8 Temmuz 2010 Perşembe

Nedenn

Sevgili blog, neden ısrarla Enter'larımı hatta Shift + Enter'larımı algılamazsın, nedenn????

Bir Tarif ~ Mezgit Dilimli Corzetti

Evlilik hazırlığının bir aşaması da yemek konusunda pratik kazanmak değil mi? Ben de bu aralar epey merak saldım. 24 Temmuz itibariyle tatilim başlıyor, annemlere söz verdim bu yıl yazlıkta tüm yemekler benden :D
Dün dergileri karıştırırken bulduğum bir tarifi paylaşıyorum: Mezgit Dilimli Corzetti by Giada Fontana
Hazırlanış süresi : 30 ila 40 dakika / 4 kişilik

Püf Noktası : Domatesleri kaynar suyun içine koymadan önce, bıçakla üzerine çarpı işareti çizin. Böylelikle patlamayacaklardır. Bir tarifin içinde sarımsak kullanıyorsanız, sarımsağı sıvı yağın içinde sadece hafifçe pembeleşinceye kadar kavurun ve ateşten alın. Böylece yemeğin ince lezzeti korunmuş olacaktır. Hatta sarımsağın zarını üzerinde bırakabilirsiniz. Böylece ateş üzerinde aşırı uzun süre kalması halinde kömürleşmeyecektir.
Malzemeler :350 gr Corzetti makarna
400 gr mezgit balığı (dilimlenmiş)
4 adet domates
20 gr çekirdekleri çıkartılmış küçük boy siyah zeytin
1 diş sarımsak
20 gr dolmalık fıstık
Birkaç yaprak taze fesleğen

** Domatesleri 1 dakika boyunca kaynar suda haşlayın ve kabuklarını soyun.
** İçindeki çekirdekleri ayıklayın ve kalan kısmı küçük küpler haline doğrayın.
** Bir diş sarımsağı homojen bir karışım elde edinceye dek, az miktarda sıvıyağ içinde pembeleşinceye kadar pişirin.
** Balığı küçük küpler halinde kesin ve sarımsağın bulunduğu tavaya ekleyin.
** Balık, suyunu saldığında, sarımsağı tavadan alın ve zeytin, dolmalık fıstık ve küp şeklinde doğranmış olan domatesleri ekleyin.
** Pişirme işlemi sona erdikten sonra fesleğeni ilave edin. Tuz ve karabiber ekleyin.
** Bu sırada bir tencerede tuzlu suyu kaynatın. Makarnayı kaynar suyun içine boşaltın.
** Corzetti makarnanın suyunu süzün ve her yanına eşit miktarda malzeme dağılacak şekilde, tavanın içindeki balık ile karıştırın.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Düğün Hazırlıkları - IV ~ Gelinlik Denemeleri - II

Sonunda oldu!!!
Sonunda giydiğimde büyülendiğim, hayallere kapıldığım, hatta prova odasından çıkıp Türk Japon Vakfı'na gittiğim bir gelinlik buldum.. Aslında bu kadar çok beğendiğim 3 gelinlik oldu ama içlerinden biri.. ahhhhh biri...

Lafı hiiiiç uzatmadan Beyaz Butik'te denediğim gelinliklerin resimlerini koyuyorum:
Efendim, ilk gelinliğimiz Fransız tasarımcı Cymbeline'e ait olmakla birlikte sade bir gelinlik üzerine giyilen Fransız danteli ile hareketlendirilmiştir. Fransız danteli gelinliğe hem nostaljik, hem de elegant bir hava vermektedir. Yakından bakmak isterseniz tıklayınnn.Bu ilk gelinliği facebook'ta bir arkadaşımda görmüştüm 2 sene kadar önce ve kelimenin tam anlamıyla bayılmıştım.. Resmini bilgisayarıma indirdim falan, o derece. Cumartesi günü Beyaz Butik'e gitmeden önce de resmine bakıyordum, "şöyle birşey yok ki" düşüncesiyle. Derken, Beyaz Butik'te asılı gelinliklere bakarken elimi ilk attığım yerden bu çıktı.. Ben şok içerisinde kalakaldım. Giyince de çok ama çok güzel oluyor, içinde olmak muhteşem bir duygu.

Eveeeett, geldik ikinci gelinliğimize.. Hayallerimin, rüyalarımın gelinliğine. Ian Stuart imzalı
Nocturne isimli gelinliğimiz tafta kumaştan oluşuyor. Bu resimdeki basit görüntüsüne aldanmayın lütfen, aslı hem renk olarak hem duruş olarak çok çok farklı. Hele bir kuyruğu var, Allah'ımmmmm... İşte bunu giydiğimde prova odasından çıktım, Türk Japon Vakfı'nın yolunda yürümeye başladım, mumlar arasında. Ian Stuart modellerini tasarlarken, İngiliz Kraliyet ailesinden ilham alırmış. Zaten bu gelinliği giydiğinizde kendinizi prenses sanmamanız imkansız!!! Hem gösterişli hem de o kadar sade ki.. Eteği toplayan çiçeği mesela hiç mi hiç göze batmıyor, ben normalde öyle çiçek böcek sevmem çünkü... Saça takılan çiçek fazla tabi, ben onu takmam. Nikah bitip düğün faslına geçildiğinde de o kocaman eteği yukarıdan tutturuyorlar. Gelinlik öyle hafif öyle şık ki.. İnsan kendini gerçekten bir İngiliz Prensesi zannedebilir. Ah, bir not daha, elbise küçük küçük Swarovski taşlarla işli.

Üçüncü gelinliğimiz Demetrios'a ait bir model. Bu gelinliğin de havası, güzelliği apayrı, yani ilk ikisini görmesek bunu çok çok beğenirdik, belki tamam bile derdik. Ancak, diğer ikisinin yanında bu daha genç işi kalıyor, yani nasıl anlatsam, diğerlerinin ağır ve zarif bir tarafları varken, bu daha "oturmaya mı geldik" havasında bir gelinlik. Askısında yine Fransız dantelinden işlemeleri var; fakat bence askıya takılan çiçek o danteli kapatmış. Bu yüzden bunu seçecek olursam yakasındaki çiçeği takmayacağım.

Sevgilime resimlerini gönderdiğimde içlerinde en beğendiği üçüncü gelinlik oldu. Şimdi gelelim yorum bölümüne..

Beyaz Butik'te 1 Temmuz-31 Ağustos tarihleri arasında %70'e varan indirim olduğundan servet değerinde olan bu gelinlikler daha karşılanabilir tutarlara düşmüş; ancak yine de çok pahalı.. Biz bir terzi bulduk, kadın yıllarca Beyaz Butik'te terzilik yapmış, şimdi kendi yerini açmış. Annemin tanıdığı birkaç kişi de gelinliğini ona diktirmiş hep ve kadıncağız Beyaz Butik'tekilerin aynısını dikiyormuş. Şimdi tek umudumuz o kadın. Ondan olumlu ve uygun bir yanıt almayı umuyoruuummm...

Sevgilerr...

2 Temmuz 2010 Cuma

Minik Kukitooşşşş

İşte bu benim güzeller güzeli kızım, minik köpeğim Kukiş'im..

Kendisi 7 yaşında bir Coton de Tulear (Tulear'nın Pamuğu). 4 aylıkken bizim olmuştu, şöyle ki; Cafe Ankimizin aşçısının kızına bir yakını hediye etmiş bu küçücük köpeği; ancak onlar bakamayacaklarına karar vermişler ve sokağa bırakmak üzerelermiş. Bunun üzerine, Cafe Anki'nin tek köpeksiz sahibi olan anneciğim dayanamamış ve bizim olması için işlemlere başlamış; veterinere gitmiş, kontrollerini, aşılarını yaptırmış, gayet sağlıklı demişler. Biz hiçbirşeyden habersiz Kukiş'i severken ve gidecek gözüyle bakarken, tersine bizim olduğunu öğrendiğimizde çok sevinmiştik.

Kardeşim de, ben de daha önce köpeklerle haşır neşir değildik. Kukiş'le evde ilk yalnız kalışımda (geldiğinin 2.-3. günüydü, otorite kurmaya çabalıyorduk) koltukların üzerinden indirmeye çalışırken ve başarılı olamazken "Allah'ım bu hayvanla 10-15 yıl nasıl yaşayacağız" diye düşünmüştüm.. Ama geldi geçti işte koskoca 7 yıl...

7 yıl boyunca çok çilemizi çekti, taşınmamız ve evin tadilatı yüzünden 1 yıldan uzun süre veterinerde kaldı; ama her zaman hepimizin Biriciği oldu. Bu 7 yıl içerisinde yalnızca aşırı korumacılığına bir çare bulamadık. Eve gelen hatta evin önünden geçen herkese havlaması, ısırma çabaları, onları ısırmaya çalışırken bizi ısırması bizi çok çok üzüyor.

National Geographic'te bir program var;
Köpeklere Fısıldayan Adam. Cesar özellikle saldırgan ve sorumlu köpeklerle ilgilenip çok basit taktiklerle sorunların çözülmesini sağlıyor. Birkaç programdır davranış bozuklukları üzerinde duruyor ve 2 tür davranış bozuklukluğu olduğunu söylüyor: Saldırgan ve Korumacı-Bölgesel. 2. tür bozukluk daha çok köpeğin sahibinden kaynaklanıyor, yani köpek evde bir otorite eksikliği hissettiğinde veya aile köpeğin saldırmasından endişe ettiğinde, farkında olmadan yaydığı enerjiyle köpeğin korumasına ihtiyacı olduğunu yansıtıyor. Tabiki köpek de bu durumda "evimi ve ailemi korumalıyım" mantığıyla havlıyor, saldırıyor.

Bundan birkaç yıl önce Tarkan'a götürmüştük Kukiş'i. Kapıdan içeri girince tasmasını açmamızı istemişti. Etraf köpek ve insan kaynıyor ama... İlginç bir şekilde Kuki onlarla oynamaya, koklaşmaya başladı. Hatta Tarkan çok direkt bir şekilde "Kuki'nin eğitilecek bir tarafı yok, sizin eğitime ihtiyacınız var" demişti. Ve hatta, Kuki tasması açık dolaşırken içeriye iki müşteri girmişti, Kuki onları da kokladı, döndü arkasını gitti. Ne zaman ki biz tasmasını taktık artık eve dönmek için, aynı iki müşterinin yanından geçerken havlamaya başladı.

Bu şuna çok güzel bir örnek, köpek yetiştirmek çok büyük sorumluluk gerektiren bir konu; ancak dolaştırırken, başkalarının yanında onu mu ısırır, buna mı birşey yapar diye tedirgin olmayacaksın.. "Köpek bu kardeşim, ısırır da, havlar da.. Korkuyorsan yanına yaklaşma" tavrında olacaksın.. Niye "bir şey yapmaz" tutumundaki insanların köpekleri gerçekten bir şey yapmaz? Çünkü adam sakiinn, umursamaaazz, oooh kebap!!

Biz böyle olamıyoruz; ama, ilk günden beri.. Hem dışarıya hem Kuki'ye karşı davranışlarımız dengesiz. Mesela şu an evdeki herkes Kuki'ye farklı bir mesaj veriyor, bir yandan otorite altında ezilip, bir yandan baştacı oluyor ve tabiki kafası karışıyor. İşte bu duruma son vermek istiyoruz, fakat nasıl yapılacağını bilmiyoruz, çok mu geç kaldık onu da... :(

29 Haziran 2010 Salı

Düğün Hazırlıkları - III ~ Gelinlik Denemeleri

Eveeet, adım adım ilerlediğimiz hazırlık sürecindeki en önemli aşamalardan birindeyiz; gelinlik denemeleri. 20 Haziran Pazar günü Akay Gelinlik'e, geçtiğimiz cumartesi günü de Pronovias'a gittik. Akay'da ilk kez gelinlik deneyecek olmam sebebiyle çok çok heyecanlıydım ve önümüzde Pronovias provaları olduğu için "burada genel bir fikir edinirim sadece" düşüncesindeydim biraz. Ancak hiç öyle olmadı.

Kapıdan girer girmez galoşlarımızı giydik, benden ayrıca gelinlikleri denemeden önce ellerimi yıkamamı rica ettiler. Bence çok güzel bir düşünce, yani orada duran gelinliklerin örnek bile olsa yine de çok özel olduğunu ve hassas davranmamız gerektiğini hissettiriyor. Hemen karşılaştırma yapmak istemiyorum ama Pronovias'ta cumburlop kabine daldık ve görevli kızın o gelinlikleri bir çıkarıp geri kılıfına sokuşu var, anlatamam.. Zaten denenen gelinliklerin hepsinin bir yerleri sökülmüştü, öyle ki yere düşen bir dantel parçasını alıp çantama attımm :D

Evet Akay'da ellerimizi yıkadık, gelinlikleri seçmeye başladık. Görevli bayanın yönlendirmeleri o kadar yardımcı oldu ki.. 5-6 gelinlik seçtim sanırım ve sırayla denemeye başladım. İlk giydiğim elbise bemmmbeyaz bir gelinlikti, tek omzunda tülden bir bant vardı, o bant omzun arkasından yere kadar uzanıyordu, kumaşı danteldi. Hepimiz çok çok çoook beğendik. Bu tarz bir gelinlik daha denedim, o daha az kabarıktı, üs kısmı çok şıktı, eteğinde de farklı farklı aplikeler vardı. Annemler bu gelinliği daha çok beğendiler; fakat eteğindeki aplikeler benim içime sinmedi bir türlü. Sonuçta Akay'dan kafamızda 2-3 modelle çıktık.

Bu Cumartesi Pronovias'a gittiğimizde benim Cuma gününden hazırladığım 24 modellik listem vardı elimde. Tabi modellerin hepsini deneme niyetinde değildim; ama kız listeye bakari şunlar şunlar size uymaz, şu daha iyi oulr diye listeyi 6-7 modele indirir diye tahmin ediyordum. Peki gittiğimizde nooldu? Kız listeme baktı, "yalnız bunların çoğunluğu elimizde yok" dedi. Bir kısmı satılmış bir kısmı ise Türkiye'ye gelmemiş bile.. Zoraki, 3-4 model varmış ellerinde onları getirdi, ben denerken hiçbir yorum yapmadı, yönlendirmede bulunmadı. "Bu içimize sinmedi" diyoruz, "ben başka bir model getireyim" diyor hemen. Yani getirsin tabi de insan bir yönlendirir, bunun burası size uydu, burası uymadı, uzun gösterdi, kısa gösterdi, şişman gösterdi vs vs...

Prova yaptığımız oda deseniz minnacık, bir tane ayna var ama ben kabinden çıkıp da yüzümü annemlere dönünce ayna arkamda kalıyor. Platform zaten yok, o kadar farkettiriyor ki gelinliğin duruşunu..

Neyse, denediğimiz onca gelinlik arasında bir tanesini beğendik sonunda, resmi yandadır. Bu gelinliği duvağıyla falan beraber giydim ve gerçekten çok hoşumuza gitti. Ancaaak konu maliyete gelince, epey tuzlu çıktı.. Akay'da örneğin tek fiyat veriyor ve içine gelinlik, duvak, kese, herşey dahil. Pronovias'ta gelinlik için 4 haneli epey bir Euro istedi, duvak ayrı 3 haneli Euro, diğer herşey de ekstra işte. Sonuçta değer mi diye sorarsanız hiiiiç ama hiç değmez, kusura bakmasınlar. Maliyet konusunda bir not daha, Akay'da Eylül ayına kadar Digitürk'lülere %30 indirim var ve inanın fiyatlarda çok farkettiriyor.

Bu haftasonu ise La Bianca Butik ile randevumuz var. Orada yabancı tasarımcıların modelleri fazla olduğu için merak ediyorum. Şimdilik randevu almadığım sadece Beyaz Butik kaldı, eskiden beri önünden geçerdik hep, gitmezsem kurduğum hayallere ayıp olacak :)

Bu arada tarihimiz 2 Ekim, duyduk dumadık demeyiiiiinnn!!! :))))))))))

18 Haziran 2010 Cuma

Düğün Hazırlıkları - II

Birkaç haftalık düşünmeden sonra düğün formatımızı nikah + kokteyl yapmaya ve organizasyonu Türk Japon Vakfı'nda düzenlemeye karar verdik. Böylece düğün listesindeki en önemli başlık halledilmiş oldu. Şimdi sırada ikinci en önemli başlık olan gelinlik var.

Bu haftasonu için Akay Gelinlik'ten, sonraki haftasonu için de Pronovias'tan randevu aldım. Aslında gelinlik için astronomik rakamlar harcamak istemiyorum, sonuçta hep konuştuğumuz şey, bir gece için o kadar para harcanacağına evimize bir üst kalite ürün alırız 20 yıl kullanırız; ama insan bir yandan da güzel olsun istiyor, unutulamasın istiyor. Bakalım artık bu iki ucun arasındaki en makul noktayı bulmak önemli olan.

Randevular içinse akşam bilgisayarı elimize almalı, beğendiğimiz modellerin isimlerini teker teker yazmalı, yoksa oraya gidip bulup seçmenin imkanı yok.

Bu arada düğünle ilgili Sevgilime bir sürprizim var; ama henüz söyleyemem.. Yani sürprizi düğün günü öğrenmeyecek tabiki; ama şu an araştırma safhasındayım. Araştırmalarımdan azıcık sonuç alır almaz söyleyeceğim ona da, daha çoooook zaman var nasıl olsa :)

Bu aşamada aileler de davetli listelerini oluşturmakla meşgul. Davetli listesi işine ne kadar erken başlarsak o kadar iyi, çünkü unutulan birileri oluyor mutlaka. Listemiz gözümüzün önünde dursun ki, gidip gelip bakalım, aklımıza gelenleri ekleyelim.

Düğünle ilgili hoş bir düşüncemiz daha var, bizimle ilgili bir web sitesi oluşturmak istiyoruz ve düğünle ilgili herşeyi (öncesi ve sonrası) oraya aktarmak. Sevimli birşey olur diye düşünüyorum, davetiyelerin altına da adresi yazarız artık :D

Ahh, ne desem aklıma başka şeyler geliyor, daha davetiye basılacak, eşyalar var, Allah'tan evimiz hazır; ama onun da tadilatı var, vs. vs. Telaşlanmalı mıyım yoksa heyecan yapmadan yavaş yavaş herşeyi halledebilecek miyiz emin olamıyorum..

15 Haziran 2010 Salı

Eğlencelik ~ Okumalık

Blogunuzu internetten değil de bir kitap gibi elinizde, sayfa sayfa çevirerek okumak hoş olmaz mıydı? İşte böyle bir site buldum. Tasarımlarım için sıklıkla yararlandığım The Cutest Blog on the Block sitesinin yeni hizmeti Blog Books.

Kitabınızı pdf formatında da bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz; ancak tüm bu servisler maalesef ücretli.
Yine de çok eğlenceli birşey..

10 Haziran 2010 Perşembe

İntikam

Sen misin Stieg Bey'in kitabı için laf eden, o da böyle rüyalarına girer, bütün gece seni peşinde koşturur işte!..

Dün gece rüyamda bir okuldayım (TED'in pazar günü yapılan Kurufasulye Günü'nden kaldı herhalde aklımda), orada mı çalışıyormuşum, öyle birşey... Bir şekilde etrafta bir olay olduğunu farkediyorum ve bütün gece o olayı kimin yapmış olabileceğini bulmaya çalışıyorum. Otellere mi gitmedim, uçan arabalara mı binmedim, Sevgilim İsrail protestolarına mı katılmadı elinde meşaleyle!! Çok eğlenceliydi anlayacağınız, tam bir curcuna.

Neyse uyanmama yakın katili buldum da içim rahat etti bari. Katil meğerse kitaptaki karakterlerden birisiymiş, hani üzerine dövme yapılan.. O dövmeyi de kelimesi kelimesine gördüm wallahi.

Sonuç itibariyle ben bu kitaptan rüyamda görecek kadar etkilenmişim demekki. Uluslararası Bestseller olunca böyle mi oluyor acaba??

Peki bu ayakkabılar çok güzel değil miii???

9 Haziran 2010 Çarşamba

Bu "Uluslararası Bestseller" Ne Oluyor Kuzum??

Evet gerçekten de ne oluyor??
Şu sıralar yalnızca yeni bir pazarlama taktiği olduğunu düşünüyorum, kimse kusura bakmasın.

Dün akşam Stieg Larsson'un Ejderha Dövmeli Kız kitabını bitirdim. Bu kitap Millenium isimli bir üçlemenin ilk kitabı. Dünyanın her yerinde fırtınalar koparmış, okurken nerde olduğunuzu unutuyormuşsunuz, keşke başlamasaydım diyormuşsunuz falan filan. Ben çok fazla gerilim, cinayet kitabı okumam, altyapım daha çok CSI, CSI:Miami, Criminal Minds, Medium ve Monk'tan oluşmuştur. Bu türde okuduğum kitaplar Dan Brown kitapları, Grangé'nin Kızıl Nehirler'i ve belki 1-2 kitap dahadır. Şimdiye kadar bu kitaplar içerisinde beni en çok etkileyen Dan Brown kitapları olmuştur. Ejderha Dövmeli Kız ise (Stieg Bey de rahmetli oldu, şimdi arkasından konuşmak olmaz ama) güzel kurgulu, sağlam altyapısı olan (özellikle teknoloji ve bankacılık konusunda) orta seviyede sürükleyici bir macera kitabı.

Kahramanımız bir gazeteci ve mesleğindeki bir takım gelişmeler sonucu medyadaki popülerliği istemediği yönde artınca kendini 40 yıldır çözülemeyen bir cinayetin ortasında buluyor. Aslında konu ilginç, farklı noktalardan ipuçlarını toplayarak olayı sonuca ulaştırıyorlar. Yazar bu kitabı oluşturmak için çok çaba sarfetmiş ve araştırma yapmış; ama bana göre Uluslararası Bestseller olması için başka birşey olmalı, yani okurken waaaooww dedirtmeli falan. Bilmiyorum, bu dizileri izlemekten, her gün farklı senaryo görmekten hiçbir cinayete şaşırmaz mı oldum ne!!??

Benim için kitabın en heyecanlı yeri ise son 100 - 150 sayfasıydı. Orada gerçekten farklı bir kurgu, heyecan, sürükleyici birşey vardı. Ya bir de kahraman kızdım, bu kadar uğraştın olayı çözdün, o emniyet müdürüne de bi alo deyip anlatsana, adamın ömründen ömür gitmiş...

Her zaman olduğu gibi okuduğum için mutluyum, serinin devamını da okurum; ama international bestseller???

5 Haziran 2010 Cumartesi

Misyon

Bir inanışa göre her insan bir misyon ile gelirmiş dünyaya. Bu söz bana da çok mantıklı ve doğru geliyor ve tabi dolayısıyla kendiminkini düşündürtüyor, özellikle de doğumgünümün yaklaştığı şu günlerde..

Ben aslında dünyaya gelmek konusunda pek istekli değilmişim. D.Ö. (Doğumdan Önce) 4. ayımda düşme tehlikesi geçirmişim ve bu nedenle annem hamileliğinin kalan süresi boyunca yataktan kalkamamış. Kendimi bilecek yaşa gelene kadar birkaç tehlike daha atlatmışım. İlkokul - ortaokul yıllarımda hep isterdim ki bu yaşadıklarımız bir rüya olsun, biz herşeyi önceden görüyor olalım, sonra gözümüzü beşikte açıp en baştan, daha bilinçli yaşayalım. Gerçekten de böyle olsa daha iyi olmaz mıydı? Dersimiz "Introduction to Life" :)))

Ama madem ki isteyerek veya istemeyerek geldik bu dünyaya, bir işe yarayıp öyle gitmek gerek değil mi? Düşünüyorum, Ankara'nın en iyi okullarında okudum, öyle baştan savma da değil ama ciddi ciddi okudum, e bugüne kadar gezdik gördük birşeyler, okuduk, düşündük, bunların hepsinin bir sonucu, ulaşacağı bir nokta olmalı değil mi? Ben bunları, şunu başarmak için yaptım diyebilmeli insan. Bu düşünceler her zaman aklımın bir köşesinde vardır; fakat Türkan Saylan'ın hayatını anlatan Türkan kitabından sonra daha yoğun açığa çıkmaya başladı. O kadar yoksunluğun, derdin tasanın içinde tek başına mucize gerçekleştiren bir insan. Bir ülkenin kaderini değiştiren, bir hastalığı ortadan kaldıran çok özel bir insan. Kendisi başlı başına mucize olan bir insan..

Biz de bu kadar teknolojinin, bilimin olduğu bir dünyada nefes alıp veren sade vatandaşlar. Göbeğini kaşıyan adamın bir kademe üstü...

İşte bu hayat bir rüya olsaydı, uyandığımda kendimi beşiğimde bulacak olsaydım başka düşünürdüm, başka davranırdım, farklı yapardım. Bu hayatımda güvendiğim, o yönde plan yaptığım şeylerin geçici, güvenilmez olduğunu bilirdim, üniversitede farklı bir bölüm okurdum en basiti; ancak daha cesur olur muydum bilmiyorum. Bir hayali gerçekleştirebilecek, itiraz edebilecek ve arkasında durabilecek kadar cesur.

Veya bulabilir miydim acaba misyonumun ne olduğunu?

Neyse, happy coming birthday to me bari....