31 Ağustos 2010 Salı

Ev Tadilatı - II

SONUNDAAAA!!!!!
Sonunda kabuslarım bitti, günlerim aydınlığa, gecelerim huzura kavuştu! Evet, koltuk takımımızı aldık sonunda ve 3,5 hafta gibi kısa bir süre içerisinde içine gömülmeyi planlıyoruz :)

Bu haftasonunun Zafer Bayramı ile birleşmesi bizim için büyük bir fırsat oldu. Cumartesi günü çalışıyordum. Saat 2'de ofisten çıktım, Sevgilimi evden aldım ve yönümüzü Siteler'e çevirdik. Siteler'in hemen girişinde büyük bir Doğtaş mağazası var. Biz aslında Doğtaş'ın İstanbul Yolu üzerindeki mağazasını gezmiştik ve felaket ötesi ürünler karşısında hayal kırıklığına uğramıştık. Buraya da girme niyetimiz yokken son anda fikir değiştirdik ve kapıdan girer girmez gördüğümüz modele vurulduk. Bkz. Resim :)))
Aldığımız takım bunun aynısı; fakat yerimiz az olduğu için tek berjer aldık. İleride sığdırabilecek gibi olursak veya evin duvarını öne çıkartırsak ikinciyi de alırız :) Koltuklar çok rahat (tam etamin yapmalık) içine bir gömülüyorsunuz ki, oooh öylece uyu... Sırt yastıkları çok şık, içinde mavi tonları olduğu için perdelerde de mavi kullanabiliriz. Duvarların rengi Filli Boya'nın Kum Beji rengi olacak. Halı da hepsini toparlayan birşey olabilir. Hatta şimdi aklımdan koyu lacivertler falan geçiyor.. Bakalım...

Evet, koltuk takımımızı ilk görüşte çok beğendik; ama hemen karar vermeyelim tüm Siteler'i dolaşalım istedik. Ne var ki birçok mağaza gezmemize rağmen değil beğenmek, üzerine oturup denediğimiz ikinci bir takım bile olmadı. Tabi Siteler'i sırf koltuk takımına bakarak dolaşmadık, aklımızın diğer köşelerinde yatak odası takımı, yemek masası da vardı. Geçen sene beğendiğimiz yatak odası takımının durup durmadığını görmek için Yataş'a gittik. 3 katlı Yataş mağazasının ikinci katında duruyordu geçen sene. Biz de bu yüzden mağazaya girer girmez 2. kata çıktık, takımımızı göremeyince de büyük hayal kırıklığı yaşadık. Belki başka birşey beğeniriz düşüncesiyle tüm katları gezdik; ama hiçbiri gönlümüzü çelmedi. Burnumuzu çeke çeke çıkışa yöneliyorduk ki, mağazanın diğer köşesinde gördüm yatak odamızı. Yatakbaşı, gardrobu, iki komidini ve aynalı şifonyeriyle hayallerimizdeki gibiydi. Hemen gittik, satıcıyla konuşmaya başladık, iyi bir pazarlık da yaptık ve ertesi gün ailelerle gelmek üzere sözleştik. Siteler'den çıkmadan önce Doğtaş'a da tekrar uğrayıp ertesi gün ailelerle geleceğimizi söyledik ve çok acıkan karınlarımızı doyurmak için Ankamall'a koştuk, neşe içinde :)

Pazar günü hızlı başladı. Bizim evin şu an için en acil tadilat konusu elektrik ve su tesisatı. Sonuçta onlar yapılmadan ne boya olur, ne fayans takılır, ne de tesisatın mevcut haliyle o evde yaşanır. Babama arama konusunda günlerdir baskı yapıyor olmamıza rağmen son dakikacılığımızla elektrikçiyi pazar günü gelmeye ikna edebildik. Pazar sabahı 11'de kalktım, 11:30'da elektrikçi bizim evdeydi, o derece :) Giyindik, hazırlandık 43 numaramıza gittik. Ustaya tek tek yapılacakları gösterdik, o da olurunu olmazını söyledi, anlaştık. "Ne zaman başlayabilirsiniz" diye sorduk, "Haftaya cuma" diyince annemin saçları diken diken oldu!.. Uzun süren gerginlikten sonra onu da kabul ettik ve az sonra gelecek olan su tesisatçısını beklemeye başladık. Bu arada Sevgilim ailesiyle geldi, onlarla konuştuk, yerleşim planı düşündük. Su tesisatçısı gelince ona da yapılacak işleri gösterdik; ama fiyatta anlaşılamadı bir türlü. Biz adamlara yine de başlayın dedk; fakat ertesi gün adamlar geciktiler. Babam da hemen arayıp hiç gelmeyin dedi, böylece su maceramız başlamadan bitti.

Gelecek gidecek kimse kalmayınca biz de iki aile konvoy halinde Siteler'e gittik, beğendiğimiz takımları göstermek için. Bizim beğendiklerimizi aileler de çok beğendi ve hem koltuk takımımızı hem de yatak odamızı aldık :) Hem kutlama hem de yorgunluk atmak için maaile yemeği bizde yedik, Tadım'dan pizza söyledik, çatal bıçak bile kullanmadan kutulara gömülüp yedik.

Pazartesi günü ise farklı bir programımız vardı, elbise konusuna el atacaktık. Sabah 8:30da kalktım (iş yok ya erkenden uyandım!) kahvaltı, yoga derken saat 11'de boyacı geldi. Yarım saat kadar onunla konuştuk, evi gösterdik. Sonra annemle Emek 8.Cadde'nin başındaki
Alışveriş Home mağazasından çeyizlikler almaya gittik. Burası 2 katlı çok şeker bir mağaza. Üst kat nevresim takımları, yorganlar, havlular, alt kat tencere, tabak, çanak, ne ararsan var. Biz de bir pike takımı, bir nevresim takımı, 6 kişilik çay takımı, birkaç aksesuar aldık. Sıra günün asıl programına, kıyafet denemelerine geldi. Dikmen'de Çağrı diye bir mağaza var, ben nişan elbisemi oradan almıştım. İlk olarak oraya gittik; ve anneme 2, evet 2 elbise aldık. O kadar komik rakamlar ki düğünde giymese bile evde bulunsun, başka bir yere giyer diye aldık. Oradan Karum'a gittik, mağaza mağaza dolaştık, kardeşime çok şık bir mini elbise aldık. Böylece bizim tarafın kıyafet derdi bitmiş oldu (en azından worst case'ler tamam)

Bu akşam da ablalar için kıyafet bakacağız, dilerim işimiz rast gider. Ondan sonraki en önemli adım davetiyeler. Yarın akşam da o bitecek umarım!!
Sevgiler...

Zülfü Livaneli'den

Bugün Zülfü Livaneli'nin eski yazılarını okurken bu fıkrayı gördüm tekrar ve paylaşmak istedim:
Üç arkadaş bir yaz günü gezmeye çıkmışlar.
Üç kişiden biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ermeni olan aynı zamanda papaz...

Hava da çok sıcak... Bir süre sonra hararet basıyor, susuyorlar. Etrafta su falan yok ama bağların olgun zamanı. “İki salkım üzüm yiyelim” diyerek bir bağa giriyorlar. Bağın sahibi orada uyuyor ama bizimkiler onu fark edemiyorlar. “Daha sonra sahibini bulur kaç paraysa veririz” diyerek üzüm yemeye başlıyorlar.

Bu sırada bağın sahibi uyanıyor. Bakıyor ki üç kişi üzümünü yiyor. Fena bozuluyor ama üç kişiyle başa çıkamayacağını düşünerek, kıyafetinden Ermeni papaz olduğu anlaşılana dönüyor:
“Bak bu adam Türk, yesin malımı. Benim kanımdandır. Helali hoş olsun. Bu da Kürt’tür ama din kardeşimdir. Sen niye yiyorsun benim üzümümü?” diye soruyor.

Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt’ün hoşuna gidiyor. Adam, papazı bir güzel dövüyor, kıpırdayacak hal bırakmayarak yere uzatıyor. Bağ sahibi biraz sonra Kürt’e dönüyor;

“Müslümansın da niye sahipsiz bağa giriyorsun. Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun, çünkü o Türk’tür. Kardeşimdir” diyerek bir güzel onu da dövüp yere uzatıyor.

Türk ucuz kurtulduğuna seviniyorken adam bu sefer ona dönüyor: “Tamam, anladık Türk’sün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi ulan?” diyerek Türk’e de vurmaya başlıyor.

Türk yumrukla yere yuvarlanınca Kürt’e dönüyor ve şöyle fısıldıyor:

Biz papazı dövdürmeyecektik.

27 Ağustos 2010 Cuma

Cross Stitch Archive

Bugün muhteşem bir etamin arşivi buldum. Siz de linkteki siteye üye olarak istediğiniz konuda, şekilde, büyüklükte etamin şemalarını bulabilirsiniz. Çinli bir bayan herkesin elindeki etamin şemasını paylaşabilmesi için kurmuş bu siteyi. Olay şu; siteye şema ekleyerek, eklenmiş şemalara yorum yazarak, konu açarak ve tabiki arkadaşlarınızı davet ederek altın para topluyorsunuz. Biriktirdiğiniz paralarla etamin şemaları satın alıyorsunuz. Bence eğlenceli bir ortam, deneyin kendiniz görünn...

Hi there! Today I discovered a fascinating cross stitch archive. Registering the
link, you can find various patterns in any subject you can imagine. A Chinese lady built this website to create a pattern sharing platform. All you have to do is collecting gold coins by adding patterns, making comments on other patterns, sending posts for discussion and inviting your friends of course :) With the gold coins you collected, you can download any pattern you want. This website is fun to visit, see it yourself :)

26 Ağustos 2010 Perşembe

Çılgın İstanbul Geceleri

İstanbul'da haftasonu maceralarımıza devam ediyoruz...

Cumartesi akşamı saat sekiz civarında kuzenim ve eşiyle buluştuk, rakı balık yapmak üzere fasıllı bir mekan aramaya başladık. Sevgilimin daha önceki istanbul gezilerinden birinde gittiği ve çok eğlendiği, Çiçek Pasajı içindeki, Nevizade Sokağı'na girdik. Lokantanın ismini tam hatırlayamayacağım ama "Kazım Usta'nın Yeri" gibi bir ismi vardı. Masamıza kurulduk, bu arada yolda birkaç ortak arkadaşımız daha katıldı gruba, mezelerimizi seçtik, rakımızı açtık. Mobil fasıl grubu yan lokantada çalmaya başlamıştı, onlar çaldıkça biz söyledik, oynadık, çok eğlendik. Tabi bizim bu kadar eğlendiğimizi gören fasılcı arkadaşlar yarım saat sonra
bizim başımızda bittiler. Ve işte şekil 1-A'da beni kulağımda zurna ile görüyorsunuz... Bol bol güldük, eğlendik, şarkılar söyledik. Sonradan katılan arkadaşlar uzun kalmadılar. Saat 11'e doğru da sallana sallana biz kalktık masadan. İşin kötü tarafı balkonda oturmuştuk ve şimdi inmemiz gereken daracık bir döner merdiven vardı. Kazasız belasız lokantadan çıktıktan sonra yine Sevgilimin çok methettiği Alman Birahanesi'ne gittik. Günün özel biraları arasında Caramel diye birşey vardı, onu istedim. Ancak o kadar rakının üstüne bira pek iyi gitmedi ve ben biramı Sevgilime devrettim. Nevizade'den çıktığımızda yamuk yumuk yürüsem de bilincim yerindeydi; fakat bira durumu biraz kötüleştirdi. Alman Birahanesi'nden çıkınca gittiğimiz diskoda Sevgilim benim için garsona Türk Kahvesi sorunca aralarında hoş bir diyalog geçti. Diskoda da 2-3 şarkıda dans edip midemizdekileri iyice çırptıktan sonra baylardan gelen yoğun istek üzerine biraz ilerideki rock bar'a gittik. Yine nasıl dar bir merdiven ve tabiki kapkaranlık bir mekan. Sahne şeklinde düzenlenen minik platformda irice ve hayli kabarık saçlı bir solist, yanında tıfıl kalan gitaristler.. Karşılarında ise onları opera izler gibi dinleyen seyirciler. Sevgilim ve kankası kendilerini tutamayıp sahnenin önünde dans etmeye ve şarkı söylemeye başladılar. Ben de onların fotoğraflarını çekmek için sahnenin diğer köşesine yaklaşıyordum ki, kafasını geri atan bir rockçı'nın uzun ve kıvırcık saçları yüzümü kapattı. Tabi ben hemen rotamı değiştirip, başka bir köşe buldum kendime. Bu mekanda en fazla 15-20 dakika kaldıktan sonra kendimizi İstiklal'e attık.

Sanmayın ki İstiklal'de uslu uslu yürüdük. Biraz ilerimizde çingenelerin dans ettiğini görüp karşılıklı göbek attık. Az daha ileride horon tepen bir gruba katılıp son kalan kurtlarımızı da döktük. Ve işte gecenin beklenen anı. Bu yorucu gecenin ardından biraz dinlenmek, şööyle huzur içinde oturmak için şu an nerede olduğunu hiç ama hiç bilmediğim bir Gay Bar'a gittik. Aslında bardan çok kafe idi, çünkü müzik bile yoktu. Herkes gayet sakin ve sükunet içerisinde oturuyordu. Biz de aynı sükunetle birazlarımızı içtik; fakat bu sakinlikten sıkılınca Taksim'e doğru yola düştük. Meydanda benim dışımda herkes birşeyler yedi; ama ayakkabısına ayran dökülen ben oldum :) Ve sonunda bu çılgın geceyi eve giderek sonlandırdık.

Şimdi gelelim bu gecenin önemli bir konuğuna. Bütün gece bizimle birlikte dolaşan, varlığını hiç hissettirmeyen; ancak birkaç yerde espri konusu olan bu önemli konuk; benim Ortaköy'den aldığım yastık kılıflarıııı... Heheheh, evimizin eşyalarıyla anılarımız oluşmaya başladı bile..

Sevgiler...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Haftasonu Dediğin

Haftasonu dediğin böyle olmalı.

Cumartesi sabahı saat 7:30 da otobüse binmeli, İstanbul'a doğru yol almalı. Sabah serinliğinde yola çıkmak bir güzel oluyor ki sormayın... Sevgilisi yanında olmalı insanın ama otobüslerde televizyon olmamalı.. İster istemez herkesin gözü televizyona takılıyor ve ne yolun farkına varıyorsun ne sevgiliyle yapılan yolculuğun tadına..

21 Ağustos Cumartesi sabahı serin ve sakin bir yolculuğun ardından minik yeğenimiz Rüya Ada'nın 1. yaş günü partisine katılmak için tam vaktinde İstanbul Ataşehir'e inmiştik. Parti kuzenimin evine çok yakın olan bir kafede, Ceviz Ağacı'nda yapılacaktı. Ben İstanbul'u doğru düzgün bilmem, zaten geliş gidişlerim hep günübirlik olmuştur. İlk kez bu ziyaretimizde 1 gece kaldım. O da bambaşka bir gece oldu!!

Otobüsten indiğimizde kuzenimin eşi (Sevgilimin kankası) karşıladı bizi, beraber evlerine gittik, bebişimiz yeni kalkmıştı uykudan, mahmur gözleriyle karşısında bizi görünce çok şaşırdı, ama tanıdı da. Minik dişlerini göstere göstere gülümsemeye başladı. Karşınızda küçücük bir insan var yaa, yeni bir insan ve sizi tanıyor! Bu çok değişik bir his.. Annem, babam ve kardeşim Ada Hanım'a öğle yemeğinde eşlik etmek üzere yengem ve dayımla beraber kuzenlerimde kalırken biz de (ben, Sevgilim, kuzenim ve eşi) Ceviz Ağacı'na ortamı süslemeye gittik. Partinin başlama saati olan 14:00'te herşey hazırdı ve doğumgünü kızı da cici elbisesiyle kafeye gelmişti. :D

3 saat boyunca kutlamalar yaptık, fotoğraflar çektik, pastalarımızı yedik, hediyelerimizi açtık. Saat 5'te partinin bitmesiyle annemlerin İstanbul'dan ayrılma vakti de gelmiş oldu; çünkü dönüş biletlerini aynı gün 19:30'daki otobüse almışlardı.

Ada Hanım'ın uyku saati geldiğinden herkes eve giderken, Sevgilimle ben İstanbul'da gezintiye çıktık. Önce motorla karşıya geçip, benim çok sevdiğim Ortaköy'e gittik. Hemen girişte küçük bir dükkan gördük, Osmanlı motifli eşyalar satan sevimli bir yer. Epey bakındıktan sonra iki tane yuvarlak yastık kılıfı aldım. Yeşil kaftan kumaşı üzerine altın sarısı çiçek işlemeleri var. Bence şık oldu :) Kısa bir Ortaköy turu attıktan sonra akşam yemeği için kuzenlerimle buluşacağımız Taksim'e gittik. Saat henüz erken olduğundan İstiklal'de aşağı doğru yürüdük. Sevgilim bana köz mısır aldı ve yürüyüşümüzün sonunda beni götüreceğine söz verdiği Ara Cafe'ye gittik. Sevgilim bir Ara Güler hayranı olduğundan, ben de doğumgününde ona Ara Güler's İstanbul kitabını almıştım. Aslında bu gezimizde kitabı imzalatmak istiyorduk; fakat haftasonları Cafesine gitmediğini öğrendik. Gerçekten de gittiğimizde orada değildi. Biz de birer kahve içtik, sohbet ettik, vaktin geçmesini bekledik.

Bu yazı yeterince uzun olduğu için akşam maceralarımızı yarına saklıyorum. Son olarak

İstanbul Hatırası :)

13 Ağustos 2010 Cuma

Mutlu Yıllaar Aaşkıımmm!!!

Bugün Biricik, Minicik, Bi'tanecik, Canım Sevgilimin DOĞUMGÜNÜÜÜ!!...

En güzel doğumgünü pastası ona gelsin.

Aşkım seni çok seviyorum, iyi ki benimsin!! İYİ Kİ BİZİZ!..

Düğün Hazırlıkları - VI ~ Davetiyeler

Bugün itibariyle düğünümüze 50 gün kaldı. E haliyle sıra davetiyelerin basımına ve dağıtımına geldi. Bu sürecin en sancılılarından biri oalcağı aklıma gelmezdi. Tamam Ankara'da davetiye deyince bir Koza var başka da yok; fakat ben Koza'da gençlere yönelik seçenekler olduğunu düşünüyordum. Aslında Koza ile görüşmedik; ancak zevkine çok güvendiğim bir arkadaşım işe yarar bir şey olmadığını söyleyince programımızdan çıkardık ve online çözümlere yöneldik.

Şimdi şöyle bir uygulama var: İnternet sitelerinde kendi davetiyeni tasarlayabiliyorsun, çıktısını alabiliyorsun veya matbaanın kullanabileceği kalitede pdf'ini gönderiyorlar ve sen bir matbaaya gidip bastırıyorsun sadece.

Bu aralar internet üzerindeki çeşitli sitelerden, bloglardan davetiye sitelerini araştırıyorum ve içlerinde kayboluyorum açıkçası. İşte o sitelerden birkaçı :
Wedding Paper Divas
Once Wed - Wedding Ideas
Style Me Pretty
Minna Designs
Betsy White
Wiley Valentine

Bu arada, düğün hazırlıkları aşama aşama ilerledikçe, binbir blogda yapmak istediğim yüzlerce şey gördükçe, kendi düğün mekanımı açma isteğim daha da depreşiyor. Bunu yapmayı ve 10. 20. belki 30. evlilik yıldönümümüzü burada bir partiyle kutlamayı çok yürekten istiyorum...

Seçeceğimiz davetiyenin ise bir konusu olmasını istiyorum, biz bugüne gerçekten çok zor geldik, çok sınavlardan geçtik, dağları taşları deldik ve tabiki çok bekledik. Davetiyede bu hissi yansıtmak istiyorum, yani bu düğün sadece birbirini seven iki kişinin bir araya gelmesi değil, bizim arkamızda bir hikaye var, destansı bir hikaye var.. Konuyla ilgili fikirlere açığıııımmm!!!!

12 Ağustos 2010 Perşembe

Hayat Dersi

Çıplakken ütü yapmamak lazımmış...

Bu sabah kalktım, elimi yüzümü yıkadım, her tarafım tutulduğundan rahatlamak için duşa bile girdim. Sonra giyeceklerimi ütülemek için ütü masasının başına geçtim. Ütüleyeceğim yeri elimle düzeltmek isterken de ütünün kenarını karnıma yapıştırdım..

Şu anda karnımda, göbek deliğimin 5 parmak altında, ameliyat izi gibi duran bir ütü yanığım var...

çok lazımdı!

10 Ağustos 2010 Salı

Ev Tadilatı - I

Günaydınlaaaarrr..

Evlilik ve düğün hazırlıkları tam gaz sürerken ben bile blog üzerinde hızımıza yetişemiyorum. Eveet, duvarlarımızın yıkılması devam ederken biz de evin içini doldurmaya başladık.

Geçtiğimiz hafta sonu iş çıkışında annemlerle Ulus, Rüzgarlı Sokak'ta buluştuk. Banyomuz için seramik bakmaya başladık. 2 saatlik dolaşmanın sonunda Vitra'dan, sağda görmüş olduğunuz petrol mavisi/antrazit renkli ve yaprak motifli 25x40 seramikleri almış bulunmaktayız. Gerçeği resimde görünenden daha güzel ve etkileyici, onu kesinlikle söyleyebilirim. Ben banyomuz mavi tonlarında olsun istiyordum zaten, çok uygun oldu. Şimdi renk renk havlular ve benim banyomuz için yapacağım etaminler de gelince çok hoş bir fon oluşturacağına eminim.

Fayanslarla birlikte küvetimizi ve klozetimizi de aldık. Of yaa, bunların her birini seçmek ne kadar zormuş gerçekten de... Önümüzdeki hafta içinde karolarımızı yapıştırmaya başlayacaklar. Vaktimiz dar olduğundan eski karoları kırdırmadan yenilerini üzerlerine yapıştırtacağız. Bakalım nasıl olacak, heyecanlıyım!!

Şu an ev ile ilgili en büyük derdimiz salon için koltuk alımı. Salonumuzu şu şekilde gözünüzün önüne getirebilirsiniz, dikdörtgen bir oda (kısa kenarlar sağda ve solda) Sağ kenar dışarıya bakıyor, dolayısıyla cam var, sol kenar ise mutfakla ortak duvarı paylaşıyor. Sol kenar ile üst uzun kenarın köşesinde şömine var; kapıdan giriş ise sağ kısa kenar ile alt uzun kenarın köşesinde. Tabi bir de üst kat için merdiven payı var, yani alt uzun kenara merdiven dayanıyor. Yerleştirme sorunu şurdan kaynaklanıyor; ben televizyonu üst uzun duvara koymak (asmak) istiyorum, aynı zamanda da L koltuk yani köşe takımı koymak istiyoruz. L koltuğun uzun tarafı üst duvara yaslanınca televizyon için yer kalmıyor doğal olarak. Sol kısa duvara da asmak istemiyorum, çünkü şöminenin yanında abes kalacak. Böyle bir karmaşa içerisinde dönüp duruyoruz işte.. Bakalım nasıl çıkacağız işin içinden :D

Bu arada Bostan's'ta çok güzel bir U koltuk gördük, ölçüleri ta bizim eve göre ve oturması, kullanımı gayet rahat. Bir de Yataş'ta çok güzel bir L koltuk gördük, rengi, modeli herşeyi çok güzeldi... Ooooff oof karar vermek zor...

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Düğün Hazırlıkları - V

Bu hafta ayağımızın tozuyla çok büyük işler başardık.

Evlilik hazırlıkları yolunda attığımız en büyük adım evimizin anahtarını almak oldu. Evet artık evimiz bizimm, bizim evimizzzz!!!! Anahtarı alır almaz da tadilat işine giriştik, dün itibariyle mutfak söküldü ve bir duvarımız yıkılmaya başlandı. Bugün ise banyo ve mutfak seramiklerimizi seçmeye gideceğiz. Önümüzdeki hafta onlar da takılmaya başlar herhalde..

Bu hafta ayrıca Çankaya Belediyesi'ne başvurumuzu yaptık; ama bunu öyle kısaca geçemem, tüm detaylarıyla anlatmam lazım :) Perşembe günü öğleden sonra ikimiz de izin aldık işyerlerimizden, başvuru evraklarımızı toplamıştık; fakat muhtar onayları kalmıştı. Önce Ayrancı'ya gittik, Sevgilimin mührünü bastırdık, ordan Çiğdem'e gittik benim mührümü bastırdık. Her muhtar da kırk bin akıl verdi bize, biri der adresleri aynı yazsaymışız iki kere gitmemize gerek kalmazmış, birisi bi sistem kurmuş bilgisayarda, "bunu niye elle doldurdunuz ki, ilk bana gelseydiniz bilgisayar çıktısı verirdim" der, ay neyse ne yani, olmuş bitmiş değil mi, bas mührünü gönder.. Bu mühürler ücretliymiş, onu da öğrendik. Sonuçta zor oldu ama iki mührü de bastırdık ve belediyenin yolunu tuttuk el ele..

Çankaya Belediyesi'nde vezneye verdik evraklarımızı, bilgisayara işledi, bir şeyler yaptı ve bizi üst kata gönderdi. Üst katta Nikah Memurlarının odasına girdik, "2 Ekim saat 20:00 veya 20:30 istiyoruz" dedik. Bir adam bilgisayardan kontrol etti tarihi, yanındaki memura sordu "sen alabilir misin" diye, "9da alırım ancak" dedi, biz "9 çok geç" dedik, "O zaman sağda müdürümüzün odası var, onunla bir konuşun, çünkü program çok sıkışık" dedi memur bey. Omuzlarımız çökmüş bir vaziyette müdürün odasına doğru yol aldık.

Müdüre Hanım telefonla konuşuyordu, biz de kapıda bekleşiyoruz. Benim aklımdan geçen; kadın yer yok diyecek, ya da "kalem yazmıyo" gibi "taleplere" başvuracak. Melih'e söyledim böyle düşündüğümü, o da "bak şimdi en garanti satış tekniğini uygulayacağım" dedi. "İyi" dedim "günahı sevabı boynuna" ve biz girdik içeri.

Sevgilim kapıdan girer girmez, "A.... Hanım merhaba, nasılsınız?" dedi çok sevecen ve heyecanlı bir ses tonuyla. Elini uzatırken "Melih ben daha önce görüşmüştük" dedi. A... Hanım bi şaşırdı, ama bozuntuya da vermemek için "aa merhaba iyiyim sağolun siz nasılsınız" diyerek kıvama geldi. Sevgilim de konuya girdi;
- Biz başvuru için evraklarımızı getirdik, günümüzü almak istiyoruz
- Tarihi konuşmuştuk değil mi sizinle?
- Tabi tabi, 2 Ekim'di
- 2 Ekim doğru, bakıyorum hemen... Hangi saati istersiniz?
- 20:00 veya 20:30 olabilir, salonu o saatlere uygun ayarladık.
- 20:00 olsun o zaman, 20:30 geç, bol bol eğlenirsiniz. (başvuru formuna 2 Ekim 20:00 olarak not etti) Hayırlı olsun şimdiden, görüşmek üzere.
- Teşekkür ederiz, iyi günleeeeerrr....

Böylece benim için işin en stresli bölümü hallolmuş oldu ve yerimiz yurdumuz saatimiz kesinleşmiş oldu :D

Sevgiler...

6 Ağustos 2010 Cuma

2010 - 2011 Sezonu Açıldı

Eveet, yaz tatilinin sona ermesiyle 2010-2011 sezonunu açmış bulunmaktayız. 23 Temmuz Cuma gecesi işten çıkar çıkmaz kendimizi AŞTİ'ye attığımız ve 31 Temmuz Cumartesi gece yarısına kadar kendimizi denize, kumlara, yemeklere teslim ettiğimiz çok güzel bir tatil geçirdik. Biz Denetko'ya annem, ben, Özüş gittik; ama yengemler ve kuzenim de eşi ve 11 aylık kızıyla ordaydı. Zaten Denetko kalabalık güzel, yalnız yalnız hiç çekilmiyor.


Bir haftayı dolu dolu yaşadık diyebilirim, pazartesi günü "Geleneksel Pırtı Günü"müzdü zaten, sosyete pazarında gezdik dolaştık. Kendime 3 çift ayakkabı, Sevgilime Lacoste ve Burberry t-shirtler aldım hihihihi.. Evimiz için de misafir takımı olarak kullanılmak üzere tek kişilik Burberry nevresim takımı aldım. Hepsi de süper ucuzdu, zaten pırtı olayını bu kadar sevmemin tek nedeni ucuzluğu.

Bir sabah kalktığımızda evimizin önündeki yolları seller götürüyordu, minderler sırılsıklam, dergiler kitaplar hamur olmuş, minik Ada'cığın puseti bile su içindeydi. Evde oturacak yer kalmadığından İskele'ye kahvaltıya gittik. Çay ve gözleme (acılı patatesli kaşarlı), oooohhh muhteşemdi..


Bir başka gün bu sene mutlaka yapmak istediğim tekne turuna katıldık. Bir sürü koyda durduk, buzzz gibi sulara girdik, saatlerce yüzdük. Tabi ben, krem sürünmeme rağmen, oldukça yandım. Akşam eve döndüğümüzde acıdan oturamıyordum.

Tatilimizin başında kuzenim elini incitti, bana da Ada ile ilgilenmek için fırsat çıktı. Giydirdim, soydum, mamasını yedirdim, gezdirdim, banyo bile yaptırdım :D Çok güzel bir duygu çookk...

Sonracığıma, akşamları yemekleri ben yaptım, tamam 2 akşam ben yaptım, ama bir tanesi 1 haftaya bedeldi zaten.. Ben de inanamıyorum; ama hünkarbeğendi yaptım, hem de tavuklu, yanına da (kardeşim patlıcan yemediği için) makarna yaptım, tabi bir de salata. İkinci akşam daha kolaydı, kuzenimle birlikte tavuklu havuçlu noodle yaptık. Onda da 7 kişi için 2 paket makarna açtığımızdan ve makarna süzgecimiz 2 paket makarnayı almadığından çook ama çoook eğlendik..

Bol bol rakı içtim.. Hatta her akşam içtim, yola çıkacağımız akşam bile.. Güneşi batırırken bira içtim, gazinoda gündüz birası içtim, eh haliyle şimdi biraz göbeklendim :)

Vakit buldukça bisiklete bindim, etamin yaptım (tabiki onları da götürmüştüm yanımda!!), yine de etaminimi hala bitiremedim.. Şimdi hazırlıklara daha derin girişince hayatta vakit bulamam artık.

Tabiki her güzel şeyin bir sonu var, biz de Cumartesi akşamı gözyaşları içinde vedalaştık, sarıldık öpüştük ve çok güzel bir hafta bu şekilde sonlandı. Seneye Denetko'ya evli olarak kocamla birlikte gideceğim, çok heyecanlı yaaa.. Hep birlikte nice senelere, nice tatillere...