4 Şubat 2011 Cuma

Haftasonu

Saat 5'e geliyor, yani 1 saatim kaldı işyerinde, çok mutluyum.

Bu haftayı çok zor geçirdim, bir sinir dadandı bana, herşeye kızıyorum, asabi yaklaşıyorum. Aslında kızdığım şeylerde haksız değilim; ama istersem de boşverebilirim, "amaaan, bu da böyle olsun" diyebilirim. Demek istemiyorum, karşıdaki yaptığı şeyin yanlış olduğunu bilsin istiyorum. En kibar haliyle "Cadı" olmak uğruna yine de yine de yapıyorum.

Haftasonu bir gelsin, bir kere cumartesi çok uyuyacağım. Sonra güzel bir kahvaltı yapacağım. Pazar günü misafirlerime yapmak için değişik bir omlet tarifi buldum, onu deneyeceğim. Sonra da canım ne isterse... Gazete okurum, etamin yaparım, şömine yakarız yine, oohh... Yeter ki dinleneyim...

Hihihi

3 Şubat 2011 Perşembe

İyi ki Doğdun Anneciğimm

Bugün annemin doğum günü. 60 yaşını doldurdu sevgili, güzel anneciğim.

Onun doğumgününde hep Cafe Anki zamanlarında yaptığımız kutlamalar gelir aklıma. Nasıl bir tesadüfse, her sene 3 Şubat'ta annem nöbetçi olurdu. Nöbetçi demek cafeye öğlen gidip akşam kapanışa kadar kalmak demek, saat 9:00-9:30'a kadar falan yani. Biz de okuldan yorgun argın gelip yemeklerimizi yedikten sonra fırsat bu fırsat deyip pasta yapmaya, evi süslemeye girişirdik.

Bir sene anneme doğumgünü şakası yapmak için damla sakızlı kek yapmıştık. Damla sakızı dediysem bildiğiniz Falım sakızının küçük parçalara doğranmış hali. Düşünüyoruz ki o sakızlar fırında pişince Pizza Hut'ın peyniri gibi uzayacak, annem de yiyemeyecek. Tabi kek fırından bir çıktı, sakızlar olduğu gibi duruyor, hatta taş kesilmiş, katır kutur. Akşam birer dilim yedi herkes; ama kekin devamı kaldı. Okul sabahları bize kahvaltıya ne hazırlayacağını bilemeyen anneciğimiz çok sevinmişti bu duruma; "yarın sabah kahvaltıda bu kekten yersiniz" demişti. Ve biz o felaket keki ertesi sabah, daha ertesi sabah, daha ertesi sabah yemiştik...

Bir kere de, evimiz tadilattayken ve biz aynı site içerisinde kirada oturuyorken, annemler gelene kadar pizza söylemiştik eve ve tadilatta olan evimize gitmiştik. Sofrayı falan hazırlamıştık. Annemle de telefonda konuşuyoruz, "biz evdeyiz sizi bekliyoruz" diye. Tabi annemler kiracı olduğumuz eve gittiler, kimse yok. Annem arıyor, "kızım biz geldik evde kimse yok" diye, "olur mu anne, biz evdeyiz" diyoruz. Neden sonra akıllarına geldi asıl evimiz de yemeklerimizi yiyebildik.

Birkaç senedir kutlamaları evde pizza şarap partisi şeklinde yapıyoruz. Bu sene de, bu akşam geleneksel kutlamamızı yapacağız, pazar günü ise herkesleri bizim evde kahvaltıya davet ettik. Güzel güzel mamalar hazırlayacağım onlara.

İyi ki doğdun anneciğimm, seni çok seviyoruuummmmm...

1 Şubat 2011 Salı

Bembeyaz Manzara, Şömine Çıtırtısı ve Etamin

Bu haftasonu dinlendirici olmaktan çok uzaktı. Cuma gününün dondurucu soğuğundan sonra sabah bir kalktık ki her yer bembeyaz ve kar doludizgin yağmaya devam ediyor. İnsan o manzarayı görünce sıcak yatağına geri dönmek istiyor; ama ben çalışıyordum maalesef.

Saat 2'de çıktım işyerimden, 2:30 gibi evdeydim. Geçen hafta Sevgilim oturma odasında eşyalarını toplama sözü vermişti bana, birşeyler atıştırdıktan sonra işe koyulduk. Ben oturma odasını toparlarken, o da çatıdaki eşyalarını düzenledi. Kitaplarını, CDlerini yerleştirdi raflara, o bile çatının derli toplu görünmesine yetti. Saat altıydı işlerimizi bitirip derin bir oh çektiğimizde. Hiç oturmadan bembeyaz sitemizde yürüyüşe çıkalım, karın keyfini çıkaralım istedik ve annemlere kadar yürüdük. "Hadi bir çay molası verelim" dedik, girdik içeriye. E tabi giriş o giriş. Biz şömine karşısında yayıldık, mayıştık kaldık. Bir de üstüne yemek yedik, harika oldu. Enerjimizi topladık evimize döndük.

Pazar günü çok geç kalkmak, iyice dinlenmek istiyordum; fakat benim çılgın beynim 10:30'da uyandı. Kalktım, kahvaltı ettim, malum Sevgilim ne hafta içi ne hafta sonu kahvaltı etmiyor, hava hala soğuk olduğu için şömineyi yaktım, perdelerimi de açtım, yağan karı izlemeye başladım. Pazar sabahları TV8'de yayınlanan Yaşamdan Dakikalar programını izlemeyi çok seviyorum; ama çoğu zaman yakalayamıyorum. Bu hafta tesadüf oturdum izledim rahat rahat. Derken Sevgilim kalktı, beraber oturduk bir süre, sonra o müzik dinlemeye çatıya çıktı, bana da rahat battı. Salonda koltukların yerleşimi için farklı bir tasarım vardı aklımda ne zamandır. Sevgilimin rahatını bozmayayım dedim, ufak ufak ittirip kaktırmaya başladım. Kendine içecek birşeyler almaya inen Sevgilim evin halini görünce küçük bir şok geçirdi, sonra yardım elini uzattı bana. Zaten üç parçacık koltuğumuz var, hemen yerleştirdik. Benim tek önemsediğim koltukların şömineyi kapatmaması ve nereye oturursak oturalım şömineyi görebilmemizdi.


Ölçüler tutup da istediğim yerleşimi sağlayınca keyfim yerine geldi, etamin düzeneğimi kurdum, kahvemi çikolatamı aldım, sağımda bembeyaz kar manzarası, solumda şömine çıtırtıları, usul usul etaminimi yaptım :)

Sevgiler...

28 Ocak 2011 Cuma

Kimlik

Hep mi vardı şimdilerde mi daha fazlalaştı bu kimlik bunalımı bilmiyorum. Kişisel bağlamda da, toplum bağlamında da geçerli söylediğim. Kime sorsan "Türkiye şöyle, Amerika böyle, biz niye öyle değiliz vs vs" gidiyor. Sonra söz Amerika'ya gelince, "efendim onlar da çok şımarık, yok kendini beğenmiş bilmem ne". Eee o zaman, biri kötü, biri iyi, bir tek sen misin yani mükemmel??? Sen hangisine aitsin ya da?

İşte yattığı yeri beğenmeyen, uzanamadığı ciğere de pis diyen insanlar, böyle ortada kalıyorlar bana sorarsanız. Ve bu çatışma insanların kişiliğine de yansıyor. Buraya göre fazla modern, hatta rüküş, Amerika'ya göre ise özenti insanlar çıkıyor ortaya. Tabiki hepimiz ithal ürünler, markalar alıyoruz, kullanıyoruz, günümüzde aksi mümkün değil zaten ama Amerika'yı da sen keşfetmedin ki kardeşim. Ne o öyle "her şeyi ben bilirim", "ben sadece Amerika'dan giyinirim", "buranın insanı şöyle, bilmemnesi böyle", "yurtdışında şunu şöyle yaparlar, burada ise böyle", "orası cennet gibi vallahi" tavırları?? Karşılarına geçip; "Çok beğeniyorsan git orada yaşa, seni tutan mı var??" diye bağırmak istiyorum. Tüm bu "ben yaşadım, ben gördüm" tavırları bana çok ucuz geliyor, devir internet devri sonuçta.

Bir de "herşeyi ben bilirim"ciler var ki, sizi asla ve asla dikkate almazlar. Düzenmiş, planmış, kuralmış, hiçbirşey önemli değildir. Birşey kendisine ters geldiyse o mutlaka yanlıştır ve değiştirilmesi gerekir. Sizin de onu itiraz etmeden yapmanız tabiki...

İşte böyle, bugün içimi döktüm size. Artık insanlara karşı nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum. Sürekli birşeyler isteyen bir insan değilimdir; ama belirli konularda insanlarla ortak çalışacaksak benim saygı gösterdiğim kadar karşı tarafın da saygı göstermesini isterim. Bunu göremediğim zaman çıngar çıkarmam, şikayet etmem, bas bas bağırmam mı gerekir, onu da bilmiyorum. Gereken oysa onu da yapabileceğimi pek sanmıyorum; ama bu karşıdakine "nasıl olsa sesi soluğu çıkmıyor, aynen böyle devam, çaktırma" deme hakkını verir mi? Bence vermez, vermemesi lazım -dı bir zamanlar.

Sanırım artık ben de geri kafalıyım... Bu yazının rengi de siyah kalsın...

27 Ocak 2011 Perşembe

Bugün Yine

Ben bugün yine dünyayı kurtardım.

Tabi siz bilmiyorsunuz, dünyamız çok büyük tehlike altında; canavarlar, kehanetler, felaketler, savaşlar... İşte ben hergün bunlarla uğraşıyorum, dünyamızı sizin için yaşanılabilir bir hale getiriyorum. Bugün de çok çalıştım, çok işler yaptım. Yarın sabah yepyeni bir dünyaya gözlerinizi açmanızı sağladım.

Ya da, oturdum sadece...

21 Ocak 2011 Cuma

Uyku Uyuyunca Güzel

Dün akşam mesaimin bitmesine yakın iyice kötüleşmiştim. Midemin ağrısından duramamam ayrı, bir de üstüne vücudum nasıl şişti anlatamam. Üşümeye de başladım mı? Eyvah dedim, kaptım şifayı. Üstelik evde yemek de yok!!

İş dönüşü annemi aradım, ne zamandır ben sana yemek yapayim deyip duruyor, kendisinden yardım istemediğim için, yoruluyorum diye üzülüyordu. Fırsat bu fırsat dedim ve annemden bu akşamki yemeklerden birer kap istedim. Hasta olduğumu tabiki söylemedim :)

Yemeklerimizi aldık, eve gittik, Sevgilime ısıttım yemekleri, ben pek birşey yiyemedim zaten, çorba içtim sadece. Sonra kırgınlığımı alması için bir ilaç içtim, battaniyelere sarındım, çoraplarımı giydim, saat 8'de yattım, uyudum. Ben ayaklarımı da üşütmüşüm sanırım biraz, bu yüzden çoraplarımı ütü ile iyice ısıttım öyle yattım. Gecenin bir vakti afakanlar içinde çıkartıp attım tabi :))

10 saat uyumak ne güzel oluyormuş, rüyamda öğleden sonra 4'e kadar uyuduğumu, bu yüzden işe gitmediğimi bile gördüm, sonra gözlerimi aralayıp Sevgilimin de uyuduğunu görünce rahat ettim.

Artık tam anlamıyla dinlendim ve haftasonuna hazırım :))
Sevgiler...

20 Ocak 2011 Perşembe

Kıvrılıp Uyusam.. Mesela Şuraya

Işıkları da kapatıp, ooohh keyif - http://www.cherrymenlove.com/

Ondan Bundan

Bugün biraz hasta gibiyim, karnımda inanılmaz bir sancı, sancı olmadığı zaman mide bulantısı, sürekli uyku hali ve yorgunluk. Geçtiğimiz haftalarda o kadar çok izin kullandım ki bu hafta tam gün işe gelmek zor geldi :)) Şaka bir yana 2 gündür çok geç yatıyorum ve dinlenemiyorum bir türlü. Bu gece de erken yatamazsam yarın şu bilgisayarın üzerinde kıvrılır uyurum...

Havaların yan etkisi mi bilmiyorum, yine herşey bir iyi bir kötü. İş olsun, keyfim olsun herşey değişken. Geçen haftasonu gazeteye benim bulunduğum pozisyon için ilan verildiğini öğrendim. Bu pozisyonda 2 kişi çalışıyor ofiste, birisi ben işte. İlan da öyle bir verilmiş ki, adres yok, telefon yok, standart formatımız dışı, yalnızca kurumsal olmayan bir e-mail. Bu durumda birkaç ihtimal var tabi; ya ben gidiciyim, ya arkadaş gidici ya da birimizin pozisyonu değişecek. Arkadaşlarımın genel kanısı ilanın beni olumsuz etkilemeyeceği yönünde; ama belli mi olur?

Olur da kabak başıma patlarsa, evimde oturur bol bol etamin yaparım diye hayal kuruyorum. Etamini o kadar sevmeme rağmen şu ana kadar yalnızca 2 proje bitirdim; biri Sevgilimin askerlik resmi, ikincisi karakızın düğün hediyesi... Kendim, evim adına birşey bitirebilmiş değilim yani. Bir duvar saati yapmaya başlamıştım, aslında o bitti sayılır. Etrafındaki bordürlerin bir kenarı kaldı sadece. Ama orayı yaparken de öyle bir hata yapmışım ki sökemiyorum, değiştiremiyorum, ortada kalakaldım. Marty Bell'in bir resmine başlamıştım, o da kör topal gidiyor, şimdi ise yeni bir projeye heveslendim. Sürekli yeni kumaş ve iplik alıp yarım bırakıyorum.

Etamin konusundaki açgözlülüğüm ne olacak bilmiyorum, internette sürekli yeni modeller araştırıyorum, klasörlüyorum onları, düzenliyorum, ama yapmaya vakit bulamıyorum. Akşamları eve gidince yeme içme, mutfak toplama sonrası saat 8 oluyor. Televizyona takılıyorum, ertesi akşamın yemeğini yapıyorum, saat 10 oluyor, 11 gibi de yatıyoruz işte. Bu program içerisinde etamin düzeneğini kur, yarım saat-1 saat yap sonra kaldır çok zoruma gidiyor. Hobi odamızı henüz düzenleyemediğimiz için ortalıkta da bırakamıyorum, evimiz derli toplu olsun istiyorum, günler öyle geçip gidiyor işte.

2011'de güzel etaminler bitireyim istiyorum; ama bir yandan da çalışayım istiyorum, yani evde oturmanın kimseye faydası yok değil mi?.. Gerçi şimdi evde olsam sıcak bir çay içerdim, yatar uyurdum, karnımın ağrısı da geçerdi ne güzel, puff :((

18 Ocak 2011 Salı

Stop-Motion Video

Çok eğlenceli bir stop-motion video gördüm Juve'nin sitesinde. Linki de şöyle SHE EXPLORES SHE COLORS . Dilerim sizin de hoşunuza gider.