ben korktum açıkçası...


Yoğurt makinesi mi alsak???

17 Mart 2012 Cumartesi

İmza Kızın


Takip ettiğim bloglardan sevgili Leylak Dalı paylaşmış bu kampanyayı. Kopyala yapıştır yöntemiyle aynen aktarıyorum:
 
"Proje bir kitap olacak, içeriği ise tamamen duygusal:)) Şaka bir yana 100 tane kadından babalarına mektup yazmaları isteniyor. Yazılan bu mektuplar bir kitapta toplanıp basılacak ve elde edilecek gelir Darüşşafaka'ya, kimsesiz kızlara  bağışlanacak. Eğer siz de bu projede yer almak isterseniz babanıza A4 formatında, tek sayfalık bir mektup yazıp "imzakizin@gmail.com" adresine yollamanız yeterli. Gerisini Selgin ve Esra halledecek. Mektubunuzda babanıza duygularınızı anlatabilir, bir anınızı dile getirebilir, onun için yazdığınız bir şiiri ekleyebilirsiniz, size kalmış. Yazılanların proje sorumlularına son iletilme tarihi 1 Nisan, Babalar Günü'ne yetiştirilmeye gayret edilecek. Daha fazla bilgi ve detay almak isterseniz buraya buyrun:



iletişim: imzakizin@gmail.com"

Gar Gış Gıyamet


Angaralıya (!) sormuşlar 3G nedir diye, Gar Gış Gıyamet demiş.

Behzat Ç ile ünlenen "Angara" sözünden nefret etsem de espri böyle olduğu için yazmak zorundaydım. Kış mevsimi geride kaldı; ama yaşadığımız olaylı günleri yazmazsam olmazdı. Geç de olsa anlatıyorum işte..

Evimizde her ne kadar kullanamasak da en sevdiğim yer oturma odamız. Kullanamıyoruz çünkü hala sevgili Hemnes'imizden başka eşyamız yok. En yoğun kar yağışının sonrasındaki günlerden biriydi, cumartesi gecesi saat 1,5 civarı Okan'ı izlerken "şıp" diye bir ses duyduk. Önem verilecek bir şey değildi aslında; fakat bakmak geldi içimizden. İyi ki de bakmışız, canım oturma odamızın parkeleri kabarmış, minik bir tepecik olmuş! Ama etrafta su yok?? Nereden, nasıl diye araştırırken balkon kapısını açmamızla balkonu su bastığını gördük. Balkonumuzun ince bir gideri var. Kar yağınca giderimizin içi buz tutmuş, havalar biraz ısınınca balkonda ve çatıda güneş gören karlar erimiş, suları balkona akmış; fakat giderdeki buz çözülmediği için balkonumuz minik bir havuz haline gelmiş. Hatırı sayılır yüksekliğe ulaşan su kendine bir yol bulmuş ve parkelerimizin altına doğru ilerlemiş. Hemen aldık elimize kovaları, kürekleri, suları temizlemeye giriştik. 1 saatten fazla sürdü, suları boşalttık, henüz çözülmemiş buzların kırabildiğimiz kadarını temizledik, Vileda ile sildik süpürdük. Gideri de açmaya çalıştık tabii; ama mümkün değil olmuyor. "En azından suları temizledik" diyerek içeri girdik, zaten çok üşümüş ve yorulmuştuk, yattık uyuduk.

Sabah kalkar kalkmaz balkon geldi aklıma, gidip bakmamla ne göreyim, gece nasıl bulduysak aynen o halde! Güneş sağolsun Cumartesi günü eritemediği karları da eritmiş, çatılar tertemiz ama bizim balkon göl. Çünkü her yer eriyor bizim giderde tık yok! Suları kovalarla temizledim yine, Vileda ile sildim, yerleri kuruladım; ancak buzlara bir çare bulmazsak bu iş böyle sürmeye devam edecekti. Arabanın antifrizleri geldi aklıma, gittim bagajdan bir şişe antifriz aldım, balkona döktüm. Faydası oldu gerçekten, ben vurdukça buzlar parçalanmaya başladı, giderdekiler hariç :) Ben giderin Nisan'a kadar açılmasından ümidimi kesmişken, şansımıza sonraki günler sıcak geçti de tüm buzlar eridi.

O günden sonra her kar yağışında gideri kontrol eder olduk, buna rağmen 1-2 kere daha su baskınına ramak kalmışken kurtarma operasyonuna başladık. Siz siz olun kar mevsimi geldiğinde balkon giderinizi kontrol etmeyi ihmal etmeyin!

Bunu anlatmazsam içimde kalırdı, anlattım rahatladım, oh :)

11 Şubat 2012 Cumartesi

Yaşıyorumm!

Merak etmeyin hala yaşıyorum.

Biraz çok koşturuyorum; ama yaşıyorum, mutluyum.

Araba aldık, Zurnamız da kapının önünde duruyor hala, satış için ilan vermemiz lazım, içim elvermiyor. Sevgilim bazen şaka yapmak için "seni sordu, niye artık beni kullanmıyor, işe artık o gri arabayla mı gidiyor diye sordu" dediği zaman ağlamaya başlıyorum elimde değil. Ayrılmak zorunda olduğum ilk varlığım sanırım, küçücükken, annemin ilk arabasını atışının ardından yaptığım resimleri saymazsak :)

Gün içerisinde yazmak istediğim çok şey oluyor; şimdiye kadar hep "kısa hikaye" tadında yazmaya çalıştığım blog yazılarımın formatını artık "anlık not" şeklinde devam ettirebileceğim sanırım. Şey pozlarına girmek istemiyorum "aman çok meşgulüm, dünyanın yükünü omzumda taşıyorum, ölüyorum, bitiyorum" vs vs, sadece çok rahat bir süreçten hızlı bir sürece geçmenin zorluklarını yaşıyorum hala. Zaman yönetimini, planlamayı, programlamayı yeniden öğreniyorum. Kendimi çok noktada geliştirmem gerekiyor bu yüzden fazlasıyla çaba harcıyorum. Kendim için bu adaptasyonu en kısa sürede tamamlamayı diliyorum.

Yarın saçımı kestirmeyi planlıyorum, kahkül kestirip kestirmeme konusunda gidip geliyorum hala, son kararı kuaför verecek sanırım :)

Kar kış hafta içi işe gidip gelişimizi zorlaştırsa da keyifli geçiyor. Hafta sonları şöminede kestane kebap yapıyoruz. İşte böyle

Arayı çok açmadan yeniden görüşmek üzere, sevgiyle kalın...

30 Aralık 2011 Cuma

Welcome :)

Yeni yıl arifesinde sevgili lillarelli ve Kalemsiz Yazılar gelmiş.

Hoşgelmişler...

25 Aralık 2011 Pazar

Yeni Bir Aşk - Yeni Bir İş

24 Kasım - 24 Aralık! Tam bir ay olmuş yazmayalı. Öncelikle takipçilerime benden umutlarını kesmedikleri için teşekkür ediyorum :)

1 ayda çok hızlı bir geçiş yaptım. Yansıttığım kadarıyla eski iş yerimde çok yıprandığımı anlamışsınızdır. Ayrılmak istediğimi söyledim, 6 hafta ihbar sürem vardı, 2.haftamda iş teklifi geldi. Benim de değerlendirmek istediğim bir teklifti, kabul ettim. Alel acele bir çıkış yaptım. İyi de oldu bence. Sevdiğim kişilerle duygusal bir ayrılık yaşadım, diğerleriyle de vedalaştım işte. İçimden çok konuşmalar hazırlamıştım, çok şey planlamıştım; ama o son an geldiğinde yapmak istemedim. Onların gözlerindeki duyguyu gördüm çünkü, beni mutlu etmeye yetti o.

Sonra yeni işime başladım. Bir şirketin CEO'sunun teknik asistanlığını yapıyorum. Teknik Asistan ne demek derseniz, son 1 ay içinde yaptıklarımı anlatabilirim. İşe başladığımın ertesi günü şirketin Organizasyon Şemasını düzenledim, ardından görev tanımlarını yazmak geldi, sonra şirket için periyodik toplantı takvimini oluşturduk, 1 haftadır uyguluyoruz. Toplantılarda not tutup, tutanak yazıyorum. Şirket faaliyetleri ile ilgili toplantıların çoğuna girip not alıyorum. Düşünme, karar alma tarzını öğreniyorum, şirket hukukunu, kanunları öğreniyorum. Bilançoyu, muhasebeyi, finansı öğreniyorum. Gerçi sorsanız bunları okulda öğrendik; ama 6 sene geçti üzerinden, pek bir şey kalmadı. Şimdi uygulamalı MBA yapıyor gibiyim. Sürekli birşeylerle uğraşıyorum, özel maillerime bile bir sabah bir de akşam çıkarken bakabiliyorum, bloga girmem söz konusu bile değil! Yaptığım işi seviyorum, insanlar deseniz eskiden işim herkesle iç içe idi, şimdi kendi halimdeyim. Bu yüzden ancak öğle aralarında görüşebiliyorum. Halimden memnunum. Her zaman olduğu gibi pek içli dışlı olmamayı tercih ediyorum; zaten iyice paranoyaya bağlayıp "şunu desem gider buna söyler mi", "bunu ileride aleyhime kullanır mı" modundayım. Zaman bana yanıldığımı, bunların sadece kuruntu olduğunu göstersin, lütfen...

İlk zamanlar eski iş yerimi gerçekten özledim. Hele ay sonunda çıkış işlemlerim için uğradığımda bir kaç gündür otelde kalıyormuşum da evime gelmişim gibi "oh be" dedim. Ayrılmak istediğimi söylediğimde bana dediler ki "bizim sana hiçbir kırgınlığımız yok, bundan emin ol." tabi ben soramadım "peki benim size karşı kırgınlıklarım ne olacak?" diye. Ay sonunda gittiğimde orayı %70 güzel şeylerle hatırlayacağımı anladım, sevindim. kimse hayatının hiçbir dönemini kötü hatırlamak istemez ki..

Eveeet, yılbaşı yaklaşıyor, hatta geldi bile. Bu sene için kendime başarı diliyorum, verilen tüm görevlerin üstesinden gelebilmeyi diliyorum, çok şey öğrenmeyi diliyorum, bir de herkesin dilekleri, özellikle de değişiklik isteyenlerinki kabul olsun istiyorum. İnsanın bazen buna gerçekten ihtiyacı oluyor ve en küçük değişiklik çok şeyi etkileyebiliyor.

Sizleri de seviyorum, burada olduğunuz için teşekkür ediyorum.
Yılbaşına kadar tekrar yazamayabilirim, hepinize şimdiden iyi seneler... Ve bence en güzel yeni yıl şarkısı:
Sertab Erener - Yeni